Bilmediğimiz bir dünyada insan olmaya devam etmek...

04:0030/03/2016, Çarşamba
G: 13/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

I.


1. Wallerstein “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” demişti.

” diyor.



Dünya başlangıcından itibaren değişim potansiyelini muhafaza etti, yaşlılar ahir ömürlerinde bilmedikleri bir dünyada yaşadıklarını düşündü/düşünürdü. Lakin içinde yaşadığımız zaman gençler için dahi “bilmedikleri/bilemedikleri” bir dünya. İçinde yaşadığımız zamanın ruhu, umuttan değil kaygıdan besleniyor.



Ben bu satırları yazarken Mısır uçağı bir hava korsanı tarafından kaçırılarak Kıbrıs Rum Kesimindeki Larnaka Havalimanına indirildi. Kadınlar ve çocuklar serbest bırakıldı, pazarlıklar devam ediyor(du). Evet pazarlık. Her birimizin hayatı aynı zamanda bir pazarlık konusu.



Küresel dünyada yaşamaya alışmıştık. Şimdi dünyanın sadece “bazıları” için küresel kalması isteniyor. BAZILARI!



Dünya başlangıcından bu yana yeniden yeniden kuruldu. Toplumsal bozulmalar, yozlaşmalar, fakir ile zengin arasında açılan makas, israf, debdebe, muktedirlerin kendisini tanrılaştırmaya kalkması her defasında yıkımın başlangıcı oldu.



Lakin dünya değişse de, yıkılıp yeniden inşa edilse de bize mihmandarlık edecek olan ahlaktır. Ahlakın kendini inşa ettiği alan söz ile başlar.



I
I
.


Sorunlarımızı ortak paydalarda buluşturursak, neden sorunlara sorun çözücü değil de kavga çıkarıcı bir tavır ile yaklaştığımızı daha net bir şekilde ortaya koyabiliriz. Mesela geçen haftanın terör dışındaki “gündem” konularının ortak paydası ifade idi. Maksadını aşan ifade, nezaketin sınırlarını aşan ifade, mantık sınırlarını zorlayan ifade.



Ne demek istediğimi örnek üzerinden İFADE etmeye çalışayım.



Bir deprem anında pek çoğumuza mezar kazmış olduğunu/olacağını kendi ifadesi ile beyan etmiş olan bir iş adamı var. Söz konusu iş adamının parası var, parasına koşan genç ve güzel kadınlar var. O genç ve güzel kadınlardan çocukları var. Belli ki ona bu kadar “zenginlik” yetmiyor bir de sahnede olmak istiyor. Yerli yersiz her ortamı “maraba Televole” atmosferine çeviriyor.



O kadar “mal varlığı” kendisinde yeteri kadar muktedir olma hissiyatı uyandıramamış ki, sahnede nasıl durduğu, performansının kitlede nasıl yankı uyandırdığı ile de yakından ilgili. Yerli yersiz ekran karşısına çıkmalar, dişlerim iyi görünüyor mu edasında poz vermeler...



Bize ne? Evet bize ne!



Zenginin malı züğürdün çenesini yorar. Lakin bu kişi söz konusu olduğunda zenginin malı züğürdün çenesini yormakla kalmıyor, densizlikleri yüzünden “sahnenin kıyısındakiler” ikiye ayrılıyor.



Adamın arka arkaya kurduğu beş cümlenin hiçbirisi kayda değer olmayacak kadar süfli iken; bir kısmı adam karanfilin mitolojik derinliğini bilmiyor diye dertleniyor, bir kısmı vay efendim adamın “ortanca hanım” açıklaması Türk kadınına hakarettir diye.



Genç ve güzel kadınlar adamın parasına koşacak, o haremini büyük, ortanca, küçük olarak sınıflandıracak, gazeteler filancanın ilişki haritası diye ortaya bir “kadın trafiği' çıkaracak, bizde Türk kadının adına utanç duyacağız.



Niye ki!



“Millet fakir karanfil bırakıyor ben zengin olduğum için gül bırakıyorum” ifadesi üzerinde durmaya değer mi?



DEĞMEZ!!!



Adama çiçeklerin sembolü üzerine ders vermeye kalksak, o ders boşa gider.



Adam sadece sahnede olmak istiyor. Sahnede olmanın bedeli neyse onun bedelini ödeyebileceğini, “parasını verdikten sonra” her türlü kabalığı yapma özgürlüğünü elde edeceğine inanıyor.



Adam gündem olmak istiyor, oluyor.



Gündemi, fikri takip değil dedikodu üzerinden yürüten medya geleneğimiz adamın gündemine amade.



Diyeceksiniz ki fikri takip geleneğimiz olsa idi ne değişirdi. Çok şey değişirdi. Adam sahnede mi olmak istiyor. Buyursun. Ama bizim istediğimiz performansı göstermek kaydıyla.



Sahne performansına doyamayan iş adamını hangi sorular ve yorumlarla sahnede tutmalıydık?



Seninle ancak sosyal sorumluluk projelerine verdiğin destek üzerinden muhatap oluruz diyerek.



Karanfil yerine gül bırakışından değil, bir ZENGİN olarak ilime, bilime, sanata, spora verdiğin katkıdan bahset.



Evet buradan bir gündem inşa edebiliyor muyuz?



Densizin dengesini/dengesizliğini ülkemiz adına verimli bir hale getirmeyi başarabiliyor muyuz? HAYIR!



Gelelim adamın performansı için harcanan duyarsızlaşma efektine.



Adamın üç cümlesi bir hafta gündemi işgal etti fakat esas sorun görmezden gelindi. Esas sorun, Türkiye'nin psikolojisine ihanet eden tavırda. “Boğaz'da yemek yiyip, doğum günü kutlamak ile İstiklal Caddesine gidip gül bırakmak” eylemini eşleştirerek yas tutmayı eğlenceye dönüştüren tavır hepimizi ilgilendiriyor. Ortanca hanımmış, karanfilmiş gülmüş değil mesele. Esas mesele matem mekanında resim verip ardından aktivitesini “basın toplantısı” eşliğinde duyurması.



“Bilmediğimiz dünyaya”, bildiğimiz dünyanın görgüsünü ve duyarlılığını taşımak zorundayız.


#Wallerstein