Yazarlar İran düşerse Türkiye düşer mi?

İran düşerse Türkiye düşer mi?

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Kasım Süleymani isimli cani geberip gidince bir kez daha anladım bunu. İran, “etki ajanlığı” konusunda çok güçlü bir ülke. Hoş, bunda bizim kullanışlı aptalların da payı çok ya, neyse.

Ulusalcılardan eski İrancılara, Kemalistlerden aslında Avrupa solcusu zannettiğimiz gazetecilere kadar herkes bizi İran konusunda belli tezlere ikna etmeye çalışıyor.

En favori tezlerinden başlayayım: “Amerika bölgede bir mezhep savaşı istiyor.

Bu savaşa odun taşımayalım.”

Çok güzel tez ve kesinlikle doğru… Fakat ince, incecik bir detay var arada. Mesele mezhepçilik olduğunda İran, dünyaya örnek gösterilebilecek bir performans sergiliyor. Mazlum mu, zalim mi olduğuna bir dakika bile bakmaksızın “kendi mezhebinden olanı”, üstelik başka mezhepten olanlara zulmetme pahasına koruyor. Suriye’de, Irak’ta, Bahreyn’de, Yemen’de, Lübnan’da sürekli şekilde mezhepçilik yapan ülkenin adıdır İran. Dolayısıyla “Amerika bölgede bir mezhep savaşı” istiyorsa kesinlikle en çok İran’a güveniyordur bu savaşı başlatması için. Zira “mezhebini” her şeyin önüne koyan ülke görünümü arz ediyor İran.

Bir başka favori tez: “İran, Amerikan emperyalizmi ile savaşıyor.”

Bu da şahane tez... Nerede ve tam olarak nasıl yapıyor bunu İran? Bilenler anlatabilir mi lütfen? Daha doğrusu, uzun sayılabilecek tarihi boyunca İran’ın herhangi bir emperyalist güçle verdiği bir mücadele var mı? Bilmem, mesela Selahaddin Eyyubi’nin, Alpaslan’ın, Ömer Muhtar’ın, İttihad Terakkicilerin, Mustafa Kemal’in verdiği “antiemperyalist mücadele”nin benzerini veren İranlı komutanlar, önderler, devlet adamları kimlerdir? Cephede, emperyalist güçlerle göğüs göğüse ne zaman mücadele etmişlerdir?

Görkemli İran İslam Devrimi’nin ortaya koyduğu askeri hareketliliklere bir bakalım mı? İran-Irak savaşı, Hama-Humus katliam fetvası, Irak’ın bütün iç işlerine müdahale, Suriye’de Kasım Süleymani ve Hasd-i Şabi eliyle yapılan katliamlar…

Bir tek Lübnan Hizbullah’ının hakkını yemeyelim. “33 Gün Savaşı”nda İsrail’e sağlam meydan okumuştu. Ama bir dakika… Bu meydan okumada da yanlış hatırlamıyorsam bütün Sünni dünya Lübnan Hizbullah’ının zaferi için dua etmişti zaten. Yani İran, silahsız ve zor durumdaki mazlum Sünnileri katletmeyip de gerçekten antiemperyalist bir refleks gösterdiğinde Vahhabi Suud hariç bütün dünya Müslümanlarından destek görmüştü.

Şunu demeye çalışıyorum aslında. Şehit Abdullah Azzam gibi önemli isimler dâhil, İran İslam Devrimi’ni heyecanla karşılayan dünya Müslümanlarının heveslerini bizatihi İran bıraktı kursağımızda. Pis bir yayılmacılık, kötü bir mezhepçilik uğruna insan kanı akıtmaktan çekinmedi. Mazlum öldürmekten çekinmedi. Bugün İdlib’de, Halep’te,

Şam’da, mültecilerin yaşadığı Türkiye şehirlerinde eli kanlı katillerinin gebertilmesinin ardından dağıtılan tatlı ve lokumları İran kendi eliyle imal etti anlayacağınız.

Gelelim son ve en büyük teze: “İran düşerse Türkiye düşer.”

Niye? Niyesi yok. Kendi kaderini bölgedeki Müslümanların kaderiyle bir kez, sadece bir tek kez olsun eşitlemeyen İran, kendisi düşerse bütün Müslümanların düşeceği tezini hem de Kemalistler eliyle falan yayıyor iyi mi?

“Suriye’de ne işimiz var?” diyen mezhepçilerin, ulusalcıların, Kemalistlerin, Avrupa malı solcularımızın bizi ikna etmeye çalıştıkları şey şu: “İran düşerse Türkiye düşer.”

Niyeymiş? Niyesini ben az çok biliyorum da size soruyorum: İran Ortadoğu’yu parça pinçik ve “her türlü operasyona hazır” hale getirirken niçin çokoprens almaya gittiniz de şimdi kıçına nişadır sürülmüş nalbur eşeği gibi “İran düşerse Türkiye düşer” tespiti yapıyorsunuz? Dünyadaki mazlum ve mağdur Müslümanlar İran’a “böyle yapma” diye neredeyse yalvarırken neredeydi canına yandığım jeopolitik bilinciniz?

Hem bana öyle geliyor ki İran ile ABD arasında bir savaş çıkmaz öyle kolayına. İran açısından çıkmaz zira Amerikalılar silahsız ve Sünni değiller. ABD açısından da çıkmaz zira Kuzey Kore ile birlikte İran ABD’nin yaptığı ve yapacağı her türlü gayrımeşruluğu garanti altına alan iki ülke durumundalar.

Kasım, derin devletin arayıp da bulamadığı “trajedik rejim pekişmesi”ne hizmet ederek bir çukuru doldurduğu ile kalır. ABD de Irak’ı bütünüyle İran’a bırakır. Geçinir giderler. Başka da bir cacık olmaz.

Bu sefer yanılmayı çok isterim fakat. İran misalen Tel Aviv’i vurursa dualarımı da desteğimi de esirgemem. Ama nasıl derler: Ağustosta kar yağar mı?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.