
Uzun Hikâye''de Anadolu kasabalarını buluyoruz. Bu kasabaların sevilmeyi, sayılmayı, acınmayı, küçümsenmeyi hak eden insanlarını tanıyoruz
"Onu seviyorum demiş Feride, ebedi seveceğim.
Lâkin "Hancılardan bir kız kocaya kaçtı" dedirtmem.
Bizim sevdamız artık ahirete kalmıştır, böyle bilsin, demiş.
Demiş ağlamış.
Bunları söylerken Sevim Hanımın da gözleri doldu.
Tasarladığım hikâyede böylesi bir ihtimal mevcut idi.
Yine de ben "kötüsü gelirse ne yapacağım" dememiş, hep hayra yormuştum.
O sıra karaya vurmuş balık gibi oldum.
Ağzımı konuşmak için açıyorum, ses çıkmıyor. Uzun zaman da çıkmadı.
Kara Turan bile konuşturamadı, hık-mık edip durdum.
Kendimi sokaklara, kıra, bayıra vurdum. Mecnun misali dolaşıp duruyorum.
Dolaştım, dolaştım, yoruldum.
Yoruldum genç yaşta bu hayattan, bu kasabadan.
Babama bile gitmedim.
Musa Çavuş''a sormuş; hasta falan mı (,) niye gelmiyor demiş. Çavuş kulağımı büktü:
-Adam meraktan ölecek evladım, git şöyle görün bir, sağ olduğunu anlasın.
Haklı. Üzülmüştür babam. "Hiç böyle yapmazdı" demiştir.
Gideyim, babamın omzuna başımı koyup ağlayayım bari.
Bir kutu kurabiye daha götürdüm. Yazı yazarken atıştırmayı severdi.
Sarıldı bana, uzun uzun kokladı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
Aa... Sakal bırakmış. Gülümsedim:
-Ooo, Ali Bey sakal bırakmış.
-Öyle.. İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Önce o bana olup-bitenleri anlattı. Davanın sonuna geliyorlarmış, beraat garanti dedi. Yüz altmış üçten yatan biri varmış; onunla ahbap olmuşlar; adamın davasını da takip ediyor, savunmasını hazırlıyormuş. Sonunda sözlerini bitirdi, hadi sıra sende der gibi susup yüzüme baktı.
Ben de dişimi sıkıp, dudağımı ısırarak herşeyi anlattım." (Uzun Hikâye, s. 108, 109, Dergâh Yayınları.)
Bulgar göçmeni Pelvan Sülüman''ın torunu Ali Bey''in, adını bile bilmediğimiz oğlu yazmış bunları. Söyler gibi yazmış; kimi zaman kendisiyle, kimi zaman bizimle konuşur gibi. Değerli hikâyecimiz Mustafa Kutlu da, kalemine sağlık, bize aktarıvermiş. Ama kitabın 66. sayfasında "Osman bu resimleri ile atalarından miras kalan minyatür geleneğini tevarüs etmiş gibidir." cümlesinden başlayan paragrafta sanki ''aktarma/yansıtma'' işinin biraz ötesine geçerek ''yazar'' olarak hikâyeyle okuyucunun arasına girmiş. Keşke o paragraf olmasaydı!
Uzun Hikâye''de Anadolu kasabalarını buluyoruz. Bu kasabaların sevilmeyi, sayılmayı, acınmayı, küçümsenmeyi hak eden insanlarını tanıyoruz; nefret edeceğimiz birine rastlamıyoruz. Bize hayatının macerasını, kalbindeki sırları açan bir delikanlının sesini işitiyoruz. Diyor ki:
"Ben ne yazabilirim ki?
Yazdığım neye yarar?
Olsun, işte besmeleyi çektim, işte yazıyorum:" (s.114)
''Uzun hikâye!'' denerek anlatılmaktan vazgeçilen maceralara meraklıysanız, okuyun Uzun Hikâye''yi. Bu hikâyede psikolojik sosyolojik değerlendirmelere konu olabilecek bir yığın malzemenin yanısıra biraz folklor, biraz nostalji, biraz ağıt tadı da bulacaksınız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.