“
” dediğimiz şu meskun mahal, belki de basit bir '
' ibarettir…
Ve belki de hayal edilen '
' sunma imkanını hiçbir zaman vermeyecektir.
…
Su bulunduğu zaman teyemmümün bozulduğunu bildiği halde, dudaklarını kupkuru bırakan susuzluğa ihanet etmek istemeyen insanlar tanıyorum.
Onlar, ruhlarını ve gövdelerini terbiye ettikleri '
' boşa akıtmak ve israf etmek istemiyorlar.
İşi bilenlerin(!) kervanları suya doğru akıp gidiyor da, başlarını kaldırıp o' tertemiz, o' kokusuz, o' iki başlıklı '
' bozmak istemiyorlar.
…
Üşüşmekten haya ettikleri için büzüşen insanlar tanıyorum.
Manzaraya dahil olamıyorlar, işleri bu değil çünkü!
İşleri, manzaraya hapsolanların çerçevelerini kırmak ve tablodaki suyu çöle salmak…
Günaha girmemek için havuza girenlerin kıstırdığı suyu, çöle salmak…
İşleri bu!
Ve işleri, işleri yolunda yürüsün diye, doğru ata oynamayı doktoralarda öğrenenleri, sahipsiz bir kağıda yazmak ve susmak.
Bir dahaki zamanın yerden bitme çocuklarına da memleket güneşinde kızarmış, gırtlak yırtan kelimeler bırakmak…
İşleri bu!
…
Neylersin ki, böyledir işte hayat…
En lezzetli meyvelerini, fidanı dikerken sunar insana.
Sonrası hep endişe, hep acı ve hep dalları kırmama telaşı, taş atan yabancının niyetini hayra yorma çilesi…
Ezan okumaktan çok sesini satan müezzinin bir türlü bozulmayan ütülü pantolonunu koruyan düzen…
Kanaat etmeyen isyancıyla, kanaatin bolluğa ulaştırdığı İslamcının '
' uyuşan kariyer planı, tahmini büyüme hesapları…
Ne desen boş, ne desen boşluğun kıymetini bilmeyen mobilya sevdası…
…
Şakası bile kötü ama “Gidiyorum” diyen herkes iyi kalıyor, bu aralar…
Demek ki geçiş yapılamıyor, yeni düzene.
Kendi haklılığını, başkalarından dinlemek istemeyenleri diksiyon kurslarına gönderiyorlar burada.
İnsan, kendi dilini konuşup da haklı çıkamıyorsa; “
” dememeli, vazgeçmeli bu şirretlikten!
…
Gelelim kısa lafın uzadıkça uzayan mevzusuna;
Bu mahallenin ilk sakinleri, gökdelenlerin kapattığı göğü görmek istediklerinde, sistem icabı alarmlar çalmaya başladı.
Kaç zamandır söylüyorum; “Fakirin arsızını göbeğinden tanırım” diye…
'
' diye bir şey var artık piyasada.
Kovmak için mürit arayan “
”, işte o' piyasada yeri olmayan “
” anlatmak isteyen kim olursa olsun, gözünün yaşına bakılmayacak, anasından doğduğuna, önce babası pişman edilecek, diye bir karar alındı.
Galiba, her şeyin en iyisine layık olmak, layık olunacak bir şey değildir ve belki de her şeyin en iyisine layık olmak, her şeyin altında kalmaktır, diyeceğimiz günleri çoktan kaçırdık.
Arada bir “
” demesi gerekenler, kadrolu “
”çı olunca, Hindistan'dan, deli getirmek zorunda kaldık!
…
Şimdi Allah var, ne kadar soyunursak çıplak sayılacağımızı söylüyor mu dini kanallar, söylüyor!
Bize düşen, dini kanala düşmek, dini kanala düşürmek…!
okuduğundan beri '
'sı geçmeyen ama aynı zamanda
'a kul, habibine ümmet olmak isteyen,
nargile çektiren ve sonunda bu işlerden karlı çıkmayı bilen, keratalara dönüşmek…!
İşte bütün mesele bu, bütün mesele altından geçenleri ayırmadan yanan '
' dönüşebilmek!
Bütün mesele, ona da yanabilmek, buna da yanabilmek ve bunların hepsine birden 'dayanabilmek...'
Öyle demiyordunuz baştan, hani Sokrates'ten sonra, ikinci kez; “
İşimize yaramayan ne çok şey var, bu tezgahta
!” diyecektiniz.
Şımarık keratalar sizi, hadi akşam ezanı okundu, dönün artık evinize…!