"Kendilerini Kürt sananlar"

00:0023/01/2008, Çarşamba
G: 29/08/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Bilmeyen yoktur herhalde: "Türk basını" -dönüp arkaya baktığında- yüzünü en fazla kızartması gereken sayfalarını -pre-modern, modern ya da post-modern farketmez- askeri müdahalelerin sıcak günlerinde yayımlamıştır.27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat başta olmak üzere, bu sıcak günlerde yapılan sayfalar –gerçekten- ders çıkarılması gereken bir hazinedir.Bu arada özellikle, 27 Mayıs sabahına kadar iktidar yanlısı görünen gazetelerin kötüler içinde en kötüleri oluşturduğunu da unutmayalım. Devran dönmüş,

Bilmeyen yoktur herhalde: "Türk basını" -dönüp arkaya baktığında- yüzünü en fazla kızartması gereken sayfalarını -pre-modern, modern ya da post-modern farketmez- askeri müdahalelerin sıcak günlerinde yayımlamıştır.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat başta olmak üzere, bu sıcak günlerde yapılan sayfalar –gerçekten- ders çıkarılması gereken bir hazinedir.

Bu arada özellikle, 27 Mayıs sabahına kadar iktidar yanlısı görünen gazetelerin kötüler içinde en kötüleri oluşturduğunu da unutmayalım. Devran dönmüş, bir gün öncesine kadar dönemin başbakanının konuşmasına saygıyla yer veren sayfalar iftira kampanyasında başa güreşir hale dönüşmüştür.

Bu iftira kampanyası çerçevesinde, DP hükümetinin "Kürdistan Hükümeti Tesisi" için çalıştığı yolunda bir haber de eksik değildir. Mesela Cumhuriyet gazetesi 31 Mayıs 1960 tarihli sayısında "Bir Kürdistan Hükümeti Tesisi için DP Grubu İçinde Çalışanlar" başlığını pekâla atabilmiştir. Gazetenin muhabirinin aldığı bilgilere göre "Rus yapısı bir jeeple vatan haini Şeyh Sait''in oğlunun doğudaki köylerde dolaşmasına göz yumulduğu" tespit edilmiştir. Amaç (tabii ki!) yeni bir Kürdistan kurulmasıdır.

15 gün sonrasının Milliyet''i de başka bir gelişmeyi haber vermektedir: "Ardahan''ı Ruslara Satmak İstemişler."

Görüldüğü gibi, kimse eksik değildir... Kürdistan peşinde Kürtler, Şeyh Sait''in olduğunu köylerde dolaştıran "Rus yapısı bir jeep" ve de Ardahan''ın Ruslara satışı....

Bu haber bombardımanı karşısında okur ne yapsın? Herhalde şöyle düşünmüştür: " Hainliğin bu kadarına pes doğrusu!"

Şimdi nereden çıktı bu "Kürdistan" meselesi diyenleriniz vardır, muhakkak. Şuradan çıktı:

Can Dündar ve Rıdvan Akar''ın bu hafta yayınlanacak "Ecevit ve Gizli Arşivi" adlı kitabı, 27 Mayıs yönetiminin de bu "Kürdistan" meselesine bayağı kafa yorduğunu o kadar güzel bir belgeyle ortaya koyuyor ki, söz konusu belgeyi okuyup bir kenara koyanların "Toplumca, milletçe, devletçe verilmiş sadakamız varmış; yoksa halimiz dumanmış!" dememesi imkansız.

Dündar ve Akar, "Karaoğlan" belgeselini çekerken Oran''daki evin arşiv odasına girme fırsatı da bulunca ortaya sözünü ettiğim kitap çıkmış. Arşivden 100''e yakın belge kitapta toplanmış. Yazarlar Milliyet gazetesinin dünkü sayısında da bu belgelerden -"tadımlık" kabilinden- birisini yayımlamışlar. Ellerine sağlık doğrusu... Önümüze getirilen belge gerçekten çok ufuk açıcı.

"Devletin Doğu ve Güneydoğu''da Uygulayacağı Kalkınma Programının Esasları" başlığını taşıyan ve DPT''de oluşturulan "Doğu Grubu" adlı verilen grubu tarafından oluşturulan bu rapor "Haşim Tosun, Kur.Alb. Politika D. Bşk" imzalı bir gerekçe ile dönemin İnönü Hükümeti''ne iletilmiş.

Artık önümüzde olan bu rapor gerçekten çok aydınlatıcı. Devletin fazla değil, 48 yıl önce, bugün –nihayet- "Kürt sorunu" olarak adlandırılan konuyu nasıl algıladığını çok aydınlatıcı biçimde sıralıyor.

Bu rapor hakkında önümüzdeki günlerde yeterince kadar bilgileneceğiniz muhakkak olduğundan, ben bugün sadece önerilen birkaç önlemi aktarmakla yetineceğim. "Halihazır İskan Kanunu ve tatbikatını, tesbit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde incelemek ve tadil etmek."

" Bölgenin kendilerini Kürt sananlar lehinde nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında başta taraflara hicrete mecbur kalan Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memlekitin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskan etmek."

"Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının faaliyete geçirilmesi... kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması... Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere yüksek tahsil imkanları sağlanması."

"Dünya entellektüel muhitine Türkiye''de bir Kürt meselesinin mevcut olmadığının anlatılması."

Ve daha neler neler....

Raporda yer alan öneriler, bugünlere nasıl gelindiğinin cevabını vermesi açısından çok önemli.

Bu raporda benim dikkatimi en fazla, bir sayfada neredeyse on kez tekrarlanan "kendini-kendilerini Kürt sananlar" ifadesi çekti. Tehcir ve uydurulmuş bir tarih tezi doğrultusunda kültürel-idelojik asimilasyona tabi tutulmaları istenen bölge halkından hâlâ niçin "kendilerini Kürt sananlar" diye söz edildiğini anlamadım. Madem ki bölge halkı "kendilerini Kürt sanan" ama aslında ataları "Turani kavimler"e uzanan Türklerdir, o zaman önerilen bunca "politika"ya ne gerek vardır? Yoksa devlet kendisine -Sokrates''in Sofistler karşısında sergilediği türden!- "sanılar-kanaatler" karşısında doğru "bilgi"nin sonuna kadar savunulması gibi çılgınca bir görev mi biçmiştir? Haksız mıyım? Niçin bu ısrar? "Türk çocukları"na yakınlaştırılmak istenenler "kendilerini Kürt sanıyorlar" ise bunda ne kötülük var; bırak onlar da öyle sansınlar!

Gerçekten çılgınca bir rapor ve öneriler demeti karşısında olduğumuz muhakkak...

Bugünlere ulaşabildiğimiz için ne kadar şükretsek azdır....