
İran’da ekonomik problemler ve yüksek enflasyon yüzünden başlayan ancak kısa zamanda rejim karşıtı gösterilere dönüşen protestolar, Başkan Trump’ın askeri operasyon tehdidi sonrasında kritik bir dönemece girdi. ABD’de yaşayan veliaht Prens Rıza Pehlevi’nin protestolara devam çağrısı, İsrail’in sahada aktif olduğu söylentileri ve Trump’ın sert retoriği, rejimin bu sefer devrilebileceği yorumlarını yoğunlaştırdı. Çarşamba günü Trump’ın retoriğini görece yumuşatması, Amerika’nın İran’daki rejim hedeflerini vurmasının an meselesi olduğu şeklindeki haberleri yatıştırmış görünüyor. Bir haftadır kapalı olan internet yüzünden sağlıklı haberlerin alınamadığı İran’da rejimin binlerce insanın hayatına mal olan yoğun bir bastırma harekâtı içinde olduğuna işaret ediyor. Protestoların hemen başında ‘halkı dinleme’ söylemini kullanan rejim, ABD ve İsrail’in müdahaleleri sonrasında gösterileri bastırmaktan başka çaresi olmadığına karar vermiş görünüyor. Maduro operasyonu sonrasında kendinden fazlaca emin biçimde Grönland ve İran’a tehdit yöneltmeye devam eden Trump’ın şimdilik İran’da rejimi devirmekten ziyade yoğun baskıyla maksimum taviz alma politikasında karar kıldığı anlaşılıyor.
Trump yönetiminin rejim karşıtı gösterilere siyasi destek açıklayarak alenen yönlendirmeye çalışması Washington’ın tavrında dramatik bir değişiklik anlamına geliyor. Obama döneminde gerçekleşen Yeşil Hareket gösterilerine destek vermeyerek nükleer anlaşmayı önceleyen Washington, daha sonraki genelde sınırlı kalan farklı protesto eylemlerine açıktan destek vermekten kaçınmıştı. Trump yönetiminin son iki haftadaki eylemlere dahli ise Starlink terminallerinin İran’a kaçak yollardan sokulmasına kadar varmış durumda. Bir haftadan fazladır interneti kapatan İran rejiminin bu terminalleri engelleyecek teknolojileri Çin’den sağlamış olduğu ve kullananlara karşı sert tedbirler aldığı yönündeki haberler de tam bir asimetrik enformasyon savaşının da devam ettiğini gösteriyor. Washington’ın siyasi destek vaadinin yanında Tel Aviv’le birlikte muhalefetin iletişim kapasitesini artırmaya çalışması, eylemlerin rejimi zayıflatması için elinden geleni yaptığına işaret ediyor.
Geçtiğimiz haziran ayındaki 12 Gün Savaşında İran’ın nükleer tesislerini vurmaya Netanyahu tarafından adeta zorlanan Trump, gösterilerin başarılı olması durumunda bunun siyasi kredisini almak istiyordu. Özellikle Maduro operasyonunun verdiği zafer sarhoşluğuyla yaptığı askeri müdahale tehditlerinin Tahran tarafından göz ardı edilemeyeceğinin farkındaydı. Ancak bununla birlikte danışmanları rejimin düşmesinin an meselesi olmadığını söylemiş olsa gerek ki bu hafta içinde İran’ın protestocuları idam etmeyeceğine dair garantiler aldıkları yönünde ifadeler kullanmayı tercih etti. 12 Gün Savaşında Netanyahu’nun kendisini İran’la savaşa sürüklemesinden rahatsız olan Trump, rejimi devirmeye yönelik veya ucu açık bir askeri operasyona (en azından şimdilik) ikna olmuş görünmüyor. Süleymani suikastı, nükleer tesislere saldırı ve Maduro operasyonuyla istediği zaman istediği aktörü cezalandırabileceğini gösterdiğini düşünen Trump, şu an için İran’da bu operasyonlara benzer hızlı sonuç alabileceği bir opsiyon görmüyor anlaşılan.
İran’da rejimin dış müdahaleyi bahane ederek protestoları şiddet kullanarak bastırma çabası içine girmesi, siyasi bir çözüm üretemediğine işaret ediyor. Halkın sokağa inmesini fırsat bilen İsrail ve ABD’nin harekete geçmesi, rejimin gösterilere karşı sertlik kullanmasını meşrulaştırma çabasına malzeme sağlıyor. İran’ın son iki senede Lübnan’daki Hizbullah’la bağının zayıflaması ve Suriye’den çıkmak zorunda kalması jeopolitik konumunu iyice zayıflatmış durumda. İsrail’in bölgede üzerine gelmesine ve Tahran’ın göbeğinde suikast operasyonları düzenlemesine çözüm üretemeyen rejim, iç muhalefeti yönetebilecek siyasi kapasiteden de uzak görünüyor. Rejimin protestoları bastırmanın ötesinde bir çözüm üretememesi, stratejik düşünme kapasitesinin ne kadar zayıfladığına işaret ediyor. Gösterilere verdiği destekle adeta kapısına dayanan ABD ve İsrail’e karşılık veremeyen rejim, iç muhalefeti dış müdahaleye karşı yanına çekecek veya en azından nötralize edecek vizyon ve kapasiteden yoksun görünüyor.
Gerek bölgesel gerekse ulusal düzeydeki zayıflıkları ve stratejik hatalarının İran rejiminin sonunu getireceğini öngörmek kolay değil. Uzun yıllardır uluslararası baskı ve yaptırımlar karşısında parya durumuna düşmek pahasına rejimi devam ettirebilen elitler, binlerce insanın canına mal olacak bir şiddet sarmalına girmekten çekinmiyor. Ancak Suriye ve hatta İsrail örneklerinde de görüldüğü gibi siyasi meşruiyetin kalmadığı noktada kaba güç iktidarın devamını sağlayabilir ancak kapsamlı bir siyasi çözüme zemin bırakmaz. İran rejiminin dış baskılara dayanması ve içerde muhalefeti bastırma kapasitesini devam ettirmesi, ülkeyi istikrara taşıyacak siyasi uzlaşı ve birliktelik sağlama yeteneğine sahip olduğu anlamına gelmiyor. İran rejiminin nükleer anlaşmadan çekilen, Süleymani’ye suikast düzenleyen ve nükleer tesislerini vuran Washington’a güvenmemesi normal ancak 12 Gün Savaşında gördüğümüz Washington’la koordinasyon çabasını da unutmamak gerekiyor. Diğer bir deyişle, İran rejimi varoluşsal tehdit altında olduğunda ‘makul’ siyasi adım atarak kendini korumaya alma kapasitesine sahip. Bu kapasiteyi bölgesel meselelerde ve kendi halkına karşı da kullanması gerekiyor.
Trump yönetimi içerisinde İsrail’in ‘güvenliği’ için İran’a karşı kapsamlı bir savaşa sürüklenmek istemeyen bir grup olduğu açık. Trump gerek iç siyasi gündemi değiştirmek gerekse ulusalcı dış politikası gereği zaman zaman güç gösterisinde bulunma ihtiyacı duyuyor. Batı yarımküresinin hâkimi bölgesel bir güç olma çabası doğrultusunda gerçekleştirdiği Maduro operasyonu da bunun en önemli örneklerinden biri. Trump’ın İran’ı vurabileceği konusunda kimsenin şüphesi yok elbette ancak bununla neyi amaçladığı ve neyi elde edebileceği konusunda netlik olmadığı kesin. Rejimi devirmeye kalkarsa bu Amerika’nın nasıl işine yarayacak sorusunun cevabı net biçimde verilemiyor. Afganistan ve Irak savaşlarını sıklıkla eleştiren Trump’ın benzer bir ‘bitmeyen savaş’ macerasına girmek istemediğini biliyoruz ancak İran’da rejim düşerse bunun kredisini almak da isteyecektir. Maduro sonrası ‘Venezuela’yı yönetme’ iddiasında olduğu gibi rejim devrilirse ‘İran’ı yönetme’ konumunda olmak isteyecektir. Bu senaryoların şartlarının oluşmadığını hissetmiş olacak ki askeri opsiyon şimdilik rafa kalkmış görünüyor. Buna karşın Trump yönetiminin protestolara doğrudan siyasi ve maddi destek vermesi, Washington’ın İran’ın iç karışıklıklarına mesafeli durma politikasından vazgeçtiğini gösteriyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.