Ehl-i örf hiç değişmiyor

00:0019/03/1999, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Mehmet Akif Aydın

Meclis''in sıcak gündeminin ülkeye hakim olması sebebiyle dikkatleri fazla çekmese de, ülkenin sürekli kanayan bir yarası var. Başlarını örttükleri gerekçesiyle kimi öğrenciler hala okullara alınmıyor, kimilerinin cezalandırılma prosedürleri bu öğrencilerin öğrenim haklarını ellerinden alma noktasına geldi. Keza başlarını örttükleri gerekçesiyle öğretmen ve memurlara yağmur gibi ceza yağıyor. Ve bütün bunlar mevcut hukuk düzeni zorlanarak ve çarpıtılarak yapılıyor. Defalarca yazdık: Mevcut kanun

Meclis''in sıcak gündeminin ülkeye hakim olması sebebiyle dikkatleri fazla çekmese de, ülkenin sürekli kanayan bir yarası var. Başlarını örttükleri gerekçesiyle kimi öğrenciler hala okullara alınmıyor, kimilerinin cezalandırılma prosedürleri bu öğrencilerin öğrenim haklarını ellerinden alma noktasına geldi. Keza başlarını örttükleri gerekçesiyle öğretmen ve memurlara yağmur gibi ceza yağıyor. Ve bütün bunlar mevcut hukuk düzeni zorlanarak ve çarpıtılarak yapılıyor. Defalarca yazdık: Mevcut kanun ve yönetmelikler ne öğrencilerin okula alınmamasına veya okuldan atılmasına ne de memurların maaş kesimi veya işten el çektirme cezasına imkan tanıyor. Ne var ki kanun ve yönetmelikler çiğnenmek için hazırlanmış anlaşılan.

Bundan bir kaç yazı önce Osmanlı''yı kuru kuruya methetmek yerine bu devleti en problemli bölgede 600 sene yaşatan değerler ve kurumlar üzerinde durmak gereğinden bahsetmiştim. Bu değerlerden birisi Osmanlı''nın kanun hakimiyetine önem vermesidir denebilir. Osmanlı hukukunda iki önemli yürürlük kaynağı vardır: Doğrudan İslam hukukunun düzenlediği alanda fıkıh kitapları, düzenlenmesi devlete bırakılmış alanlarda da kanunnameler. Vezirlerden ve genel olarak ehl-ı örf denen kamu görevlilerinden ülkeyi yönetirken, kadılardan kararlarını verirken hukuk ve kanuna (şer'' ve kanuna) uygun davranmaları istenmiş ve bunun üzerinde önemle durulmuştur. Özellikle halka kanunname hükümlerine ayırı ceza verilmemesi, para cezası alınmaması, vergi tahsil edilmemesi muhtelif kanunnamelerde kamu görevlilerine defaatle hatırlatılmaktadır. Çünkü özellikle kamu görevlilerinin asayişi sağlamak için cezalandırmada aşırı gitmeleri, sipahilerin vergi toplarken belirlenen nisbetleri geçmeleri her zaman muhtemeldir. Halkın ehl-i örfün keyfi uygulamaları karşısında ezilmemesi Osmanlı yönetiminin her zaman dikkat ettiği bir nokta olmuştur.

Bunun için de halkın kanunname hükümlerini bilmelerine özen gösterilmiştir. Hazırlanan yeni kanunnameler pazar yerlerinde halka okunmuş, isteyenlerin küçük bir ücret karşılığında bir nüsha edinmesine imkan sağlanmıştır. Böylece kamu görevlilerinin keyfi muamelelerine maruz kalan insanların hak aramalarına zemin hazırlanmak istenmiştir. Bir kanunname haşiyesinde "Bu kanunname reayayı ehl-i örfün (kamu görevlilerinin) zulmüne karşı korumak için hazırlanmıştır" denmesi dikkat çekicidir. Buradan şu anlam çıkıyor. Kamu görevlileri her dönemde yetkilerini genişletme, kötüye kullanma taraftarı olmuşlardır. Ancak devletin kanun hakimiyetini önemsediği devirlerde buna imkan bulamamışlardır. Uzun ömürlü devletler de esasen bu dikkati gösteren yönetimler tarafından kurulabilmiştir.

Hasılı ehl-i örf hiç değişmiyor. Hele bir de "kanuna aykırı davranmayasınız" diyecek yerde bu tür baskıları teşvik eden veya en azından göz yuman merkezi yönetim olursa gerisini siz düşünün. Adil bir hukuk düzeni kanunlarla kurulmuyor, onların uygulanış biçimi böyle bir düzeni ortaya çıkarıyor. Bırakın hukuk devletini hala kanun hakimiyetini bile kuramamış olmamız düşündürücü.