Pusula bulundu mu?

00:0014/11/2007, Çarşamba
G: 29/08/2019, Perşembe
Hüseyin Hatemi

Sultan Hamîd''den alınan pusulanın daha sonra bir daha bulunamadığını yazdım ve “pusulamızı isteriz!” dedim. Daha sonra, Merhume Ayşe Osmanoğlu''nun “Babam Sultan Abdülhamid” kitabına baktım: Belki pusulanın nereye gittiğinin izine rastlayabilirdim. Sadece, daha tahttan indirilmeden Merhum''un elinden dümenin gittiğinin ve pusulayı kullanamadığının izine rastladım: Ayşe Sultan, -Babamın “akıntıya kapıldık, gidiyoruz” dediğini birçok kereler işitmiştik diyor. (Selis basısı “Babam Sultan Hamîd”, s.

Sultan Hamîd''den alınan pusulanın daha sonra bir daha bulunamadığını yazdım ve “pusulamızı isteriz!” dedim. Daha sonra, Merhume Ayşe Osmanoğlu''nun “Babam Sultan Abdülhamid” kitabına baktım: Belki pusulanın nereye gittiğinin izine rastlayabilirdim. Sadece, daha tahttan indirilmeden Merhum''un elinden dümenin gittiğinin ve pusulayı kullanamadığının izine rastladım: Ayşe Sultan, -Babamın “akıntıya kapıldık, gidiyoruz” dediğini birçok kereler işitmiştik diyor. (Selis basısı “Babam Sultan Hamîd”, s. 141)

Sultan Hamîd bu pusulasız ve akıntıya kapılınmış gidişi dizginleyebilmek ümîdiyle, milletvekillerine, o dönemin deyişiyle meb''uslara “Ziyafet-i Humâyûn” vermiş, meb''usların gönlünü fethetmişdi. Bu davranışı, kaptan köşkünde seyirci olarak kalmasının dahî geminin kayalıklara sürüklenmesini isteyenler için mahzurlu olduğunu gösterdi ve yalnız dümen değil pusula da elinden alınarak sözde “Kâ''be-i Hürriyet” olan Selânik, Merhum için “kûşe-i esaret” kılındı.

Peres''e “İsrail''in bizzat nükleer silâha sahip iken İran''ın nükleer enerji elde etme çalışmalarına karşı çıkmasının tutarlı bir davranış olmadığının” îma edilebilmesi, hiç değilse ricâl-i Hükûmet''de ve Çankaya''da “pusulayı bulma özlemi”nin bulunduğu ümîdini bende uyandırdı. Ne var ki “Ziyafet-i Hümayûn”dan sonra 13 Nisan-31 Mart hazırlıkları gelir. Millet''çe uyanık olalım. “Millet” derken bu ülkede yaşayan bütün iyi insanları kasdediyorum. Ey Azîzan, bu çılgınlık merakı nereden çıktı? Çılgınlık, pusulanın gerekliliğini inkâr edip pusulasızlığa övgü düzmek demektir. Psikoloji ve Toplumbilim''in müşterek hükmü (ortak yargısı) şudur: Çılgın Türk (veya Kürd), çılgın Kürd (veya Türk) doğurur. Diyarbakır Hapishanesi; İmralı şartlarını doğurur. Ne çılgın olalım, ne de yılgın! Dalgın da olmayıp cümlemiz düzgün, ergin, sezgin, bilgin olmaya gayret edelim. Pusula özlemini duyanlar, nerede olurlarsa olsunlar, yüzlerini Beyaz Saray''a veya Tel Aviv''e döndürmezler. Vechullah''ı bulurlar. Yitirilen pusula Evliyâ''nın pusulası değildir, yönetim kaptan köşkünün beylik pusulasıdır.

Ey Azîzan, akıntıya kapılmış olma bilincinin getireceği korku ve ıztırapdan kurtulmak için zil zurna sarhoş olmak, çıldırmak, çevreyle ilişkisini kesmek, ümitsizliğin tetiklediği “adrenalin” salgılamanın sonucunda bize “sosyolojik Alzheimer”e ulaşma “mutluluğunu” sağlayabilir. Allah''dan, Sevgi''den ümîdini kesmeyenler “sosyolojik Alzheimer”den korunmuş olurlar. Sevgi ve ümîdin velâyetini, “Urvet-ul-Vuskaa”yı elden bırakmayanlar, çılgınlık akıntısına da ümîdsizlik girdabına da kapılmazlar, ne mey''ûs, ne mecnûn olurlar. Pusula velîdedir. Aşk usturlâb-i Merdân-i Hodâst. (Mevlânâ). Azîzan''ın sosyolojik Alzheimer''e tutularak zebûn olmasını dileyenler, Nasreddin Hoca''nın ibretli ve hikmetli fıkrasını çağrıştırırlar. Merhûm Hoca; değirmende başkalarının çuvalından birer avuç alarak kendi çuvalına buğday aktarır gibi yapmış. Değirmenci: -Hey! N''işlersin behey Âdem? deyû haykırdıkta: “-Sen bana bakma, ben deli adamın biriyim” demiş. Değirmenci –Ya öyleyse niçin kendi çuvalından ötekine aktarmazsın? dedikte: –Deliyim dedimse de zır deliyim demedim ya! cevabını vermiş. İmdi ey Azîzan, Asiyâb-i Dünya''nın döndürgeci bu çağda olduğu gibi, bir habîsin eline geçerse, ahvâl bu fıkradakinden bedter olur. Değirmenci, başka çuvallardaki buğdayın sonuçta kâmilen kendi çuvalına aktarılması için halkı “çılgınlık” adı altında, sonuçta “zırdeli” olmaya zorlar ve kendisi “hınzır deli” makamını kimseye kaptırmaz. Artık bu “çılgınlık çılgınlığı”ndan çıkalım ve Sevgi Ahlâkı''nın Kesin Buyruğu''na “lebbeyk!” diyelim ve “belî!” diyelim. Fermân-i aşka cân iledir inkıyâdımız!

Ey Azîzan, Nuh''un Gemisi''nin pusulası da, dümeni de “ifrît” eline geçmez. Selâmet sahilinden Nuh''un Gemisi''ne binen kurtulur. Yüce Sevgilimiz bu geminin baş kaptanıdır. “Ehl-i Beyt''imin meseli Nuh''un gemisininki gibidir” buyurmuştur. Korsan gemilerinin çığırtkanlarına ve simsarlarına aldanmanın sonucu bu gemilerde “forsa” olmaktır.

Çılgınlık da, “sosyolojik Alzheimer”le sonuçlanan yılgınlık da çıkar yol değildir. Lâiklik ilkesini, “sosyolojik Alzheimer” hedefi yönünde kötüye kullanmanın sonu felâket olur. Tabiî Hukuk''un evrensel ve temel ilkeleri karşısında dahî vurdumduymazlık, lâiklik değil, şapşallıkla başlayan bir marazdır. Allah korusun!