Birlikte gülebilecek miyiz? (II)

04:004/04/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Kimin kime, kimlerle birlikte nasıl ve niçin güldüğü her zaman önemliydi. Ne kadar önemli olduğunu görmek için 1877 yılında, Ruslar Balkanları işgal etmek üzere ilerlerken Meclis-i Mebusan'da mizah dergileri üzerine yapılan uzun oturumlara dikkatinizi çekmek isterim. (Bu oturumun metnini Nihayet Dergi'nin
)


Muhafazakar görüşün mizah bahsinde idrak seviyesini göstermesi açısından bu oturum son derece önemli.



Meddah hikayeleri ile Osmanlı'nın Müslim ve gayri Müslim tebaası, kendilerinin sahnede temsil edilmekte olan komik hallerine birlikte gülüyordu. Osmanlı kimliği, yerini etnik milliyetçiliğe bıraktığında birlikte gülmenin yerini, inciterek ötekine gülme aldı.



Birlikte gülmek mühim bir mesele. O kadar ki gözyaşının yoldaşı yalnızlık iken kahkahanın yoldaşı başka bir kahkahadır. Tek başına ağlayan bir insandan korkmayız da tek başına kahkahalarla gülen insan için geleneğin tutumu bellidir: “Kendi kendine gülene deli derler.”



Sosyal medya yoluyla paylaşılan mesajlar, capslar ve videolar yüzünden bazıları “gülmekten ölecek hale” gelebiliyor ve çoğu defa ekranın başında kendi kendine gülüyor. Otobüsün içinde, durakta, odada tek başına kahkahalarla gülen insanlara artık şaşırmıyoruz.



21. yüzyıl, birlikte gülmenin değil, komikliği servis etmenin, kendine güldürmenin çağı olarak ilerliyor. Ebeveynlerin çocuklarının, çocukların ebeveynlerinin komik hallerini dünya aleme servis etmelerini, içinde yaşadığımız çağın ruhunu ele vermesi açasından itina ile değerlendirmek gerekiyor.



Nihayet Dergi'nin Nisan sayısını hazırlarken sosyal medyada paylaştığı komik videolar ile fenomen haline gelen polis memurunun cinnet geçirerek oğlunu, kızını, eşini öldürüp intihar ettiği haberi ile karşılaşınca gülmenin/güldürmenin/güldürerek dikkat çekmenin bambaşka bir boyutu ile karşı karşıya olduğumuzu düşündüm.



Derginin kapağını görüp “Birlikte gülebilecek miyiz?” başlığını okuyunca her güne bir kaç şehit haberini paylaştığımız şu günlerde “gülmek bahsine” odaklanmamızı yersiz bulup şimdi sırası mı diyenler oldu.



Şimdi tam sırası!



Kim kime güler, kim kiminle birlikte güler?



Bu soruyu cevaplayabilmek için gülenin, güldürenin, gülünenin değişen yapısını kavramak gerekiyor. Birlikte gülmeye devam edebilmek için bütün bu değişimlerin izini sürmek, yeni durumları teşhis ve tasvir etmek zaruri.



Gündelik hayatın sosyolojisini hayatın her alanında ortaya çıkarmak zorundayız.



Dün tanık olduğum bir olay mizah bahsini ciddiyetle ele almanın ne kadar mühim olduğuna dair yeni bir işaret düşürdü önüme.



Mekan Selamsız'da bir bakkal dükkanı. Tavan ile duvarın buluştuğu noktaya yerleştirilmiş olan ekranda İlyas Salman'ın bir filmi oynuyor. Duvardan gelen ses ile masanın üzerinden gelen ses birbirine karışıyor. Bakkal para bozdurmak için dışarı çıktığı için sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştım. Bulamadım. Görünürde bir şey yok.



Bakkal gelince, Bu sesler nereden geliyor diye sordum. Tezgahın altından cep telefonunu çıkardı. Youtube'dan komik vidyolar seyerediyormuş.



Peki televizyon niye açık?



Cevap çarpıcı! Ben ona bakmıyorum ki.



Bakkal dükkanındaki açık ekrana kim bakıyor peki!



O pek komik değil ki diyor, açık ekranı seyretmeyişine mazeret olarak...



Marketlerin arasında sıkışıp kalmış bir bakkal dükkanı ve o dükkanın içinde komik en komik vidyoları seyrederek akşam eden bir adam...



Kederi ve yalnızlığı saklayan şeyler çağdan çağa değişiyor.



21.yüzyılda en çok kahkaha atarken kendimizi unutup, kendimizden kurtuluyoruz belki de...



Oysa biz yeryüzüne kendimizden kurtulmak için değil, kendimizi ve Rabbimizi bilmek üzere gelmiştik.


#nihayet dergi
#mizah
#sosyal medya