
Merkez Bankası, Pazartesi günü Finansal İstikrar Raporunu kamuoyu ile paylaştı. Rapor, aynı gün yayınlanan Kasım ayı enflasyon verilerinden daha fazla ilgi çekti medyada. İlginin sebebi, Başkan Durmuş Yılmaz''ın raporu sunarken söylediği sözler.
Başkan, konuşmasında reel kesimin yabancı para ile borçlanmasının ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etmesi, kamuoyunda acaba dövizde yukarı doğru bir hareket mi bekleniyor endişesi oluşturdu. Böyle bir endişeyi körükleyecek bir açıklama değildi aslında Başkan''ınki. Başkan, daha ziyade serbest kur rejiminde reel kesimin almaması gereken bir riskin altını çiziyor.
Nedir bu risk?
Yabancı para pozisyon açığı ya da kısa pozisyon olarak tanımlanan bu risk, bir kurumun veya bir kişinin yatırımlarını ve varlıklarının Türk Lirası üzerinden fiyatlandığı, buna karşılık yükümlülüklerinin döviz üzerinden fiyatlandığı bir durumda ortaya çıkar.
Yani, eğer siz döviz üzerinden borçlanmış ve temin ettiğiniz krediyi Türk Lirası varlıklara yatırmış ve bu varlıkların getirisi de Türk Lirası üzerinden ise, döviz pozisyon açığı taşıyorsunuz demektir. Böyle bir durumda kurlar artarsa sizin yükümlülükleriniz, varlıklarınıza nispetle artacak ve siz de yaptığınız yatırımla ilişkili olmayan bir zarara katlanmak zorunda kalacaksınız.
Böyle bir riskin altına kim niye girsin?
Sebebi basit. Bugün döviz üzerinden borçlanmak ucuz. Bunda hem Türkiye''deki döviz bolluğunun, hem de küresel likidite ortamında yurtdışından uzun vadeli ve ucuz kredi bulabilme imkânın büyük etkisi var. Dahası pek çok kişi, borçlandığı an ile borcunu geri ödeyeceği zaman içerisinde, enflasyon sebebiyle Türk Lirası''nın değer kazanacağını varsayıyor. Böylece krediyi daha da ucuza getirmeyi umuyor.
Bu şekilde borçlananlar ya zorunlu olarak Türk Lirası varlıklara ve alacaklara sahipler, ya da Türk Lirası varlıkların getirisi yüksek diye bu yönde yatırım yapıyorlar.
Tabiatıyla bu tür bir riskin altına girmenin gerisinde spekülatif kazanç güdüsü yatıyor. Spekülatif kazanç illa kötüdür diye bir şey söyleyemeyiz. Ancak bu tür bir kazanç şekli, özel bir uğraş alanıdır ve ancak riskler doğru bir şeklide tartılıp maliyetlendirildiğinde anlamlıdır. Yoksa asıl işi reel sektörde üretim ve alım-satım yapmak olan birinin, kendi piyasası dışında böylesi bir riskin altına girmesinin iktisadi bir gerekçesi olamaz.
Finansal İstikrar Raporu, reel kesimin döviz pozisyonunu değerlendiren kimi verileri de içeriyor. Buna göre, banka dışı firmaların döviz cinsinden varlıkları ilk altı ayda % 8 civarında artarken, döviz yükümlülükleri ise % 23''ün üzerinde bir artış sergilemiş. Döviz varlıklarla döviz yükümlülükler arasındaki farkı ifade eden net pozisyon açığı ise aynı dönemde % 49 oranında büyümüş. Mayıs ayındaki dalgalanmanın ardından söz konusu açığın pek fazla artmadığını görüyoruz. Eylül sonu itibariyle firmaların net döviz pozisyon açığı 43 milyar dolar seviyesinde. Açığın döviz varlıklara oranı neredeyse % 80 civarında.
Endişe etmeye gerek var mı?
Mayıs ayı dalgalanma sonrası yavaşlama, reel kesimin durumu daha dikkatli değerlendirdiğini gösteriyor. Kısa vadede bu açığı kapatmak mümkün gözükmese de, zamanla hiç değilse oransal olarak azalmasını bekleyebiliriz.
Kaldı ki, bir varlığın Türk Lirası olarak fiyatlanıyor olması, o varlığın getirisinin döviz olmayacağı anlamını taşımıyor. Firmaların dış borç yükümlülüklerinin önemli bir kısmı yatırım amaçlı uzun vadeli kredilerden oluşuyor. Bugün Türk Lirası olarak değerlendirilen bu yatırımların gelecekte ihracat yoluyla pekâlâ döviz getirisi sağlaması beklenebilir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.