
Erzincan''a bağlı bir ilçe olan Eğin (Yeni adı Kemaliye) tarihi bir yerleşim alanıdır. Merkeze oldukça uzaktır. Aslına bakılırsa kültürel olarak da Erzincan''dan ziyade Harput''a yakındır.
İlçe aşağılarda çağıldayarak akan Fırat vadisine inen dik yamaçlar üzerine kurulmuştur. Eski bir caminin suyu olan Kadıgölü kaynağı sanırım bu kuruluşun can damarıdır. Dupduru ve buz gibi suyu olan bu kaynak taş kanallarla kasabanın bütün evlerine, bahçelerine dağılır. Suyun çıktığı yerden Fırat''a dökülünceye kadar olan kısa mesafe üzerinde zamanında yedi-sekiz değirmen olduğu söyleniyor. Eğin maalesef boşalmış, kışın bin civarında olan nüfus yazı geçirmek için gelenlerle beş bine çıkıyor.
Su hâlâ kaynıyor. Gidin görün, pişman olmayacaksınız. Hani derler ya "Paris''i görmeden ölmeyin" diye; ben de "Eğin''i görmeden ölmeyin" diyorum. Niçin? Efendim eskiden Giresun limanından kalkan kervanlar, Şebinkarahisar, Koyulhisar, Suşehri, Eğin''den geçerek aşağılara iner, Tebriz''e kadar gidermiş.
Bu yüzden bu ilçeler kültürel açıdan (Eskiden zenginlik bakımından) gelişmiş yerlerdir.
Eğin''de geniş ölçüde tarım arazisi yoktur. Fırat vadisine dik inen yamaçlar, o zamanın gayretli insanları tarafından teraslanarak meyve-sebze bahçeleri kurulmuştur. Vadi bir sera etkisi yaptığı için çok verim alınır. Bu bağ ve bahçelerin kıralı "Dut"tur. Eğin''den Arapgir''e kadar uzanan dutluklarda ülkemizin en lezzetli, temiz, çeşitli dutları yetişir. Eğinli bu dutun tanesini ziyan etmez, toplar, kurutur. Öteki meyvelerle katıra yükleyip uzak köylere kadar gider, buğday-arpa ile değişir(di).
Böyle bir topografyada haliyle sanat (zenaat) gelişmiştir.
En başta halıcılık. Eskiden Eğin halıları, Bünyan-Gördes-Uşak halıları ile kıyaslanırdı. Kasabanın ve köylerin göçle boşalması neticesi halıcılık öldü.
Saraçlık, marangozluk, kuyumculuk, demircilik, yanında bir evin ihtiyacı olan her mal Eğin''de toplanır, oradan civar köylere yayılırmış. Eskiden epeyce bir Ermeni nüfus barındırdığından zenaat erbabının çoğu Ermeni imiş. Bunların ahşap bir arastası (Çarşı) vardı. Ben gördüm. Karşılıklı elli-altmış dükkân. İki-üç tanesi dışında hepsi boştu. Bu minyatür arasta başka ülkede olsa cam fanusa alınıp muhafaza edilirdi. O kadar sanatlı, o kadar âhenkli, o kadar estetik bir çarşı idi. Bir gün baştan başa yanıverdi. Tıpkı redd-i miras ettiğimiz Osmanlı kültürü gibi.
Ama evler, konaklar duruyor.
Eğinli 18. asırdan beri İstanbul''a gerek ticaret, gerek çalışma için gidip geldiğinden, İstanbul kültürünü memleketine taşımıştır. Beylerbeyinde, Erenköy''de, Kanlıca''da gördüğünüz köşklerin (Yalı değil) aynısını Eğin''de, hatta meselâ Apçağa gibi köylerde dahi görebilirsiniz. Ahşap işçiliği fevkalade, içleri ferah bu konaklar hâlâ yaşıyor. Eğinli ticaretle zengin olduğu için evine bakmış, muhafaza etmiştir.
Düz damlı, sokakları gübre yığınları ile dolu, tozlu sinekli Anadolu köy ve kasabaları içinde Eğin bir vaha gibidir. Görünce şaşırırsınız.
Ancak Keban Barajı yapılınca Fırat Eğin''e kadar göl oldu ve artık çağlayarak akmıyor. Fırat''ın sesinin kesilmesi bir kayıptır. Çünkü o Eğin''in pastoral güzelliğine bir fon müziği gibi giriyordu, neyse.
Eğin folkloru, türküleri ile de meşhurdur.
Bu türküler çok kişi tarafından derlenip, yayımlanmıştır. Bazıları TRT''de söylenmektedir. Hasret, gurbet kokan dertli türkülerdir, insanı ağlatır. Rahmetli Nurettin Topçu Hoca baba tarafından Erzurumlu, ana tarafından Eğin''li idi. Babasını küçük yaşta kaybettiği için anası ile yaşadı. Kısa süren evliliğini saymazsak ömrünü ana-oğlu geçirdi. Anası yazları Eğin''e gider, Topçu Hoca da ona eşlik ederdi. Tabiata tutkundu. Kadıgölü denilen o kaynağın başında saatlerce tefekkür ettiği söylenir. Eğin''in çilekeş kadınlarını "Taşralı" adlı tek hikâye kitabında anlatmıştır. Bi hikâyelerin birinde ünlü Eğin türküleri de yer alır. İki dörtlüğünü kaydediyorum:
Şu karşıki karlı dağlar var olsun
Selâmı gelmeyen ağam sağ olsun
Senden bana selâm gelmek ar ise
Benden sana çok çok selâmlar olsun
***
Kurban olam gözlerinin içine
Ayrı düştüm o gidiyor gücüme
Elâ gözlerini sevdiğim ağam
Sığmadın mı bir Eğin''in içine
Elimde bu yolda yayımlanan son bir derleme eser var. "Kemaliye''den Maniler". Derleyen Prof. Dr. Mehmet Sadık Demirsoy. İsteme adresi: Tahir Sehlikoğlu Tlf. 0535 372 13 31
Demirsoy kitabının girişinde şu bilgiyi veriyor: "Bütün Türk dünyasında 11 heceli maniler yalnız ve yalnız Eğin manileridir. Diğer yerlerin manileri 7 hecelidir". Bu hükme ilk kez rastlıyorum. Biz bu dörtlükleri anonim olduğu için türkü diye biliyoruz. Konu ile ilgili en geniş bilgi bir Erzincanlı olan Nurettin Albayrak''ın "Halk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü"nde (L.M. Yay. Ekim 2004) bulunmaktadır. "Mani" maddesi oldukça geniş ve doyurucu, lakin böyle bir ayrım gözükmüyor.
Maamafih sayın Demirsoy kitabının sonuna 7 heceli gerçek maniler de koymuş. Hatta bir kaç tane de "ninni" almış. Demirsoy''un manilerinden iki örnek:
Fidan diktim söküldü
Yaprakları döküldü
Ellerin yari geldi
Benim boynum büküldü
***
Gülümü gülene ver
Koklayıp gelene ver
Gönül bir gonca güldür
Kadrini bilene ver.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.