
Özdemir Asaf''ın ''günün en güzel saatleri bunlar'' dizesi, kimine ikindi, kimine akşamdır. Bu dizenin bendeki karşılığı ise seher vaktidir. Sehergâh.
''Gün doğmadan'' İstanbul''u geride bırakıyoruz. Bir bilmecenin peşindeyiz: Alçacık dallı, yemesi tatlı.
Yolculuk boyunca, aklıma, Metin Erksan''ın Sevmek Zamanı geliyor. Filmi değil, kitabı. (Hareket Yayınları, 1973)
Amacımız, Kapıorman dağlarının en kıymetli yerlerinden biri olan Acelle yaylasına ulaşmak. Çünkü çilek zamanı.
Geyve''de eksiklerimizi tamam ettikten sonra, Karagöl üzerinden Acelle yaylasına doğru yola çıkıyoruz.
Onca asfaltın ve betonun arasında, toprak yolu bile çok özlemişiz.
Rakım yükseldikçe, rüzgâr da artıyor. Arabanın camını açar açmaz üşüyoruz. Yine de camları kapatmak hiçbirimizin aklından geçmiyor. Kendimizi, dışarıdan gelen mis gibi kekik ve çam kokusundan mahrum etmek istemiyoruz.
Manzara, insanı utandıracak kadar güzel. Böyle bir yer var ve ben şehirde yaşıyorum!
Yol boyunca, yayla köylerinin kıyısından köşesinden geçiyoruz. Belli ki, evlerin çoğunda uzun zamandır kimse yaşamamış. Kullanılmayan şey daha çabuk eskiyor, yıpranıyor. Toprak bile öyle. Boşuna dememişler: Sahipsiz tarlayı turnalar biçer.
Yolda, birkaç köylüyle sohbet etme imkânımız oluyor. Köylüler, konuşurken, Türkçenin sözünden hiç çıkmıyorlar. Kendi köyümden biliyorum. Her biri geçim ehli. Toprak gibi.
''Buralarda hayat kalmadı'' diyorlar. Biz ise hayat olduğunu düşündüğümüz için buralara geliyoruz. Ne garip.
Her gittiğimiz yerde birbirinden güzel isimlerle karşılaşıyoruz. Ana Kokusu veya Hanım Düğmesi diye çiçek ismi olduğunu bilmiyordum, varmış. Çoban Yastığı''nı da unutmayalım.
Türk olduğumuz için, kuşlardan bir kuşa şu ismi yakıştırmışız: Bıyıklı Baştankara! Anadolu Sıvacısı diye kuş ismi de var.
***
İşte Acelle yaylası. Rakım 1,200.
Beş saatlik yolculuğun bizi götürdüğü yer, şu atasözü oluyor: Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
Çileğe çıkmadan evvel, bir subaşında mola veriyoruz. Aç karnına çilek yemek olmaz. Su, şöyle akıyor: ''Anne sözü dinler gibi masum.''
Orman, kayın ve gürgen gibi yapraklı ağaçlardan oluşuyor. Zemin ise birçok yerde eğrelti otuyla kaplı. Çilek kümeleri, işte bu eğrelti otlarının altında bulunuyor.
''Meyvenin iyisini seçmek sünnetmiş.'' Bunun doğru olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, bu sünnete daima sadık kaldığım.
Çilekleri görür görmez, bizim için ''hareketli saatler'' başlıyor.
Çilek, gülgiller familyasından. Buna bir itirazımız olamaz. Her ikisinin de rengini, kokusunu ve reçelini severiz.
Yemeyen, dağ çileğinin tadını bilemez. Nohut büyüklüğündeki tanelerin lezzeti eşsiz, kokusu müthiştir. Ağzınızda sessizce erir. Sorumuz belli: Bu çilekse, şehirde tükettiklerimiz ne?
Çilek, dağların süsüdür, ziynetidir. Haziran ile temmuz aylarında yenecek kıvama gelir. Bir de hatırlatma: Yağmurun çiseleyerek yağmasına da ''çilek'' deniliyor. Ne güzel.
Dağ çileğini bulmak, toplamak ve işlemek pek zahmetlidir. O yüzden, reçeli pahalı sayılır.
Yiyemeyecek duruma gelince, yani midelerimiz yanmaya başlayınca, o su damlası kadar küçük çilekler, bir anda gözümüzde büyüyor. Artık fotoğraf çekebiliriz.
Çilek faslı bittikten sonra, bu kez çiçek faslı başlıyor. Küçük bir çayırda, karşımıza salep kümesi çıkıyor. Orkidegiller ailesinden olan salep, bana göre, çiçeklerin birincisidir.
Yanına gidip üstüne eğildiğimiz her salep, bize muazzam bir renk şöleni sunuyor. Tekrar ve tekrar: ''Şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir.''
Dönüş yolunda, çok güzel bir kelime gelip beni buluyor: Berhayat. Hayatta, yaşayan, sağ. Evet, bugün öyleyiz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.