
Hiç kuşku yok ki, kıymetlerimizden biri de helal lokmadır. İki cihanı da yakından ilgilendirir.
Cahit Zarifoğlu'nun “gel ekmek keseyim seni” dizesiyle ilk karşılaştığımda, 'içimin dört duvarı bembeyaz badanalı' olmuştu. Burada, rızık endişesini aşmış bir insanın sevinci, huzuru ve teslimiyeti vardı. O andan itibaren, kendisini daha dikkatli ve rikkatli okumaya başladım.
Ekmekle ilgili aldığım notlar bir dosya kâğıdını doldurunca fark ettim: Hep şairler.
'Her şeyin annesi sensin, fırından gelen koku' demiş olsak da, nihayetinde ekmek, fırından ve fırıncıdan ibaret değil.
Sadece buradan yola çıkarak, rahatlıkla şuraya varabiliriz:
Merak ediyorum. Buğdayın yolculuğuna şahit olmayan bir kimse, örneğin, şu dizelerden ne anlayacaktır:
(Hüsrev Hatemi, Gün Akşamlıdır, Sayfa 8.)
Unutmadan, bu şiirin adı Muhayyer Sünbüle'dir ve sünbüle, başak demektir. Yine, Türk müziğinde sünbüle adını taşıyan birçok makam vardır: Sünbüle-i kadim, sünbüle nihâvend ve şiire de başlık olan muhayyer sünbüle. Rüzgârın ekinlere dokunmasından çıkan o eşsiz sesi / müziği düşünün.
Bu ne incelik!
***
Bunun için atalarımız, ekmeğe adıyla seslenmeyi kaba bulmuşlar ve 'nan-ı aziz' demişlerdir.
Birinci Cihan Harbi'ne ait bazı hatıratlarda, ekmek, şeker ve tuzla beraber, 'erzak-ı nadire' olarak geçer.
Buna benzer güzellikleri çoğaltabiliriz.
Ekmek, Türkçe bir kelimedir ve aslı 'etmek'tir. Yeri gelmişken, Süleyman Çobanoğlu'nun şu dizesini de hatırlatmış olalım:
(Benden Sonra Bir Daha, İtibar, Sayı 15)
Evet, ekmek, azizdir, mübarektir. Su gibi. Bereket, bu ikisi üzerinden gelir. İlham da: 'Ekili alanlar, tatlı su kaynakları / Şiirdir bunlar, anladınız mı?'
***
Ekmeğin üzerine yemin eden, yerde ekmek görünce onu öpüp kaldıran bir milletin mensuplarıyız. Çok şükür.
En korktuğumuz şeylerden biri de, insanların ekmeğiyle oynamaktır. Ekmek hakkının ne olduğunu iyi biliriz.
Nimete nankörlük etmemeyi, daha çocuk yaşlarda öğrenmeye başlarız.
İsraf ile insaf kelimelerinin birbirlerine çok benziyor oluşu, sesin yahut kafiyenin çok ötesinde bir şeydir. Bir nevi, ikaz.
Burada, sadece ekmekleri ziyan eden, çöpe atan kimselere seslenmiyorum. Son zamanlarda öyle bir hava estiriliyor ki, sanırsınız, memlekette yalnızca ekmek israfı var.
Bakanlıklar, belediyeler, park ve bahçeler, sosyal tesisler, ihaleler, ajanslar, kültür işleri, yemekli toplantılar… Uzayıp giden bu 'besin zinciri'nde, anlaşılan o ki, hiç israf olmuyor.
Ne diyelim; insaf.
***
Biz yine de 'ekmeğimize' geri dönelim.
Dünya dâhil, dünyadaki her şeyin neredeyse yüzde yetmişi sudur. Buna rağmen, dünyayı bir su damlası değil, bir ekmek parçası özetler, temsil eder.
Tesellimiz şudur: Aslanın ağzı varsa, ekmeğin de kapısı vardır.
Bütün bu yazdıklarımızdan sonra, ekmeğin hamuruyla, ağırlığıyla oynayanları nereye koyacağız?
Oktay Akbal, İkinci Cihan Harbi yıllarını anlattığı kitabına Önce Ekmekler Bozuldu adını vermişti. Hadi, o bozulmayı, savaşın yan etkilerinden biri olarak kabul edelim. Savaş zamanı neler olmuyor?
Şimdi ise daha fazla kâr elde etmek için bunu yapıyorlar. Yani, önce insan bozuldu.
Şiirle başladık, yine şiirle bitirelim. Son sözü Ahmet Murat söylesin:
(Bir Şair Bisikletle, Sayfa 46.)
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.