Buhûrumeryem

00:0010/01/2007, Çarşamba
G: 28/08/2019, Çarşamba
Mustafa Kutlu

Bu kelime bir çiçek adıdır, Fransızcası: siklamen. Tavşankulağı da deniyor. Çiçeğin rengi kırmızıya çalan eflatun. Ama bu renk kendi adı ile anılır “siklamen kırmızısı” veya doğrudan “siklamen” diye. Böyle renkler var biliyorsunuz: Nar çiçeği, Erguvan vesaire. Siklamen''in kendi rengi dışında beyaz dahil alaca çiçekler açan çeşitleri yetiştirilmiş.Buhûrumeryem nedense kullanılmıyor, bu şiir gibi ad nasıl unutulmuş.Saksıda yetişen ama mutlaka çiçek açan bitkileri severim. Başta küpe, sonra açelya,

Bu kelime bir çiçek adıdır, Fransızcası: siklamen. Tavşankulağı da deniyor. Çiçeğin rengi kırmızıya çalan eflatun. Ama bu renk kendi adı ile anılır “siklamen kırmızısı” veya doğrudan “siklamen” diye. Böyle renkler var biliyorsunuz: Nar çiçeği, Erguvan vesaire. Siklamen''in kendi rengi dışında beyaz dahil alaca çiçekler açan çeşitleri yetiştirilmiş.

Buhûrumeryem nedense kullanılmıyor, bu şiir gibi ad nasıl unutulmuş.

Saksıda yetişen ama mutlaka çiçek açan bitkileri severim. Başta küpe, sonra açelya, Japon gülü, begonya, yılbaşı çiçeği vesaire.

Oradan oraya taşıyıp durduğumuz yayınevimizin her mekânında, pencere önlerinin elverdiği yerlere koyarım saksıları. Salon bitkilerini, dekoratif amaçla kullanılan yeşillikleri, çiçek açmayanları sevmem. Hele o resmi dairelerde, banka şubalerinde saksısında sigara söndürülmüş olanları. Plastikmiş gibi duruyorlar. Böyle durdukları için gerçeğinden ayırt edilemeyen plastik örnekleri de yapıldı.

Eminönü Çiçekpazarı''na sık uğrarım. Geçenlerde yine rengârenk buhûrumeryem saksılarını görünce dayanamayıp bir tane aldım.

Mübarek çok nazlıdır. Öyle alımlı-kurumlu, dipdiri duruşuna âşık olur alırsınız. Koyduğunuz yerde bir zaman formunu koruyarak açmaya devam eder. Ve nihayet bir gün.

Bir gün bakarsınız yapraklardan biri sararmaya başlamış. Sonun başlangıcıdır bu. Ölecek. Önüne geçemezsiniz. En azından ben beceremedim. Bu belki aldığım on beşinci saksı.

Bir yaprak, bir çiçek, derken boynunu açmadan büken bir tomurcuk; buhûrumeryem gözümüzün önünde adı gibi buhur olup erir, yokolur. Geride kalan kuru saksı, üzerinde kurumuş yapraklar.

Yerini mi sevmedi, [çiçeklerin insanlar gibi olduğunu unutmayın], yeterli güneş alamadı mı, suyu az mı geldi, çok mu oldu, niçin hastalandı? Her neyse çiçek severim ama uzmanı değilim, olmaya da niyetim yok.

Son aldığım saksı şu anda karşımda. Kurumuş, buruşmuş; yapraklar, tomurcuklar aşağı doğru sarkmış, son günlerini yaşıyor.

Onu orada öylece bırakacağım. Bu soğanlı bir bitkidir. Diyorlar ki, varsın kalsın, bir gün yeniden yeşerir. Yeşerdiği oluyormuş. Bakalım.

Yayınevine edebiyata-okumaya meraklı kızlar, delikanlılar geliyor. Sohbet ediyoruz. Lise bitirme çağında olanlara, ÖSS''yi kazanmak için dersaneye devam edenlere soruyorum:

- Hangi okulda okumak istiyorsun? Hedefin ne? Meslek olarak neyi seviyorsun?

Bir kırılma, bir büzülme bir tedirginlik. Ellerini koyacak bir yer arıyorlar.

- Bilmem, bakalım…

Bu muğlak cevap canımı sıkıyor. “Hele bir sınavı kazanalım, gerisi önemli değil” mânasına geliyor. Yazık.

Yazık, bu kararsızlık, bu umutsuzluk çok üzüyor beni. Sanki bu ülkede kimse işini, eşini, arkadaşını sevmiyor.

Tıpkı yerini sevmeyen buhûrumeryem gibi.

Biri almış onu (Benim gibi) getirip hiç olmayacak bir yere koymuş. Garibim çiçek ne yapacak orada, nasıl dayanacak.

Kimse ne olacağını bilmiyor bu ülkede, yarın diye bir şey yok sanki.

Neden bu çocukların sevdalandığı bir iş, bir meslek, bir sanat, bir hedef olmasın? Neden bu genç yaşta serseri mayın gibi oradan oraya sürüklensinler?

Neden genç ömürleri sevmedikleri bir işi yapmakla tükensin? (Hele işsizlik. O dibi gözükmeyen bir uçurum).

Ben buhûrumeryemi yaşatmayı beceremedim. Bu ülke gençlerine kıymaktan ne zaman vazgeçecek? Onların istikbale gülerek, neşe ve enerjiyle koşmalarını sağlayabilecek.

Tuzu kuru olanlar, keçeyi sudan çıkaranlar, baba parası ile yurt dışında okuyanlar buhûrumeryem adlı bir çiçek olduğunu bilmiyor olabilir.

Ama ben biliyorum.

Bu ülkenin kahir ekseriyeti, o gençler, o açılmamış tomurcuklar, bir atmosfer, bir rüzgar, bir umut, güzel bir söz, bir müjde bekliyor.

Bunu onlara veremeyen yönetimler, yetişkinler, sorumlular hiç vicdan azabı çekmiyor mu?

Çekmiyorlar galiba.

Ağızlarında tüten izmariti bir kültablasına bastırır gibi çiçek saksısının toprağına batırıp savuşuyorlar.

Bir çiçeğe bakmaktan aciz adam, bir çocuğa nasıl baksın?