"Özgürlük" mü, "Bağımsızlık" mı?

00:0029/10/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Dücane Cündioğlu

Bir kural vardır: "Telefonunuz dinlenmiyor olabilir, fakat siz yine de telefonunuzun dinlendiğini varsayarak konuşun!"Bu kural, komplo teorilerine meşrûiyet kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda insanı, ardındaki nedenler tahmin edilemediği için açıklamakta güçlük çekilen politik olayları birer rastlantılar yumağı halinde görmek safdilliğinden de kurtarır. Türkiye''de olup bitenler (!) birer "rastlantılar yumağı" görüntüsü kazandıkça, yorumcuların çoğunluğu, akla ilk gelen açıklamalara başvurmak kolaycılığına

Bir kural vardır: "Telefonunuz dinlenmiyor olabilir, fakat siz yine de telefonunuzun dinlendiğini varsayarak konuşun!"

Bu kural, komplo teorilerine meşrûiyet kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda insanı, ardındaki nedenler tahmin edilemediği için açıklamakta güçlük çekilen politik olayları birer rastlantılar yumağı halinde görmek safdilliğinden de kurtarır. Türkiye''de olup bitenler (!) birer "rastlantılar yumağı" görüntüsü kazandıkça, yorumcuların çoğunluğu, akla ilk gelen açıklamalara başvurmak kolaycılığına düşerler: halk düşmanlığı, devlet düşmanlığı, din düşmanlığı, jakoben devlet, cahil halk, beceriksiz yöneticiler, insan hakları, eğitimsizlik, özümsenememiş demokrasi, şeffaf devlet, sivil insiyatif, aslanlar, kaplanlar, kartallar, serçeler, vs... Bu, olup bitenlerin nedenlerini ülke içinde (kendi içinde) aramayı itiyad haline getirenlerin içine düştükleri bir tuzaktır; zira hiçbir siyasî hâdise -özü gereği- rastlantısal olamaz; olup bitenler, hep bir irade, daha açıkçası farklı iradelerin kesişmesinin/çatışmasının sonucunda tezahür eden bir irade doğrultusunda olup biter. Binaenaleyh baştaki kural gereğince, işlerin böyle olduğu ispatlanamasa bile, onların böyle gerçekleştiğini düşünmek zarureti vardır.

Bir düşünelim bakalım, İslâmcılar, Türkiye''nin AT''a girmesine karşı çıkarlarken niçin şimdi AT yanlılığının bayraktarları arasındalar? Elbette özgürlüklerine kavuşmak amacıyla... Peki ülkenin bağımsızlığı? (Bu hengâmede bağımsızlığı düşünen mi var: önce özgürlük!)

Kemalistler ise, özgürlükleri umursamaz görünüyorlar; onlar için önemli olan bağımsızlık! Bu nedenle bağımsızlığımız tehlikedeyken özgürlükmüş, insan haklarıymış, hoşgörüymüş, halka/halkın inançlarına saygıymış... ülkenin bu tür lüksleri olmadığına inanıyorlar. (Bu hengâmede özgürlüğü düşünen mi var: önce bağımsızlık!)

Cumhuriyet tarihinin başa çıkmak zorunda bırakıldığı en büyük çelişki budur: ya "devletin bağımsızlığı", ya "halkın özgürlüğü"... Bir yanda: "Devlet bağımsız olmadıktan sonra halkın özgürlüğü neye yarar?" diyenler, diğer yanda: "Halk özgür olmadıktan sonra, devlet bağımsız olsa ne olur, olmasa ne olur?" diyenler.

Milli Mücadele, bağımsızlık konusunda ittifak eden iradelerin başarısıydı. "Önce vatan" denmişti: Bağımsızlığın sürdürülmesinin özgürlüklerin feda edilmesine bağlı olduğunu düşünenler, devletin bekası için özgürlükleri biçmekte tereddüd etmediler. Aynı çelişki bugün de yaşanıyor: 28 Şubat''tan bu yana bağımsızlık adına özgürlükler budanıyor... Devletin derininde yer alan irade, Menderes döneminden de, Özal döneminden de hiç hoşnut olmadı ve bu nedenle her iki dönemi de "hiç yaşanmamış"a döndürdü. Çünkü Menderes ve Özal dönemlerinde, halkın özgürlük alanı alabildiğine genişlemiş, buna karşın devletin bağımsızlığı alabildiğine azalmıştı.

Ne garip değil mi, bu topraklarda halk olarak özgürlüğümüzün artması, devlet olarak bağımsızlığımızın azalmasıyla mümkün olabiliyor; devletin bağımsızlığı konusundaki hassasiyetlerin artması da halkın özgürlüklerinin azalmasına yol açıyor; tıpkı biri yükselirken, diğeri alçalan bir terazinin iki kefesi gibi.

İslâmcılar, devletin baskıları karşısında bunalınca, özgürlüklerini elde edebilmek umuduyla AT yanlısı olmaktan ve tabiatıyla, baskıya maruz kalan diğer muhalif gruplara yanaşmaktan kaçınmıyorlar. "Ben Tanrı''ya inanmam ama..." diye söze başlayan aydın takımına kucak açmalarının en önemli nedeni de işbu baskı ortamı... Yönetilenlerin özgürlük arzusu, yönetenlerin bağımsızlık iradesine galebe çalıyor.

Biri arzu, diğeri irade... Ne olup bittiğini anlamayanlar arzu''nun çekiciliğine râm olurken, anlayanlar ise irade''nin gücü yanında yer alıp hoşgörüsüz görünmekten kaçınmıyorlar. (Bir düşünün bakalım, hangileri daha sevimli: Emin Çölaşan, Fatih Altaylı gibiler mi? Yoksa Mehmet Altan, Gülay Göktürk gibiler mi?)

Özgürlük istemi bizi bir tarafa sürüklerken, Bağımsızlık istemi başka bir tarafa sürüklüyor. Kavalcılar farklı, davet ettikleri köyler de farklı... Hangi yöne gidersek gidelim, sonuç itibariyle kendi aklımızın, kendi siyasetimizin, kendi irademizin doğrultusunda gitmiş olmuyoruz; bilakis duygularımızın peşinden sürükleniyoruz, kısa süreli duyguların...

Bu arada, "hem bağımsızlık, hem özgürlük yanlısı olunamaz mı?" diyenlerin sayısı artmaya başlarsa, akla gelecek ilk ihtimal şudur: "Demek ki Almanya (özgürlük) ile Amerika''nın (bağımsızlık) dışında yeni bir güç merkezi daha ortaya çıkmış..."