"Dördüncü kuvvet" mi, "medyakrasi" mi?

00:0017/03/2000, Cuma
G: 11/09/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

"Dördüncü kuvvet" olarak nitelenen medyanın demokratik taleplerden yana olmasını beklemek hakkımızdır. Nedeni çok açık: Medya, eğer sevimsiz bir reklamın belirttiği gibi okuduğumuz tek gazetenin "resmi gazete" olmasını istemiyorsak, tabii ki "kelâm hürriyeti"nin ilk savunucusu olacaktır. O eğer bir işe yarayacaksa, ancak bu hürriyetle beslenecektir. "Dördüncü kuvvet" bu çerçevede ilk üç kuvvetten her zaman daha önde, daha ufuk açıcı olacaktır. Ece Ayhan''ın bir zamanlar İdris Küçükömer''i anlatırken

"Dördüncü kuvvet" olarak nitelenen medyanın demokratik taleplerden yana olmasını beklemek hakkımızdır. Nedeni çok açık: Medya, eğer sevimsiz bir reklamın belirttiği gibi okuduğumuz tek gazetenin "resmi gazete" olmasını istemiyorsak, tabii ki "kelâm hürriyeti"nin ilk savunucusu olacaktır. O eğer bir işe yarayacaksa, ancak bu hürriyetle beslenecektir. "Dördüncü kuvvet" bu çerçevede ilk üç kuvvetten her zaman daha önde, daha ufuk açıcı olacaktır. Ece Ayhan''ın bir zamanlar İdris Küçükömer''i anlatırken yaptığı benzetmeyi hatırlayacak olursak, olması gereken medyanın demokratik talepler açısından rolü bir bakıma bir "uç beyi" gibidir.

Şimdi isterseniz bu "olması gereken" açısından ülkemizdeki medyanın durumunu gözden geçirelim. İşte 312. madde! Sadece 2. değil, bütün fıkralarıyla bize özgü olan bu madde yeni bir mahkumiyet dolayısıyla tekrar gündeme gelmişse, kendi üyelerinden birçok kişinin de canını yakmış olan bu yasakçı madde karşısında medyanın tabii tepkisi demokratik taleplerin yanında olmak değil midir? Ama nerede bu refleks! Başta "ağır"lar (unutmayın terazide!) olmak üzere gazetelerin büyük bir kısmı devletin âli menfaatlarını savunmak için sipere yatmış... "Devlet"ten daha "devletçi" olunur mu demeyin; görüyoruz ki bu da mümkün. Sanırsınız ki devlet "sahipsiz" kalmış ve medya mensupları imdadına yetişiyor. "Medyakrasi"nin yolu devletçilikten geçiyor.

Geçen gün aktarmıştım, Sabah''ın başyazarı son mahkumiyeti nasıl değerlendiriyor ve "Erbakan''ın hüküm giymesi demokrasinin zaafı değil hukuk devletinin gücüdür" diyebiliyordu; Hürriyet''in başyazarı Le Pen ve Haider''leri uygunsuz olarak araya sokarak "Aslını ararsanız, Erbakan demokrasiyi tasfiye etmeye çalışıyordu, şimdi demokrasi onu tasfiye ediyor" fetvasını nasıl kolaylıkla verebiliyordu. Başyazarların varlık nedenlerini unutacak derecede sorumsuzca kaleme aldıkları bu satırların benzerleri kolaylıkla sıralanabilir. Mesela, 163. maddenin nasıl aceleye getirilerek kaldırıldığına değinen Milliyet''in başyazarı Güneri Cıvaoğlu: "Ama dünyada siyasi İslam tırmanışa geçmişken, 163''ün daha demokratik bir şekilde yeniden düzenlenmesi yerine, arkasında boşluk bırakarak tümden kaldırılması yanlış oldu."(!) Mesela, ilk bakışta olumlu sözler ettiği sanılan Sabah''ın arka sayfa başyazarı Rauf Tamer''in 312. maddenin ne zaman kaldırılabileceği sorusuna verdiği cevap: "Bence en ideali... Türkiye''de artık 312''lere ihtiyaç olmadığı zaman..."(!) Kalem erbabının (yani hiç değilse teorik olarak "kelâm hürriyeti"nin var kıldığı "erbab"ın) ortaya attığı anlaşılması çok zor, hatta imkansız satırlar...

Bir örnek de "hafif" gazetelerden verelim: Cumhuriyet''in 14 Mart tarihli sayısının manşetini Başsavcı Vural Savaş''ın bir değerlendirmesi süslüyordu: "Erbakan''a bu ceza az". Başsavcı, hemen her zaman olduğu gibi, yetki ve görevlerini tamamen unutmuş olarak, 312. maddeyi değiştirme girişimlerinin "başta Amerika olmak üzere dış ülkelerin plânı olduğunu" açıklıyordu. Ve daha bunun gibi bir sürü temelsiz iddia... Ancak, Cumhuriyet''in 14 Mart tarihli sayısını koleksiyonluk kılan özellik Başsavcı''nın açıklamalarından çok önce, bir gazetenin ifade özgürlüğü tartışmasının gündeme oturduğu bir günde manşet için bula bula Vural Savaş''da karar kılmasıydı. (Bu manşetten daha iyisi ne olur, dersiniz onun da cevabı var: Emekli Orgeneral İsmail Karadayı, Erbakan''ın mahkumiyetini şu sözlerle yorumlamış: "Hayırlı olsun"(!) )

Cumhuriyet''in, haberin devamının yer aldığı 7. sayfasına da göz attım. Bu sayfadaki başlık da anlamlıydı: "MHP: 312 değişmesin". Ve öyle bir haber metni ki, açıklamalarıyla içimize su serpen ANAP''lı Anayasa Komisyonu Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır iki satırla geçiştirilirken, red cephesinin MHP''li milletvekillerinin açıklamaları sütun sütun... Bir de tabii, Adalet Bakanı''nın, başlık olarak düşünülmüş "312''yi kaldırma lüksümüz yok" diyen ve "demokrasi havariliği"nden dem vuran açıklaması. Madem Adalet Bakanı''ndan söz açıldı, Türk''ün açıklamasında dikkatimi çeken bir ifadeyi de atlamak istemem. Hikmet Sami Türk, geçen dönemde 312. maddenin kaldırılması için nasıl bir girişimde bulunulduğunu, ancak araya Tayyip Erdoğan''ın mahkumiyeti girdiği için Başsavcı, CHP, Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı''nın telkinleriyle bu girişimin nasıl yarı yolda kaldığını anlatırken (evet, inanılır gibi değil ama bir Bakan bu süreci dünyanın en tabii olayı gibi anlatıyor!), söz konusu girişimi "Mini demokrasi" paketi olarak niteliyor. Düşünebiliyor musunuz, "Mini demokrasi" paketi! Aslında bu çok hoş, herşeyi açıklayan bir ifade: "Büyük Türkiye"ye "Mini demokrasi" paketi!..

Sonuç olarak belki şu söylenebilir: Hemen diğer bütün "krasi"ler gibi, "Medyakrasi"nin de demokrasi ile arası iyi değildir...