Dinsizin hakkından gelmek için

00:007/05/1999, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
İsmet Özel

Dinsizin hakkından imansızın geldiğini veya geleceğini söylüyorlar. Eğer bu söz bir doğruyu, kaçınılmaz bir gerçeği ifade ediyorsa ve dinsizin hakkından gelme yeterliğine sadece imansız olanlar kavuşabiliyorsa burada durup üzerinde düşünülecek çok şeyin karşımıza çıktığını anlarız. Belli ki çoğu kimse dinsizin hakkından gelinmesini, ne pahasına olursa olsun dinsizi etkisiz bırakacak bir sonucun alınmasını istiyor. Olayların gelişmesiyle dinsiz karşısında kazanılan zafer "iman"dan uzaklaşmanın bir

Dinsizin hakkından imansızın geldiğini veya geleceğini söylüyorlar. Eğer bu söz bir doğruyu, kaçınılmaz bir gerçeği ifade ediyorsa ve dinsizin hakkından gelme yeterliğine sadece imansız olanlar kavuşabiliyorsa burada durup üzerinde düşünülecek çok şeyin karşımıza çıktığını anlarız. Belli ki çoğu kimse dinsizin hakkından gelinmesini, ne pahasına olursa olsun dinsizi etkisiz bırakacak bir sonucun alınmasını istiyor. Olayların gelişmesiyle dinsiz karşısında kazanılan zafer "iman"dan uzaklaşmanın bir zaferi haline geldiğinde ise çoğu kimseye lâf anlatmak imkânsız oluyor. Bize de imkânsızı denemekten başka yol kalmıyor.

Dine karşı bir hareketin yürütüldüğü yerde yapılacak olan nedir? Çoğu kimse ilk işin bu hareketi durdurmaktan başka bir şey olamayacağını düşünür. Dini kurtarmanın çaresini din düşmanlarını tepelemekte arar. Dolayısıyla din düşmanını tepeleyen kim olursa olsun onun doğru bir davranış sergilediğini kabul eder. Din düşmanına hücum edenin ne gibi vasıflar taşıdığına ya dikkat etmez veya saldırgana gönlüne hoş gelen vasıflar yakıştırma yanılgısına düşer. Bu durumda muhteva parçalanmış haliyle baskın karakterini kaybeder ve kendimizi butlana uğramış bir şeklin baskın çıktığı arbede içinde buluruz. Bu tehlikeli zıtlaşmada imansızdan, imansızlıktan nefret edenler din düşmanlarını sevimli bulur ve din düşmanları karşısında cesaret göstermeyi erdemli bulanlar da imansızlığın hoş bir tarafı olduğu kabulünün rahatlığı içine girer. Dinin de, imanın da tasalluta uğradığı bir noktaya varılır. Türkiye artık bu noktadadır.

Eğer ülkemizde din karşıtı bir tutum uygulamaya girme gücü kazanmış idiyse ve bu tutum şartların değişmesi yüzünden gücünü muhafaza endişesine düşmüş, endişesinin tedirginliğiyle hırcınlaşmaya başlamışsa yapılacak şey söz konusu tutumda olanları kendi çaresizlikleriyle baş başa bırakmaktan başka bir şey olamazdı. Dinsizi bocaladığı yerde bocalaması içinde bırakmanın onun gücünü tamamen tüketeceğini kavrayabilmek için çok zeki olmaya gerek yok. Türkiye''de çoğu kimse böylesi bir "takva"nın asaletini kavramada yetersiz kaldı. Çoğu kimse aceleyle din karşıtlarının darbeye maruz kalması görüşüne rağbet etti. Bundan kârlı çıkacağı umuduna kapıldı. Halbuki din karşıtlarına darbe indirme girişiminde bulunanlar bunun ancak imanın askıya alınması halinde gerçekleşebileceğini anlayacak kadar "realist" idiler. Ne oldu? Birilerinin karşısına çıkıp: "Dinsiz olduğun için sen bu darbeyi hak ettin" diyenler, bu acelecilikleri yüzünden bocalamakta olan din karşıtlarının kendilerini toparlamalarına fırsat verdiler. Hem de ne toparlanış!

Türkiye bu noktadan sonra dini ve imanı tasalluttan kurtarmak adına harekete geçmek isteyenlerin girişim gücünden mahrum bırakıldıkları bir mecradaki siyasi oluşuma hazır hale gelmiştir. Dinsizin de, imansızın da keyfi yerinde.