Aczin şiiri hayatın şiiridir

00:0013/06/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Nazif Gürdoğan

Şiir karşısında ne varlıklı ne yoksul, ne bilgili ne bilgisiz, ne yaşlı ne genç vardır. Bu yüzden, Ahmet Haşim, şiiri insanın ruhuna doğan, “kelimelerin şarkısı” olarak tanımlar. Şiir deyince Anadolu insanın aklına, Türk şiirinin köşe taşları olan, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Necip Fazıl gelir. Cumhuriyet döneminde adını duyuran her şair, geçtiği yollara, dikkatle baktığında, onların edebiyat tarihinden silinmez ayak izlerini görür.Şair ve düşünür Sezai Karakoç, Türk edebiyatının köşe taşlarına

Şiir karşısında ne varlıklı ne yoksul, ne bilgili ne bilgisiz, ne yaşlı ne genç vardır. Bu yüzden, Ahmet Haşim, şiiri insanın ruhuna doğan, “kelimelerin şarkısı” olarak tanımlar. Şiir deyince Anadolu insanın aklına, Türk şiirinin köşe taşları olan, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Necip Fazıl gelir. Cumhuriyet döneminde adını duyuran her şair, geçtiği yollara, dikkatle baktığında, onların edebiyat tarihinden silinmez ayak izlerini görür.

Şair ve düşünür Sezai Karakoç, Türk edebiyatının köşe taşlarına yaslanarak, Anadolu insanının şiir ve düşünce dünyasına, “metafizik boyut” kazandırmıştır. Şiire metafizik sancı yükleyen Karakoç olmasaydı, çağdaş ve yeni Türk şiiri olmazdı. Çağdaş Türk şiirinde, başta Mavera''nın dört şairi Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören başta olmak üzere, her şiir ustasının yolu Karakoç''a çıkar. Karakoç çağdaş Türk şiirinode bir milattır.

*

Geçen hafta TvNet''teki “Mavera Sohbetleri”nde ve Burç Fm''de “Bezm-i Cihan”da, Saniye Öztürk, Şaban Kızıldağ ve Mehmet Doğan ile birlikte “Yedi Güzel Adam”ın şairi Zarifoğlu''ndan yola çıkarak, Anadolu insanının şiir dünyasının, kilometre taşlarının düşünce ve eylem dünyalarını tartıştık. Onlar “gerçekleşmiyecek rüya görlümez” diyerek, rüyalarının şiirini, hikayesini, romanın ve denemesini, hiç yorulmadan, hiç dinlenmeden, elele verip yazdılar.

*

“Seçkin bir kimse değilim / İsmimin baş harflerinde kimliğim / İsmimin baş harfleri acz tutuyor / Bağışlanmamı dilerim” diyen Zarifoğlu, çıktığı şiir dağının doruklarında, insanın içine düştüğü güçsüzlüğün uçurumlarını görür. Sanatın doruk noktasına ulaşanlar, Cennet ile Cehennem''in sınırlarının kıldan ince, kılıçtan keskin olduğunun bilincine vararak, bağışlamayanların bağışlanmayacaklarını bilirler.

*

Hayatın anlamını kavramayanlar, hayatı yaşanır kılamazlar. Çünkü hayatın anlamı insanda gizlidir. Sanat insanı bilmektir. İnsanı bilenler, sanatı bilirler. Sanatın kaynağında, karşıtların birliği vardır. Karşıtları olmadan sanat olmaz. Sanatçılar Yunus gibi, erik dalına çıkarlar, orada üzüm bulurlar, şiir dağına çıkarlar, orada roman bulurlar, varlık dağına çıkarlar, orada yokluk bulurlar, ölümsüzlük dağına çıkarlar, orada ölümü bulurlar.

*

Hayata anlam kazandırmanın sırrı, ölümle ölümsüzlüğün sevgiyle silahlanmakla nefretle silahlanmanın, iyilik peşinde koşmakla kötlükü peşinde koşmanın bir arada bulunmasında gizlidir. Dostoyevski''nin vurguladığı gibi: “Yeryüzünde, birbiren düşman kalacak iki karşıt eğilim hep varolagelmiştir. Bundan sonra da varolacaktır. Bunları uzlaştırmaya çalışmak, varoluşu yoketmeye uğraşmak demektir.

*

Hayata anlam kazandıranlar, kimliklerinde gizli olan aczlerini, hiç unutmayanlardır. Dünyayı Cennet''e dönüştürecek olanlar, acz dünyasının şarkılarını söyleyen atlılardır. O atlıların başında şairler gelir.

*

Şairleri olmayan toplumlar, dünyalarını şiire dönüştüremezler.