Post-modern proletarya kadın mı?

00:0010/03/2013, Pazar
G: 6/09/2019, Cuma
Ergün Yıldırım

Proletarya, burjuvazinin modern köleleriydi. On sekiz saat boyunca, sadece karınlarını doyurmak için en berbat şartlar altında çalışıyorlardı. Aristokrasinin serf köleleri yerine, burjuvanın proletarya köleleri oluşmuştu. Sanayi devriminin bu yeni kölelerine Marx, bir peygamber edasıyla kurtuluş vaat etti. Artık çatışma "eski rejimle" burjuvazi arasında değil, yeni rejim ile proletarya arasında olacaktı. Proleter köleler hakları için sonuna kadar savaş vererek burjuvanın mezarını kazacaklardı! Sonrasında

Proletarya, burjuvazinin modern köleleriydi. On sekiz saat boyunca, sadece karınlarını doyurmak için en berbat şartlar altında çalışıyorlardı. Aristokrasinin serf köleleri yerine, burjuvanın proletarya köleleri oluşmuştu. Sanayi devriminin bu yeni kölelerine Marx, bir peygamber edasıyla kurtuluş vaat etti. Artık çatışma "eski rejimle" burjuvazi arasında değil, yeni rejim ile proletarya arasında olacaktı. Proleter köleler hakları için sonuna kadar savaş vererek burjuvanın mezarını kazacaklardı! Sonrasında sosyalizmle kölelerin özgürce yaşadığı bir yeryüzü cenneti kurulacaktı. Marx"ın kehaneti tutmadı.

Şimdi bu hikaye yerini "köle kadına" bırakıyor. Burjuva efendi yerine bu defa erkek efendi çıkıyor ortaya. Çatışmanın aktörleri efendi erkek ile köle kadın arasında kurgulanıyor. Kadın köleyi kötü şartlardan kurtarmak için çeşitli kurtarıcı söylemler çıkıyor. Marxizm yerine feminizm ve onun peygamberleri ve azizeleri ortaya çıkıyor. Bu post-modern azizeler, bütün çatışmaların ve kavgaların temelini kadın ve erkek üzerinde okumaya başlıyorlar. Bunu yansıtan bir metin: "Manşetlerin derinine yapılan araştırmalar, şiddetin kadınların itaatsizliğine ve başkaldırısına tepki olarak geliştiğini gösterdi – boşanmış oldukları veya boşanmak istedikleri eşleri tarafından öldürülen kadınlar, reddedilen erkekler, babalarının seçtiği erkekle evlenmek istemeyen inatçı kızlar". Metin, Deniz Kandiyotti"ye ait. Kandiyotti, Doğu ve Afrika araştırmalarıyla post-modern oryantalizm çalışmaları yapmaya devam eden SOAS Üniversitesinde (bu üniversite zaten oryantalisler için kurulmuştu en başında) çalışıyor. Çalışmalarının nerdeyse tamamı Doğu ve İslam dünyasındaki kadınlarla ilgili. Bir kadın hakları emperyalizmi elçisi sanki! Cariyeler, Bacılar ve Yurttaşlar adıyla bir kitabı Türkçede var. Kitabın adının hermeneutiği bile bize yeterli bir perspektif veriyor: Müslümanların tarihinde kadın cariyeydi, bacıydı ve sonra Avrupa modernliğiyle yurttaşlığa evrildi! Kadın haklarını, Avrupa kadın hakları üzerinden okuyarak Müslümanlara elbise biçmeye çalışan bir yaklaşımdır bu.

Bu çatışma teori tarzında burjuva efendiler masumlaşıyor. Kadın Hakları Hareketi"nin burjuva fabrikalarında yaşanan cinayetlere karşı kadın emeğini savunmak için geliştirildiği gerçeği, yok sayılıyor. Kadın hakları yeni paradigmada erkekle savaşarak özgürlüğüne ulaşacak bir varlık olarak tahayyül ediliyor. Asıl baskıyı erkek koca, erkek baba ve erkek ağabey oluşturuyor. Elbette bu erkek imgesinin kültürel karşılığı "gelenek"tir. Geleneğin "namusu", namussuzluk olarak imgelenerek ondan kurtulmaya (emancipation)/ özgürleşmeye çalışılıyor. Ne güzel bir karşı hikaye!

Ulus devletin ve özellikle burjuva efendinin maskelenerek masumlaştığı bir kadın hakları hikayesi! Buna sevinen burjuvazi de bu yeni kadın hakları paradigmasına dört elle sarılıyor. Kadını ev dışı, aile dışı, anne dışı vs. çalışmaya teşvik edici projelere destek veriyor. Erkeğe, aileye ve çocuklara karşı özgürleşerek kurtulmasına öncülük yapıyor. Hatta kahramanlığa soyunuyor. İsa"nın post-modern kadın havariliğine dönüyorlar.

Oldukça trajik, gayri insani ve de lanetli olan kadına uygulanan şiddet olgusu, bu yeni paradigmaya uygun bir pratik sergilemeye destek veriyor. Kadın haklarının kutlandığı gün bile üç trajik kadın katliamıyla karşılaştığımız bu ülkede, tabiatıyla herkes ve de medyanın popüler diliyle sorunu erkek ve kadın çatışması etrafında okuyor. Sosyalistler kadınların emeği, çalışma şartları, taşeronlaşması, emeklilik ve sosyal güvenceleri konularında tek kelime ağızlarına almadan "kimsenin namusu olmayacağız" tekerlemelerini çiğnemeye gönüllü kulluk yapıyor!

8 Mart"ın ertesi günü bir gazetenin manşetinde şu haberler de vardı: "60 manken köle.

Ukrayna"da mankenlik sertifikası aldıktan sonra Türkiye"ye gelen kadınları pavyonlarda çalıştırıp fuhuşa zorlayan çete çökertildi. Üç kişi insan ticaretinden tutuklandı. Türkiye"de bu kadınlar, 10 bin ile 2 bin lira arası satılıyor".

Ajans, mankenlik, sinema, vb. "sanat ve kültür endüstrisinde" cinsellikleri kullanılan ve "namussuzlaştırılarak" kölelere dönüştürülen bu kadınların hakları nerede?