M. Akif İnan için

00:0017/01/2000, Pazartesi
G: 10/09/2019, Salı
İhsan Deniz

Elbette ki, Akif İnan''ın en baskın niteliği ''şair''liğidir. Divan şiirimizin beğeni kalitesiyle oluşmuş bir ''şiir dünyası''nın varlığından rahatlıkla söz edebiliriz, kendisi için.Şimdi düşünüyorum da, merhum Akif İnan''la son görüşmemizin üzerinden yıllar geçmiş. Kendisiyle en son 1996''da TYB''nin Kıbrıs''ta düzenlediği "Türkçe''nin Uluslararası Şiir Şöleni" faaliyeti kapsamındaki günler esnasında hasbihâl ettiğimizi hatırlıyorum.Akif Bey''e İpek Dili''nin o ay çıkan son sayısını takdim ettiğimizde;

Elbette ki, Akif İnan''ın en baskın niteliği ''şair''liğidir. Divan şiirimizin beğeni kalitesiyle oluşmuş bir ''şiir dünyası''nın varlığından rahatlıkla söz edebiliriz, kendisi için.

Şimdi düşünüyorum da, merhum Akif İnan''la son görüşmemizin üzerinden yıllar geçmiş. Kendisiyle en son 1996''da TYB''nin Kıbrıs''ta düzenlediği "Türkçe''nin Uluslararası Şiir Şöleni" faaliyeti kapsamındaki günler esnasında hasbihâl ettiğimizi hatırlıyorum.

Akif Bey''e İpek Dili''nin o ay çıkan son sayısını takdim ettiğimizde; derginin, dergiciliğin ve dergi çıkarmanın sıkıntılarını çok iyi bilen eski bir dergici hasebiyle, orada, Kıbrıs''ta, şaşırtıcı bir iştahla İpek Dili''ne abone olurkenki içtenlikli hâli, gözümün önünden hiç gitmez. Dönüş yolunda, ağzından pek düşürmediği sigarasının verdiği keyif eşliğinde, Necip Fazıl''a dair hatıralarını anlatmasını ve Nuri Pakdil''den bahisle, kendisini merak ederek neler yaptığını soruşturmasını -ki, o yıllar Nuri Bey''in derin ''sükût'' zamanlarıydı ve hemen hiçkimseyle görüşmediği bir dönemdi- unutmam mümkün değil.. Yıllar su gibi akmış ve zaman; hem kendini, hem dünyayı, hem de bizleri ne çabuk eskitmiş!.

Yaklaşık iki ay önce, o zamansız hastalıktan muzdarip olduğunu duyduğumda, tüm dost ve yakınları gibi benim de içim cızz etmişti.. "Takdir-i İlâhî''nin kendisi için çizdiği vâde bu kadarmış" demekten ve rûhuna fâtihâlar göndermekten başka bir şey gelmiyor elimizden..

Akif İnan''ın en göze batan özelliği bir ideal, bir dava adamı oluşudur. Uzun yıllar bağlılık ve birliktelik tesis ettiği Necip Fazıl ekseninde, hayatının bütün safhalarında o idealin ve davanın mücadelesini sürdürmüş, kendisinden sonra gelecek olanlar için has bir dava ve mücadele adamı kimliği ve kişiliğiyle örnek olmuştur. Babacan tavrı, çelebi mîzacı, yer yer Güneydoğu aksanını da içeren tok sesli konuşma üslûbuyla güçlü bir hatiptir. Bu arada, o''nun, son yıllardaki sendikacılık çalışmalarının, ülkenin en hareketli dönemlerinde haktan, halktan ve hukuktan yana önemli işlevler gördüğünü de anmalıyız.

Elbette ki, Akif İnan''ın en baskın niteliği ''şair''liğidir. Divan şiirimizin beğeni kalitesiyle oluşmuş bir ''şiir dünyası''nın varlığından rahatlıkla söz edebiliriz, kendisi için. Modern şiire uzak durmayan ve bu şiirin verimlerinden haberdar olarak temel izleklerini paylaşan ama bütün bunları klasik şiirimizin merceğinde damıtarak şiirini oluşturan bir şairdir Akif İnan. Edâ ve söyleyiş karakteri, bunun göstergesidir. Şiirinin birimi, "beyit" formundadır ki; bu da, o''nun Divan şiirimize olan ünsiyetinin açık işaretlerini taşır. Ses ve musikî hassasiyetini, hiçbir vakit boşlamaz. Mistik eğilimlerle donattığı muhayyile zenginliği hemen fark edilir. Şiiri, kalbinin derin vâhâlarından süzülür; zira, Akif İnan, klâsik yapıyı da kuşatan bir ''aşk'' şairidir. Şiirlerindeki tasavvufî renk, ihmal edilemez boyutlardadır. Eşya ve varlık kavrayışının yanı sıra şiirindeki ölüm imgesi, dînî hassasiyetinin belirgin ürünü olarak yansır, vücûd bulur.

En genel anlamda şunu söylemek, yanıltıcı olmaz sanırım: Akif İnan, ilk şiir kitabı Hicret (1974) ve son kitabı Tenha Sözler (1992) bağlamında, gerek dönemi gerekse Türk şiiri adına, çağdaş şiirimizin klâsik şiirimizle yeniden bağ kurması çabalarında, kayıtsız kalınamayacak duraklardan biridir. Bir bakıma, klâsik şiirimizi yeniden ''onarma'' deneyimidir o''nunki. Türk şiiri''nin 60''ların sonuyla 70''lerdeki genel atmosferi hatırlandığında, anonimleşen ve zemini zedelenen şiir algısı karşısında, Akif İnan, kendine ait kulvarı daima korumuş ve güdümlü şiire prim vermemiştir. Konuşma diline yönelik kimi eğilimleri bir zaaf gibi addedilebilirse de, bunun, şiirinin has damarını ve bütünlüğünü bozmaktan uzak olduğu kaydedilmelidir.

Evet, o gün, bugündür:

"Toprağın altına yürüsem bir gün

kurtulsam aklımın işkencesinden" (Akşamın kılıçları) Şair, yürüdü! Ve diyordu ki:

"Kim demiş herşeyin bitişi ölüm

destanlar yayılır mezarımızdan" (Şafak) Zira, mutmaindi:

"Büyük rüyalarla geçmişse ömür

hiç yanmam ölümün her çeşidine" (Zaman).

Akif İnan''ın rûhu için bir kez daha, el-fâtihâ...