Yazarlar Cemal Hocanın kiracıları

Cemal Hoca’nın kiracıları

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

İstanbul’un çeşitli camilerinde yaptığı vaazlarla, tadına doyum olmayan sohbetlerle cemaatini hem bilgilendiren, hem tebessüm ettiren bir hoca efendi vardı. Kürsi vaizi diye büyük bir şöhret kazanan bu muhterem zat Alasonyalı Hacı Cemal Efendi idi. İlmiyle, irfanıyla tanınan Cemal Hoca aynı zamanda tam bir İstanbul efendisiydi. Kerimesi Hikmet Öğüt de babasının yolunda giden ve onun hatıralarını yaşatan mükemmel bir hanım efendiydi.

Ben Cemal Hoca’ya yetişemediysem de bu vefalı kızıyla defalarca görüştüm. Ayrıca Beşiktaş’taki evine birkaç defa gidip muhterem pederiyle ilgili birçok hatırayı dinledim. Bunların bir kısmına, “Maziye Bir Bakıver” isimli kitabımda “Hikmet Anne’den Dinlediklerim” başlığıyla yer verdim.

Adı geçen yazımdan şu birkaç satırı -teberrüken- iktibas etmek istiyorum:

“Hikmet Anne, babasının ne kadar nazik, kibar ve ince düşünceli bir İstanbul Efendisi olduğunu anlatırken şunları söylemişti: Beşiktaş’taki evimizin bahçesinde eski bir bina vardı. Onu biraz düzene sokup bölümlere ayırdık ve kiraya verdik. Orada oturan kiracılarımız sık sık evimize gelir, misafirimiz olurlardı. Yine bir gün bizde otururken başka bir tanıdığımız daha geldi ve onların kim olduğunu sordu. Ben de, ‘Bunlar bizim kiracılarımız’ dedim. Babam, bunu duyunca beni çağırdı ve dedi ki:

Yavrum, hiç öyle söylenir mi? Misafirlerimiz demeliydin. Kiracılarımız sözünde bir gurur ve enaniyet var!

Sen bu sözünle onları mahcup etmiş olabilirsin. Halbuki Allah bu nimeti bize başkalarına üstünlük taslamak için vermedi. Olsa olsa, nimete şükretmek gerekir. Ben de ileriki zamanlarda onlara daha yakın davrandım ve kat’iyen kiracılarımız lafını etmedim.”

Geçen gün Ümraniye’deki kitap fuarına gittim. Kubbealtı standında yeni çıkan kitaplara bakarken merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın “İnsan ve Gerçek” isimli eseri dikkatimi çekti. Daryal Hoca’nın radyo sohbetlerinden oluşan kitabının sayfalarını çevirirken “Hikmet Öğüt” ismiyle karşılaştım. Hem Hikmet Anne’yi, hem Ali Murat Daryal Hocayı yakından tanıdığım ve ikisine de saygı ve muhabbet duyduğum için derhal aldım. Estağfurullah görevli arkadaşlar hediye ettiler. Hediyenin hediyesi olmak üzere ben de sizlere Daryal Hocamız ile Hikmet Öğüt Annemiz arasında geçen konuşmalardan birkaç hikmetli ve ibretli cümle nakletmek istiyorum:

Evvela şunu belirteyim. Merhum Cemal Hoca’nın bir özelliği de cami sohbetlerini zarif fıkralarla, güzel nüktelerle süslemesiydi. Onun bu üslubu cemaati hem gülümsetiyor, hem de sözlerinin daha iyi anlaşılmasına vesile oluyordu. Bazı meslektaşları onun bu tarzından hoşlanmayıp sen cemaati kaçırmak mı istiyorsun hoca efendi, diye sitemde bulunuyorlarsa da merhum yine bildiği gibi hareket ediyordu. Cemaatin kaçırılmasını bir yana bırakın, vaaz ettiği camiler dolup taşıyordu. Sohbetlerini dinlemeye koşan hanımların sayısı da hayli fazlaydı. Yakın tarihimizde hanımların çok ilgi gösterdikleri iki hoca efendiden biri işte bu Alasonyalı Hacı Cemal Efendi, diğeri de merhum Gönenli Mehmet Efendi idi. Muhakkak ki, bu özelliğe sahip olup da benim bilmediğim başka din görevlilerimiz de vardır.

Daryal Hoca, Cemal Efendi’nin bu yönünü anlatırken şöyle diyor: Rahmetlinin çok başarılı bir usulü vardı. Günümüzde Amerika bu usulü tatbik ediyor. Amerika’da, konferans salonuna giren konuşmacı, kürsüye çıkar çıkmaz kendisiyle dinleyiciler arasındaki soğukluğu gidermek -neredeyse yine kendisiyle alay edercesine- önce bir fıkra anlatıyor. Böylece hatip ile dinleyiciler arasındaki buzlar eriyor, samimi bir hava oluşuyor ve oradakiler bu zatın sözlerini merakla ve ilgiyle dinlemeye başlıyorlar. Bizde de Cemal Hoca bu tarzın başarılı bir uygulayıcısı idi.

Hatta Hikmet Anne, bir gün babasına, babacığım merak ettiğim için soruyorum. Evimize gelen filan, falan âlimle ciddi ve ilmi sohbetler yaptığınız halde, camide fıkralı, nükteli sözlere de yer veriyorsunuz. Bunun sebebi nedir sualini yöneltince Hoca şu kısa cevabı veriyor: Evladım o zatlar, vaziyetleri gereği camilere gelemiyorlar. Camilere devam edenler saf, kimsesiz, gülmeye muhtaç, tebessümü unutmuş, geçim derdine düşmüş insanlardır. Onun için ben kendilerine böyle hitap ediyor, anlayacakları dilden konuşuyorum.

Gerçekten de o devir öyle bir devirdi ki, önemli makamlarda bulunan mütedeyyin insanlar bile dindarlıklarını gizleme ihtiyacı duyuyorlardı. Divan edebiyatının gözde ismi Ali Nihat Tarlan’ın dersten çıktıktan sonra dudaklarına yakılmamış bir sigara yerleştirdiğini, böylece oruç tutmadığı görüntüsü verdiğini bir makalede okumuştum. Bunların bir istisnası vardı, o da İbnülemin’di. Bir gün onu bulamayışından, nerelere gittiğini bilemeyişinden dert yanan bir dostuna Abdülhak Hâmid onu ancak Beyazıt Camisi’nde bulursun cevabını vermişti. Evet o, İbnülemindi, çünkü kendisinden emindi!

Sadede gelecek olursak, Hikmet Anne, babasının aynı zamanda çok yardımsever olduğunu da belirtip şunları söylüyor:

“Efendim, Fatih Camii’nin vakıfları yok edilmişti. O vakıfları Hazreti Fatih Mısır’da tesis etmişti. İngilizler Mısır’ı işgal edince, buradaki imamlara ve müezzinlere verilecek harçlık kalmamıştı. Çok sıkıştıkları için babacığım Fatih Camii’nin müezzinlerine ev yaptırdı. Vaazlarından sonra cemaatten topladığı paralarla işte bu müezzinlere bir bina inşa ettirdi. Bu bina, Fatih’te, Ömer Nasuhi Efendi’nin evinin yanında hâlâ duruyor.”

Hikmet Anne’nin verdiği bilgilerin hepsini buraya alamadım. Merak eden okuyucularımız diğer hikmetli cümleleri de okumak istiyorlarsa adı geçen kitapla tanışmaları gerekir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.