|
Sağırlar susuyor, konuşanlar köpekleri hatırlıyor...

Çağımız, aşırı duygusallığın teşvik edildiği, ama herkesin kendisine şefkatli, kendisine merhametli olmayı seçtiği bir ŞİDDET çağı.

Başkasının acısı ile dertlenme, en uzaktakini kalbinin içinde dinlendirme, yani empati, yani bir başkasıyla yekdil olmak, hemdil olmak bahsinde kim kime yakındır bilmek gerekiyor. Bilip kaydını tutmalı, tutulan kayıt silinmesin diye tekrar tekrar hafızada korunmaya alınmalıdır.

Empati kurmak, yekdil olmak, hemdil olmak üzerine fikrimizi yormak, kalbimizi berraklaştırmak için geçen haftanın çok konuşulan “o ödül töreni”ni seçtim.

İsrail, 7 Ekim’den bu yana hız kesmeden, ara vermeden Gazze’de soykırımına devam ediyor. Binlerce çocuk öldürüldü. Binlerce insan sakat kaldı. Şimdi hayatta olanlar aç, susuz ve sağlıksız. Savaş muhabirleri bölgeden haber verirken canını verdi.

49. Altın Kelebek Pantene ödül töreninde sunucu Cem Davran ve en iyi müzik grubu ödülünü alan Madrigal’in bateristi Sanlı Akgün dışında, ödül alan sanatçıların tek bir atıfla dahi Filistinli çocukları görmeyen hâli, kalbi olanları kalbinden vurdu. (Çocuk oyuncu Ada’nın avucunda çizili olan mavi-yeşil dünya ve “çocukların ölmediği dünyada ödül almak isterdim” konuşmasını ayrı bir yere koyuyorum.)

Diğerleri, öldürülen binlerce çocuk için gözyaşı döken, “Ben İsrailli değilim, ben Filistinli değilim, ama ben tanığım” diyerek katliamı gözyaşları ile lanetleyen Batılı meslektaşlarına inat, sustular. Susuşun en koyu karanlığında sustular.

İçlerinden biri, evde arkadaşına emanet ettiği köpeği Loli’den uzun uzun bahsedip yetkilileri sokak köpeklerinin hayatını korumaya davet eden bir konuşma yaptı. Böylece, öncelikler sıralaması, empati bahsi, hayatın değeri üzerine hiç kafa yormamış insanlarla ortak bir paydada buluşmamızın imkânsız olduğu gerçeği ile bir kez daha yüzleşmiş olduk.

Katledilen Filistinli çocukları görmeyen, görse dahi bağlı olduğu ajans tarafından “Sakın bu konulara girme!” ihtarına maruz kaldığı için susmayı tercih eden, susmak zorunda kalan...

Bakınız empatinin sınırlarını zorluyor, zorluyorum. Ve fakat... Sokak köpekleri için belediyeleri görev yapmaya çağıran KADIN komedyen E.E.’nin, sokaklardaki başıboş köpeklerin öldürdüğü, yaraladığı çocukları, gençleri görmemesi karşısında donuyorum. İliğime kemiğime kadar ürperiyorum.

 

Bir hayatı değerli kılan nedir?

Kişilerin öncelikler sıralamasını belirleyen nedir?

Bazı hayatlar bazı hayatlardan daha mı önemlidir?

Bir köpeğin hayatı bir çocuğun hayıtından daha mı değerlidir?

Bir yıl önce, 10 yaşındaki Mete Durna, evlerinin önünde oynarken “kulağı küpeli” bir köpeğin saldırısına uğradı ve hayatını kaybetti.

Mete Durna’nın annesi, ödüllü komedyen kadının, sokak köpekleri için yardım isteyen  konuşmasını izlerken ne hissetmiştir?

E.E adlı kadın komedyen için değerler hiyerarşisini, sorumluluk bilincini belirleyen nedir?

Hayatın değerini dile getirmek bahsinde önceliği köpeğine veren E. E., sahiden o an sadece sokak köpeklerini mi düşündü?

Sokak köpeklerinin parçaladığı çocuk bedenlerine dair haberleri pornografik bulup izlememeyi tercih etti ve bu tercihinin verdiği özgürlük ile nerede olursa olsun kendi gündemini herkese dayatma hakkını mı kazanmış oldu?

Diğerleri, yaşadığı çağa tanık olmamayı seçen diğerleri, menajerleri tarafından sıkı sıkı tembihlendi mi? “Eğer Filistin lehine konuşursanız, İsrail’i suçlarsanız dizileriniz satılmaz, ödül alamazsınız, küresel fanlarınız sizi unutur” mu dendi onlara?

Türkiye’nin dizi ablaları, dizi ağabeyleri otomatik susuş ve otomatik coşku efektiyle kendilerini var etmeye çalışırken; dünyaca ünlü rock grubu Pink Floyd’un kurucularından Roger Waters, “Gazze’de yaşayan insanlar haftalardır, gece gündüz F-16’lar tarafından bombalanıyor. Biz konuşurken orada soykırım yapılıyor” diyordu verdiği röportajda. Gazze’de yaşanan acıyı iliğine kemiğine kadar hisseden bir duyarlılık ile.

Bizde, sağırlar susuyor, konuşanlar köpekleri hatırlıyor.

Kişilerin siyasi görüşleri, yaşam tarzları ile hiç ilgilenmedim. Ama insan kalma paydasının varlığı/yokluğu temel meselem. Bundan sonra ekranlarda E.E.’nin canlandırdığı bir karakter ile karşılaşınca o bölümü yavaşça atlatacağım. Binlerce Gazzeli çocuğun İsrail tarafından katledildiği günlerde kendisine ayrılan zamanı, köpeğine ayıran biri olarak bana daima çocukların öldürülüşünü umursamayan “köpeğim de köpeğim” dediği o anı hatırlatacağı için atlatacağım onun rol aldığı sahneleri.

Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirini mikrofonlara müthiş bir duyarlılıkla okuyanların –o şiiri ben de çok severim ve her okuyuşumda gözyaşım sel olur– Filistin’de öldürülen binlerce çocuğu yok sayıyor oluşuna kalbim razı gelmeyeceği için bir daha o kadın komedyeni izleyebilmem mümkün değil. Hani bir yiyecek yersiniz ve zehirlenirsiniz. O zehirlenmenin ıstırabını o yiyeceği gördüğünüz her an yeniden yaşarsınız, işte benim için E.E. bundan sonra öyle. Alay eder gibi “Biz merhametli milletiz” deyip de kendisine ayrılan bütün zamanı sokak köpekleri ölmesin diye tükettiği için onu gördüğüm her an ağzımda bir zehir tadı olacak.

Karamazof Kardeşler’in ateist İvan’ı “Bir çocuğun öldüğünü görmektense dünyaya geliş biletimi iptal etmek isterim” der.

Katledilen Filistinli çocuklar Müslüman olduğu için mi dizi ablalarına, abilerine sevimli gelemiyor! Filistinli çocuklar için gözyaşı dökmek iktidar destekçisi gibi görülme korkusunu mu ekiyor yüreklerine?

Gazzeli Halid Dede’nin gözbebeklerine, katledilen torunu Rim’i anlatışına, Rim’in fotoğrafına, bir defa, sadece bir defa bakmış olsalardı... Öncelikler sıralamasını sokak köpeklerinden yana yapmazlardı.

Meraklısı için notlar:

1-Yanlış anlaşılmalara mâni olmak da sorumluluk alanımıza dahil. Sokak köpeklerinin itlaf edilmesini, canlarına zarar verilmesini savunuyor değilim. Lakin sokak köpeklerinin sürüler halinde sabah ve akşam saatlerinde çocukların ve yaşlıların hayatına kast eden saldırılarını “hayvan sevgisi” parantezi ile kapatmaya kalkmak insanlık suçudur.

Köpek lobisinin (yeri gelmişken ilave edeyim- ve de taksici lobisinin) baskısı altında büyük şehirlerde yaşamak giderek zorlaşıyor. 

2- Toplumsal hafızada kaydı tutulanlar ve tutulmayanlar… Bu konu üzerinde yıllardır çalışıyorum. Ödül töreni vesilesiyle gördüm ki çağa tanıklık meselesi sıkıntılı. Mesela aynı ödül törenine dair Hürriyet’te Ahmet Hakan’ın yazdıklarını okuyanlar, ödül töreninde müthiş bir duyarlılık, her şeyin mükemmel olduğu dört dörtlük bir kıvam bulacak, fakirin yazısını okuyanlarsa “başı örtülü kadın yazar hemcinsini linçlemiş işte” diyecektir, büyük ihtimal.

Bilenler bilir. Bilmeyenler ve öğrenmeye meraklı olanlar için tekrarlayalım: Eleştiri ile linç arasında hiç geçişkenlik yoktur. Benim yazım, bir tasvir yazısıdır. “Böyle bir zamanda, bazıları böyle şeylere öncelik verdi” tespitini içeren bir tasvir yazısı.

#Gazze
#Filistin
#İsrail
#Madrigal
#Cem Davran
٪d أشهر قبل
default-profile-img
Sağırlar susuyor, konuşanlar köpekleri hatırlıyor...
Kara dinlilerle milletin savaşı
Akıllıyım diyorsun niçin zengin değilsin?..
Çarşıyı haraca kesen çete
Dikkat kredi kartı çıkabilir!
1683