Öncesi ve sonrasıyla Cumhuriyet...

00:0030/10/2008, Perşembe
G: 2/09/2019, Pazartesi
Davut Dursun

85. yıldönümünü kutladığımız "cumhuriyet"e ilişkin değerlendirmelerde cumhuriyet öncesiyle kıyaslama yolunun sıkça tercih ediliyor olması ve adeta bu iki dönemin birbirinin tam karşıtı bir tablo olarak sunulması bize özgü bir toplumsal tarih ve geçmiş problemimize işaret etmektedir. Cumhuriyetin erdemlerini ve kazanımlarını ortaya koyarken başvurulan bu yöntemin kendi içerisinde ne kadar sorunlu olduğunu görmek için çok özel çaba göstermek gerekmiyor.Cumhuriyetin erdem ve kazanımlarını önceki devlet

85. yıldönümünü kutladığımız "cumhuriyet"e ilişkin değerlendirmelerde cumhuriyet öncesiyle kıyaslama yolunun sıkça tercih ediliyor olması ve adeta bu iki dönemin birbirinin tam karşıtı bir tablo olarak sunulması bize özgü bir toplumsal tarih ve geçmiş problemimize işaret etmektedir. Cumhuriyetin erdemlerini ve kazanımlarını ortaya koyarken başvurulan bu yöntemin kendi içerisinde ne kadar sorunlu olduğunu görmek için çok özel çaba göstermek gerekmiyor.

Cumhuriyetin erdem ve kazanımlarını önceki devlet sisteminin çeşitli sorunlarını ileri sürerek meşrulaştırmaya çalışmak basit bir kurnazlık gibi. Nerede ise bir asra yaklaşan cumhuriyet döneminde elde edilmiş ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeleri öne sürerek cumhuriyetin erdemini ispatlama yoluna gitmek çok sağlıklı bir yöntem gibi gözükmüyor. Pek çok kişi cumhuriyetin ilk yıllarında şu kadar kilometre demiryolu, şu kadar kilometre karayolu, şu kadar sanayi üretimi, şu kadar nüfus gücü vb. vardı; bugün cumhuriyet sayesinde şuralara geldik şeklinde bir kıyaslama yapıyor. Bunlar cumhuriyetin kazanımlarıdır, şeklinde bir haklılaştırma yoluna gidiyor. İster istemez bu yöntemi tercih edenlere dönüp şu soruyu sormak gerekiyor: Varsayalım ki cumhuriyet ilan edilmemiş ve saltanat rejimi devam ediyor olsaydı ekonomik, sosyal ve siyasal alanda hiçbir gelişme olmayacak mıydı? Bu alanlardaki gelişmeyi cumhuriyetle açıklamak, İngiltere, Belçika, Hollanda gibi örnekler dururken ne kadar mümkündür? İngiltere''nin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmeleri kraliyetin varlığına rağmen nasıl gerçekleşiyor? Bu tür soruların elbette makul ve anlamlı cevaplarını bulmak mümkün değil. Cumhuriyeti ekonomik gelişme kalemleriyle izah etmek gibi absürt bir şey olamaz.

Cumhuriyetin başarılarını toplumu özgürleştirme, demokratikleştirme, refahı artırma ve daha insanca bir hayat yaşatma ve bireyleri herhangi bir ayrım gözetmeksizin siyasal süreçlere aktif olarak katabilmedeki başarısıyla değerlendirmek gerekiyor. Eğer bugün bir muhasebe yapacaksak temel insan haklarının yaygınlaştırılması, bireylerin özgür ve eşit, herhangi bir ayrıma tabi tutulmaksızın onurlu birer vatandaş olmaları yarışındaki başarısıyla ölçmek gerekiyor. Mesela cumhuriyet öncesinde şu şu siyasal katılım kurumları yoktu, cumhuriyetle birlikte bunlara kavuşmak mümkün oldu, diyebiliyorsak bu önemlidir.

Bu noktada cumhuriyetin, temelde Osmanlı son döneminde başlatılan siyasal, ekonomik ve kültürel modernleşme sürecinin bir devamı olduğunu, cumhuriyetin yeni bir halka olmakla beraber öncesiyle tamamen farklı bir şey olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Cumhuriyetle birlikte anılan temsili sistem, anayasalı sistem, rekabete dayalı siyasal sistem, parlamenter rejim, temel haklar ve özgürlüklerin temini gibi hususlar Meşrutiyetle birlikte gündeme gelmiş ve hayata geçirilmiştir. Bilindiği gibi anayasa 1876''da ilan edilmiştir. Anayasa ile birlikte temsili sistem kurulmuştur. Meclis-i Mebusan seçimleri yapılmış ve temsili kurum olarak toplanmıştır. Siyasal partiler 1908''den itibaren kurulmuş, rekabete dayalı seçimler yapılmış, parlamenter rejim kurulmuştu. Cumhuriyetle birlikte bu kurumların gündeme gelmesi söz konusu değildir. Hatta pek çok idari ve kanuni norm Osmanlı döneminden cumhuriyete intikal etmiştir. Mesela Osmanlı döneminde yapılan seçim kanunu, bazı değişikliklerle 1943''e kadar devam etmiştir.

Cumhuriyetin en önemli niteliği olan "modern ulus devlet"in inşası sürecinin de bütünüyle cumhuriyetle birlikte gündeme geldiğini söylemek mümkün değildir. Özellikle İkinci Meşrutiyet dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki iktidarı, ulus devlet kurma yönünde ciddi adımlar atmış ve önemli politikalar izlemiştir. Mesela bu çerçevede "milli iktisat" politikasının ve milliyetçi nitelikteki faaliyetlerin altı çizilebilir.

Netice olarak Cumhuriyet, Falih Rıfkı Atay''ın ifadesiyle ne Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında, ne de "Eski Türkiye''de hiçbir zaman Cumhuriyetçilik diye bir fikir akımı olmamışsa" da Osmanlı son döneminde başlatılan modernleşme hareketinin bir devamı ve yeni bir halkası olarak 20.yüzyılda Türkiye''nin devlet şekli olarak belirlenmiş ve her alandaki çağdaşlaşma idealinin sembolü olmuştur. Cumhuriyeti asıl önemli ve anlamlı kılan gelişme ise 1945''ten sonra çok partili demokrasi ile bütünleştirilmesidir. Demokrasi ile taçlandırılan bir cumhuriyet herkesin temel özlemidir.