Türk Müziği, bir yaşam tarzıdır!..

00:0020/03/2000, Pazartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
Mehmet Barlas

İnsan unutamayacağı bir hatıranın yanına, kendi dilinde söylenen bir besteyi de ekleyebildiği ölçüde, bu hatıra, gerçekten unutulmaz olur..Oldum olası, "Türk Müziği"nden söz edilirken, "alaturka" denilmesinden hoşlanmam.. Alaturka ve alafranga gibi tanımlamalar, daha çok "tuvalet", "banyo", "hamam" gibi kelimelerin başına uygun düşer.Oysa bazıları, sanki bu topraklarda doğmamışlar ve bu kültürle beslenmemişler gibi davranırlar.. Mozart''ın amca-oğluymuş veya Beethoven''in yeğeniymiş gibi uzaktan

İnsan unutamayacağı bir hatıranın yanına, kendi dilinde söylenen bir besteyi de ekleyebildiği ölçüde, bu hatıra, gerçekten unutulmaz olur..

Oldum olası, "Türk Müziği"nden söz edilirken, "alaturka" denilmesinden hoşlanmam.. Alaturka ve alafranga gibi tanımlamalar, daha çok "tuvalet", "banyo", "hamam" gibi kelimelerin başına uygun düşer.

Oysa bazıları, sanki bu topraklarda doğmamışlar ve bu kültürle beslenmemişler gibi davranırlar.. Mozart''ın amca-oğluymuş veya Beethoven''in yeğeniymiş gibi uzaktan bakarlar ve "Ben pek alaturka müzikten anlamam" gibi cümleler kurarlar.

Aslında onların bu haline üzülürüm de.. Demek ki, hatırladıkları zaman, yürek tellerini de titreten hatıraları yoktur.. İnsan unutamayacağı bir hatıranın yanına, kendi dilinde söylenen bir besteyi de ekleyebildiği ölçüde, bu hatıra, gerçekten unutulmaz olur..

Kimbilir kaç yıl oldu? Herhalde 1965 ya da 1966''daydık.. Rahmetli ressam Elif Naci ile bir bahar akşamüstü, Sirkeci''de bir içkili lokantadaydık.. Radyoda, "Hüzzam Faslı" çalıyordu.. Fasıl, ara-nağmeden sonra, pek bilinen şarkıya geçti.

"Akşam oldu yine bastı kareler

Gitme yavrum, seni arslan pareler

Delik deşik sinemdeki yareler

Gitme yavrum seni arslan pareler."

Baktım Elif Naci''nin gözlerinden yaşlar dökülüyor.. Benden herhalde 50 yaş daha büyük olan bu aziz arkadaşıma sordum.

-Ne oldu üstadım? Neden ağlıyorsunuz?

Elif Naci anlattı..

1912''deki Balkan Savaşı felaketinden sonra İstanbul''a gelen Rumeli göçmenlerinden bir aile, onların mahallesine yerleşmiş.. Elif Naci, 10-12 yaşlarındaymış.. Bu Rumelili göçmen ailenin, gelinlik yaşa gelmiş, çok güzel bir kızı varmış..

Elif Naci, çocukça bir aşkla tutulmuş kıza.. Birkaç ay sonra kız evlenmiş.. Annesi de Elif Naci''yi alıp, düğüne götürmüş.. Düğünde fasıl heyeti, "Akşam oldu yine bastı kareler"i söylerken, gelinle damat, zifafa girmek üzere çıkıp, gitmişler..

Elif Naci, bunları anlattıktan sonra,

-Üstadım.. 50 yıldır bu şarkıyı her duyduğumda ağlarım, demişti..

Ben de şimdi her Hüzzam Faslı''nda bu şarkıyı duyunca, Elif Naci''yi hatırlarım.

İşte Türk Müziği böyle birşey bizim için..

Ben rahmetli Turgut Özal''ı da, bir şarkıya takılıp sevdim, arkadaş oldum..

1970''li yıllarda, oldukça kalabalık bir davetteydik. Salonda bir piyano vardı.. Bir saatte, çalmasını bilen biri, piyanonun karşısına oturdu.. Ve bizim melodilerimizi, şarkılarımızı çalmaya başladı.. Bir anda, o davetteki Türk Müziği tutkunları, piyanonun başında toplandık.. Amatör bir fasıl topluluğu oluşuverdi.. Baktım yanımda, tonton, sevimli haliyle o dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal da, ellerini kavuşturmuş, gözlerini kapatmış, fasıla vermiş kendini, söylüyor.. Açıkçası, kanım kaynadı..

Fasıldan sonra yanyana oturduk..

Özal kendini, sanki Ahmet Hamdi Tanpınar''ın "Huzur"undaki gibi, bir makamla anlattı..

-Ben Zekai Dede yüzünden Acemaşiran''a tutuldum.. Teknik Üniversite''de öğrenciyken, Tepebaşı''nda bir gazinoda "Bin cefa görsem"i dinlemiştim. Bu besteye doyamadım gitti..

Ben de şimdi Zekai Dede''nin Acemaşiran Beste''sini her dinleyişimde, Turgut Özal''ı düşünürüm.. Özal''lı nice geceleri paylaştığımız hanende arkadaşım Nureddin Çelik de, herhalde bu bestede hep aynı şeyleri hatırlar..

"Bin cefa görsem ey sanem senden

Bu ne sözdür ki usanmam senden

Talihimdir beni vefasız eden

Sanma ki ben onu sanmam senden."

Mesela Dede Efendi''nin Hüzzam Yörük Semaisi''ni dinleyince de, Turan Güneş''in ölümünden önceki son geceyi hatırlarım..

"Reh-i aşkında edip, kaddimi kütah gönül

Beni baştan çıkarıp eyledi gümrah gönül.."

Şimdi herhalde, gemiler geçmeyen bir ummanda, sevgili Turan Bey, yine Dede Efendi''yi mırıldanıyordur..

Beynimin bütün alt hücrelerinde, böyle hatıralar, bizim müziğimizin nağmeleri ile birlikte, yanyana duruyor..

İlk defa Halide Edib''i, "Sinekli Bakkal" romanı ile tanıyıp, beğenmiştim.. Ve o romanı hatırlayınca da, hep o Hicaz makamındaki Rumeli türküsü gelir dudaklarıma..

"Pencere açıldı Bilal oğlan, piştov patladı

Varın bakın kanlı da Bilal, yine kimi hakladı."

Böyle bir yaşam tarzıdır benim için Türk Müziği.. Böyle yüzlerce anı, bestelere yapışmıştır..

ŞAKA
Fenerbahçe''ye çözüm!..

Fenerbahçe''nin durmadan yenilmesine ve bu yenilgilerin de, her dakika gazetelerle, televizyonlarda eleştirilmesine kızan bir Fenerli taraftar, bir çözüm önerdi..

Dedi ki..

-Bu Fener''i de bir kartel patronu satın alsın.. Ondan sonra bir daha, Fener''i eleştiren ne yazı yazılır, ne haber yapılır..

Düşündük..

Bu "medyatik çözüm"ü, akla yakın bulduk..

GEN PROJESİ
"Yaşamın sırrı" çözülüyor..

"İnsan genleri projesi" Amerika''da devlet desteği ile 1990 yılında başladığı zaman, bu projenin 1995''te tamamlanacağı hesap edilmişti.. 10 milyar dolar civarındaki bir araştırma fonu desteği ile, insan DNA''sındaki 80 bin genin tamamı listelenecek ve DNA''yı oluşturan 3 milyar çift kimyasal baz saptanılarak, yaşamın sırrı çözülecekti..

Gen Projesi yöneticilerinin açıklamasına göre, "yaşamın sırrı", beklenilenden 5 yıl önce, bu yılın (2000) sonbaharında çözülüyor..

Geçen hafta da, ABD Başkanı Clinton ile İngiltere Başbakanı Tony Blair, ortak bir bildiri yayınlayarak bütün dünya bilim adamlarına, "gen haritası"nın açık olacağını taahhüt ettiler..

Yepyeni, ümit ve heyecan verici bir dönem geliyor.. "Gen haritası" ile, kalp, kanser, yaşlılık gibi hastalıklar, sona erebilir.. Ana rahmindeki bebeklerin genleri incelenerek, bunları tehdit edecek hastalıklar önceden görülür, önlenebilir.. Doğacak çocuğun göz rengi, saçı, boyu ve sağlıklı yaşam süresi, önceden belirlenebilir.

"Gen Projesi" insan hayatı ve sağlığı üzerindeki, belki de "tarihin" en önemli adımı olacağa benziyor..

Yani çok az zaman kaldı bu yeni dünyaya.. 2000 yılının sonunda, "yaşamın sırrı" çözülüyor.. "Susurluk''un sırrı"ndan önce hem de.