
Yıllardır üniversitelerin gündemin baş maddesi olma özelliğini korumaları, herhalde bir sağlık işareti değildir. Ülkemizde şaşırtıcı şekilde genel siyasi gelişmeler ile üniversite sisteminin gelişmesi arasında bir paralellik var.
Üniversite sistemine yapılan en radikal müdahale 12 Eylül yönetimi sırasında olmuştur. Hala uygulamada olan YÖK sistemi bu dönemin bir ürünü olarak yasalaşmış ve 1982''den bu yana üniversite sistemini yönlendirmektedir. 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler, siyasi kaosun ve terörün faturasını kestikleri kesimlerden biri de üniversiteler olmuştur.
12 Eylül öncesindeki terör ve anarşik hadiselerin mekanlarından birinin üniversiteler olduğu, bu olaylara üniversite öğrencilerinin yoğun şekilde karıştıkları doğrudur. Kurum olarak terör ve anarşik olaylarda üniversitenin yer alması ile üniversite öğrencilerinin karışması arasındaki farklılığın gözden uzak tutulmaması gerekirdi. Ama olan oldu ve kurulun YÖK sistemi köklü bir düzenleme getirerek yükseköğretim sistemini yeni bir çatı altında topladı.
YÖK sisteminin artıları eksileri çok tartışılmıştır, halen de tartışılmaktadır. YÖK sisteminin üniversitelerin yönetimi ve yönetim mercilerinin belirlenmesi konusunda getirdiği yenilik, bu sistemin yumuşak karnını oluşturmuştur; bu sistem 12 Eylül yönetimi sırasında haklı gerekçelere dayandırılmış olabilirdi, ama aradan şu kadar yıl geçtikten sonra bile bunun olduğu gibi sürdürülmesinin haklı bir gerekçesinin bulunması imkansızdır. Bugün YÖK sistemi içinde özerkliğin fazla bir anlamının olmadığını herkes söylemektedir.
Sivil yönetime geçildikten bu yana bütün iktidarlar YÖK sisteminde şikayet konusu olan hususlarla ilgili olarak değişiklik sözü vermiş, hükümet programlarına sistemin ıslahı ile ilgili hükümler koymuş ve iyileştirilmesi yönünde irade beyan etmişlerse de maalesef hiç biri gerçekleşmemiştir. İlgili kanunda bazı ufak tefek değişiklikler yapılmışsa da bunların hiç birisi şikayetleri önleyici nitelikte olmamıştır. Mesela başta üniversite rektörlerinin atanmasında ilgili üniversitenin öğretim üyeleri tamamen dışlanmışlardı; daha sonra yapılan küçük bir değişiklikle öğretim üyelerinin altı aday belirleme hakkı getirilmiştir.
Bu sistemin ne sıkıntılara sebep olduğu bugünlerde İstanbul Üniversitesi''nde yaşananlarla bir kez daha kamuoyunun gözleri önüne gelmiştir. İki yıldır yaşanan baskılar ve keyfilikler sonunda ard arda gelen istifalara dönüşmüştür. Bu olaylar karşısında YÖK''ün hiçbir şey söylememesi dikkat çekicidir.
Bugünlerde YÖK sistemini yeniden düşünmeme sebep olan iki husus oldu; biri İstanbul Üniversitesi''ndeki gelişmeler, diğeri ise bir ara benim de görev yaptığım Uludağ Üniversitesi''nde YÖK sistemi içinde yaşanan gelişmeleri anlatan Prof. Dr. Sami Güven''in YÖK DÜZENİNDE BİR KIŞLA ÜNİVERSİTE (Ezgi kitabevi yayınları, Bursa 1996) adlı kitabı okumam.
Doksanlı yılların ortalarına kadar Uludağ Üniversitesi''nin YÖK sistemi içinde yaşadığı gelişmeleri, sıkıntıları, linçleri, harcamaları, iftiraları, dedikoduları bir hatırat üslubu içinde anlatan Sami Güven, bu çalışma ile üniversitelerde olup bitenlerden habersiz okuyucuları bilgilendirmiştir. Bu üniversitede olup bitenlerin bir kısmına şahitlik eden ben bile, Güven''in anlattıklarından hayrete düşmekten kendimi alamadım. İnsan "bu kadar da olmaz ki!" diyor, ama hepimiz biliyoruz ki akla gelmedik nice şeyler gözlerimizin önünde olup bitmektedir. Müdahaleyi bir tarafa bırakalım artık öylesine kanıksıyoruz ki ilgisiz ve duyarsız davranıyor ve görmemek, duymamak, hatırlamamak yoluyla kendimizi kurtardığımızı sanıyoruz.
Üniversitelerin sorunlarını nispeten anlamak için Sayın Güven''in kitabı iyi biri materyal olabilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.