
Kapitalizmin özü son günlerin moda ifadesiyle özetlenebilir: “Profits privatized, losses socialized.” Türkçesi: Kârlar cebe, zararlar toplumun sırtına! Finans piyasalarının milyon dolarlık yöneticileri maaş ve primleri cebe indirirken, Keynes''in deyişiyle “hayvani ruhlarının” faturasını bütün Amerikan toplumu ödüyor. Ve bütün dünya.
Otuz yıl önce üniversite sıralarındayken iktisat hocalarımız bize artık Keynes devrinin bittiğini, Friedman devrinin başladığını söylüyordular. Bugünse Friedman''ın artık öldüğü, yeni bir Keynes dönemi başladığı söyleniyor.
Adam Smith''den Milton Friedman''a kadar modern iktisatçıları insanın tabiat karşısındaki konumu bakımından iki gruba ayırabiliriz: Doğal düzenciler ve müdahaleciler. Fizyokratik, klasik ve neo-klasik görüntüleri içinde modern iktisat düşüncesinin özü, “doğal olanın kurmaca olana üstünlüğü” ilkesidir. Başka bir deyişle, tabiat insandan daha akıllıdır. Ekonomik sistemde bir dengesizlik varsa, akıllı olduğunu vehmeden bir otoritenin (devlet mesela) müdahalesine gerek yoktur. En iyi çare, tabiatın o dengesizliği kendi kendine gidermesini beklemektir. Piyasalar otomatik olarak tam istihdam dengesine ulaşır.
Doğal düzencilik ahlâkî ilkesini Mandeville ve Bentham gibi düşünürlerden alıyordu. Şiarları “Private vices, Public virtues” idi: Kişisel kötülükler, toplumsal erdeme dönüşür. Yani bireyler tek tek kötü (mesela bencil, açgöz, muhteris) olduklarında, kendi çıkarlarını ençoklaştırmaya çabalar; bu çaba ise toplumsal faydanın ençoklaşmasıyla sonuçlanır.
Ondokuzuncu yüzyılın şiddetli sosyalist eleştirisine rağmen, bu fikirler 1930''lara kadar alternatifsiz kaldı. Sosyalist eleştiri ütopikti; realiteyi değil rüyaları esas alıyordu. Keynes ise en katı gerçeklerden (I. Dünya Savaşı, 1929 Buhranı…) hareketle hem doğal düzenciliği, hem de onun ahlakî ilkesini ters yüz ediyordu. Ona göre “otomatik denge” bir yanılsamaydı. O güne kadar “gölge ekonomi” diye anılan para-kredi ilişkileri, üretim esaslı reel ekonomiden daha önemliydi. Ve kişisel erdemler toplumsal kötülüğe yol açabilirdi. (“Private virtues, Public vices.”) Sırasıyla ele alalım:
Otomatik denge gerçek hayatta değil, yükselen girişimci sınıfın dizginlenmesini istemeyen modern iktisatçının kafasındaydı. Oysa ekonomi eksik istihdam şartlarında da bir denge oluşturabilirdi. Bu durumda güçlü bir oyuncunun devreye girmesi ve (ister sermaye ister emek olsun) eksik kullanılmış üretim faktörlerini tam çalışır hale getirmesi gerekirdi. (Yüksek işsizlik varsa, üretken olmasa bile işçilere kanal kazdırıp tekrar doldurmak, sonra gene kazdırmak yararlıydı. Veya sermaye eksikliği yüzünden yatırım yapılamıyorsa, devlet büyük sanayi ve altyapı yatırımlarını üstlenerek bu boşluğu doldurmalıydı.)
Keynes''in diğer bir katkısı, finans piyasalarının ekonomide arızî değil aslî bir işlev gördüğüne dair fikriydi. Marx''ın altyapı/üstyapı metaforunu kullanırsak, diğer iktisatçılar üretimin altyapı, para-kredi ilişkilerinin ise üstyapı olduğunu söylüyordu. Keynes ise asıl maceranın para ve kredi gibi “simgelerin” oluşturduğu üstyapıda geçtiğini, üretimin ona göre şekillendiğini söylüyor; genel dengenin bu iki piyasadaki dengelerin etkileşiminden ortaya çıktığını belirtiyordu.
“Private virtues, Public vices” meselesine gelince, “animal spirits” kavramıyla beraber bu fikirler günümüzdeki finans depremini anlamamızda anahtar rol oynayabilir. Ekonomi niçin kendi kendine dengeye gelmez? Çünkü finans piyasaları reel ekonomiden daha önemlidir ve oralarda normal, hesabını bilen, aklı başında insanlar değil, “hayvan herifler” at koşturur. Bunlar üretimde olduğu gibi kılı kırk yaran hesapçı burjuvalar değil, spontan bir biçimde eylemsizliği değil eylemi seçen ve bunu “nicel faydaların ağırlıklı ortalamasını nicel olasılıklarla çarparak bulmayan” hareketli insanlardır. Açıkçası, kumarbazdırlar. Davranışlarına iyimserlik hakimdir; havanın hep günlük güneşlik olacağını varsayarlar.
Bu temelsiz iyimserliğin boş olduğu anlaşılınca, sahneyi erdemli yurttaşların elbirliği ile hazırlanan kaos şereflendirir. Klasikler, bireylerin tek tek erdemsiz davranışlarından toplu faydanın çıkacağını varsayıyorlardı. Keynes ise bireylerin tek tek erdemli ve akıllı davranışlarının felakete yol açabileceğini söylüyor. Bir örnekle izah edeyim: Diyelim ki özel bir üniversitede 3000 YTL maaşla hocalık yapıyorum. Maaşımın beşte birini tasarruf edip banka hesabına, altına veya hisse senedine yatırıyorum. Derken ABD''de en önemli finans kurumları batıyor ve krizin önümüzdeki yıldan itibaren derinleşerek Türkiye''yi de etkileyeceği söyleniyor.
Akıllı (rasyonel, hesabını bilen) bir insan olarak şöyle düşünüyorum: Kriz olursa bundan en fazla etkilenecek olan eğitim sektörüdür. Bu durumda özel üniversitelere talep düşer. Öğrenci sayısı azalınca, öğretmen talebi de azalır. İlk yol verilecekler, benim gibi yarı emekliler olur herhalde. Dolayısıyla önümüzdeki yazdan itibaren işsiz kalabilirim. İyisi mi hazırlıklı olayım ve şimdiki gelirimin beşte birini değil, hiç olmazsa beşte ikisini tasarruf edeyim. İşte herkes benim gibi akıllı davranıp tüketimini % 20 kısarsa, belki de hiç meydana gelmeyecek olan bir ekonomik kriz böylelikle “üretilmiş” olur. Bireysel akıllar toplumsal çılgınlığa yol açar!
Özet: Ekonomik krizi iyimser hayvan herifler tetikler; kötümser akıllılar derinleştirir!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.