Cumhuriyet “satıldı”; İlhan Selçuk “alındı”!

00:004/08/2007, Cumartesi
G: 29/08/2019, Perşembe
Fikri Akyüz

Türkiye''de kalkınmanın temel itici unsurlarından üçü şudur: 2-B yasasının çıkarılması; nükleer enerji santrallerinin kurulması ve nanoteknolojinin önünün açılmasıdır.Orman vasfını kaybetmiş arazilerin imar ve ıslahını öngören ve 2-B diye tabir edilen yasaya karşı çıkanlar kimlerdir?Bana ister “cahil”, ister “hasım”, ister “ahmak” deyin..Şuna kâni oldum ki, bu yasaya karşı çıkanların kimisi “cehalet ehli”, kimisi “husumet erbabı” kimisi de “hamakat numunesi”nden başka bir şey değildir.Bu kişiler

Türkiye''de kalkınmanın temel itici unsurlarından üçü şudur: 2-B yasasının çıkarılması; nükleer enerji santrallerinin kurulması ve nanoteknolojinin önünün açılmasıdır.

Orman vasfını kaybetmiş arazilerin imar ve ıslahını öngören ve 2-B diye tabir edilen yasaya karşı çıkanlar kimlerdir?

Bana ister “cahil”, ister “hasım”, ister “ahmak” deyin..

Şuna kâni oldum ki, bu yasaya karşı çıkanların kimisi “cehalet ehli”, kimisi “husumet erbabı” kimisi de “hamakat numunesi”nden başka bir şey değildir.

Bu kişiler cahil ise, “cehd” edip bilgi sahibi olmalıdır.

Hasım ise kinlerini yok etmelidir.

Hamakat numunesi ise, vasfını kaybetmiş beyin hücrelerini derhal ıslah ettirmelidir.

Bu yasanın çıkmasının Başbakan Tayyip Erdoğan ve AK Parti''ye getirisi götürüsü beni ilgilendirmiyor; beni ilgilendiren husus Türkiye''ye ne getirdiğidir.

Ticaret hukuku ve borçlar hukukunda geçen kavramlardan bir tanesi “fiili zarar”; diğeri ise “kârdan yoksun kalma”dır. Bu ikisi de sonuçta, zarardır.

Hâl bu olunca, 2-B ile elde edilecek gelirin oluşmasına engel olmak, tıpkı yolsuzluk yapanların verdiği zarar gibidir. Evet bir tarafta, orman vasfını kaybetmiş olan bir arazideki olmayan ormanın ağaçları üzerine “güzelleme”; 2-B''yi veto eden kişiye ise “koçaklama” yapacaksınız..

Diğer tarafta, “hurufat” serpiştirdiğiniz kağıtlara saçma sapan yazılar yazarak kağıt israfına yol açacaksınız.

Keşke bu kişiler “kafa karıştırmak” yerine, kendi “kafalarını kaşısa” idi..

Çünkü bu kişiler kafalarını kaşısalar idi, inanıyorum ki ellerine “kıymık” batacak ve işte o zaman kafaları “dank” edecekti.

Ve kurtarılması gereken “arazinin”, kafaları olduğunu akıl edebileceklerdi!

Nanoteknoloji de 2-B arazilerinin imar ve ıslahı kadar önemlidir.

Matbaayı, icadından 200 yıl sonra benimseyen, sanayi devriminin yanına bile yaklaşmayan, elektronik devrimi kaçıran ülkemizin artık son fırsat olarak bu teknolojiyi yakalaması gerekiyor.

NSF isimli kurumun belirttiğine göre, 2015 yılı itibariyle tüm dünyada 1 trilyon dolarlık bir pazara sahip olacak nanoteknoloji, özellikle inşaat, tekstil ve sağlık sektöründe tam manasıyla devrim yapacak olan bir teknoloji..

Nerede “madde” varsa orayı etkiyecek olan nanoteknolojiye bazıların yıllar önceden adapte olduğunu söyleyebiliriz.

Çünkü anayasa, yasa ve yönetmeliklerin “maddelerini” yorumlayan bazılarının kapasitesi hakikaten metrenin milyarda biri kadar küçük!

Aksi halde birileri çıkıp “Paşabahçe, Cumhuriyet ile yaşıttır; satılamaz..” diyebilir miydi?

(Oysa Cumhuriyet gazetesi de Cumhuriyet''le yaşıttır ama birkaç yıl önce “satılmıştı.. İlhan Selçuk ise buna “alınmış” mıydı bilmiyorum!)

Evet vatanseverlik duygusunun bir tezahürü de, bir Vestel''in, bir Beko''nun, bir Mavi Jeans''ın dünyanın pek çok ülkesinde Türk bayrağının dalgalanmasına vesile olması karşısında hissedilen kıvanç değil midir?

Ve vatanseverliğin test vasıtası, bazı emekli generaller ile bazı emekli başsavcıların gayri hukuki “erk” mücadelesi için “enerji tüketmesi” midir?

(Tabii, “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda değil de erke motorunun pistonunda dolaşan asil gres yağında mevcuttur” diyorlarsa, o başka!)

“Nükleer enerji” konusu da bu minvaldendir.

SSCB''den komünizm ihracı, İran''dan dini rejim ihracı yapıldığı iddiasını yıllarca dilimize doladık.

Ve bu suretle yıllarımız “ihraç fazlası mamuller” gibi ucuza gitti.

Ancak gelinen noktada görüldü ki, bu iki ülke Türkiye''ye rejim yerine sadece “doğalgaz” ihraç ediyor!

Bizim kültürümüzde ''gaza gelmek'' ''doğal'' bir dürtü olduğu için, ''enerjimizi'' hep buna hasrettik.

Ki biz yıllarca “istikrara da hasrettik”.

İşte geldi ve madem geldi..

İnsan nezaketen de olsa bir “Hoş geldin..” der!