2023: Üçüncü türle yakın ilişkiler…

04:0031/12/2022, Cumartesi
G: 31/12/2022, Cumartesi
Nedret Ersanel

Yeni Şafak·Nedret Ersanel - 2023: Üçüncü türle yakın ilişkiler...‘2023 küresel jeopolitik yol ayrımı yılı olacak’…Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun her yıl sonunda düzenlediği ve geçmiş seneyi değerlendirdiği geleneksel basın toplantısında aklımı meşgul eden üç cümleden biri buydu…Türk ulusal güvelik mimarisi ve dışişleri bakanlığı o kadar işle uğraşıyor ki, bunların karnesini çıkarmak bir yana, dökümünü yapmak bile el tutuyor…Bu yüzden, Akdeniz, Libya, Yunanistan, Balkanlar, Ukrayna-Rusya,

‘2023 küresel jeopolitik yol ayrımı yılı olacak’…

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun her yıl sonunda düzenlediği ve geçmiş seneyi değerlendirdiği geleneksel basın toplantısında aklımı meşgul eden üç cümleden biri buydu…

Türk ulusal güvelik mimarisi ve dışişleri bakanlığı o kadar işle uğraşıyor ki, bunların karnesini çıkarmak bir yana, dökümünü yapmak bile el tutuyor…

Bu yüzden, Akdeniz, Libya, Yunanistan, Balkanlar, Ukrayna-Rusya, Afganistan, Avrupa Birliği, hele ABD, Suriye, normalleşme/arabuluculuk, Türk Dünyası (Türk Devletleri Teşkilatı, Yeni Asya, üçlü formatlar), Afrika, ‘siper ve siber savaşlar’ türünden deve dişi gibi konular ancak “stratejik gerçeklikler” olarak dillendirilebildi…

Yine de benim aklımda o üç cümle vardı…

Diğer ikisini de yazayım…

“Yeni sistemin doğum sancıları” ve “gevşek çok kutuplu sistem”…

KENDİ SAHNEMİZİ KURDUK…

‘2023 küresel jeopolitik yol ayrımı yılı olacak’…

Hoş tesadüf de sayabiliriz, Cumhuriyet’in 100’üncü yılı ile yeni küresel sistemin doğum sancılarının tokalaşmasını…

Bu köşede yıllardır ve çok paylaştık; Türkiye’nin son 20 yılda geçirdiği dönüşüm ile yerkürenin ekonomik/siyasi/askeri/sosyal krizlerinin buluştuğu zamanlamanın, Türk dış politikası ve uluslararası ilişkilere bakışında “form” değişikliği yarattığını…

Bizde, “yok canım dünya aynen duruyor, konjonktürel gelişmeler bunlar, düzen aynen devam edecek” diyenler hâlâ bulunduğu için, Türkiye onların yükünü de çekerek, yeni sistemin doğum sancılarına ekledi…

Bu hibrit gelişme ve ortaya çıkardığı form değişikliği;
günümüze kadar “orta boy ülke” olarak anılan kimi coğrafyaların, özellikle de Türkiye’nin uluslararası oyunculuğuna daha çok replik yazmakla kalmadı, oyunun gidişatını da tek başına etkileme imkânı yarattı…

Tabloyu tarifte zorlananların akıl karışıklığı, Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin rolüyle karıştırmalarından kaynaklanıyor. Zamanın ABD/NATO-Rusya/Varşova Paktı gerginliğindeki Türkiye ile günümüz Doğu-Batı rekabetindeki Ankara pozisyonunu benzetmekten geliyor hata…

İlkinde Türkiye’nin rolü falan yoktu. Figürandı Türkiye. Uluslararası dinamikleri etkilemesi/değiştirmesi falan mümkün değildi. Senaryo ne yazıyorsa onu oynuyordu. Acı gerçek budur…

BATI’NIN GERÇEK YARASI…

Yeni sistemin ne doğuracağını bilmiyoruz. Jeopolitik sapakta hangi yolu tercih edeceğimize de karar vermedik. Kendi yolumuzu bulmamız gerektiğini hatta
kendi yolumuzu yapmamız gerektiğine inanıyoruz…
Belirsizlik karar vermemizi zorlaştırıyor ama şunu da görüyoruz; riskler kadar fırsatlar var. Fırsatlara kapılıp, risklere körleşmemeye çalışıyoruz. T
emkinli olurken de fırsatları kaçırmamaya.
Bir yandan da Türkiye’yi yeni dünyaya uyumlu silah ve mühimmatla donatmaya çalışıyoruz. Her alanda. İç siyasetin de takım oyununu öğrenmesi gerekiyor. En yorucu olan da bu…
Sabit şu; son yüzyıla damgasını vurmuş Batı/ABD hegemonyası eriyor. Buna mukabil bir kaç ülke daha çok pay istiyor. Hem maddi hem politik. Başta/tek Türkiye, Moral değerler üzerinden getirdikleri şikayet ve itirazları da var. Çoğu da haklı.
Adalet, Batı’nın ağır zaafiyetine dönüşmüş durumda…

Onlar da “eski düzenin” sürmesi için direniyorlar. Üstelik “değişimin kaçınılmazlığını” gördükleri halde. Bu da her yere, krizleri savaşlara dönüştürecek barut fıçıları yerleştiriyor…

SALYALARI ÜZERİMİZE DAMLARKEN…

Doğacak çocuğun “cinsiyeti” üçüncü bir tür de olabilir!
Bu kimsenin tartmadığı bir ihtimal.
Son yüzyıl, ekonomik ve siyasi güce sahip devasa şirketler yarattı.
Bunlar insanlığın en korunmasız hassasiyetlerine yöneliyorlar…

İklim, farmakoloji, teknoloji, internet, sosyal medya, enerji, sağlık, beslenme, vb. Üstelik bir çoğu iktidarlar üzerinde inanılmaz etkilere/güce sahipler. Her iktidar/lider, koltuğa siyaseten borçlu oturur. Açıkların yazılı olduğu senetlerin büyük kısmı yine bu holdinglerin kasasında tutuluyor.

Saydığımız başlıklar genellikle yaşanan rekabet ve savaşların türevleri, komplikasyonları, çok çok fonksiyonları kabul ediliyor. Öyle değil…

Türkiye bu alanlarda da, “bağımsız, kendine yeten, patentlerin sahibi” olmak zorunda…

Ekonomik, politik, askeri düzenini tahkim edip yükseltirken bu alanları eksik bırakamaz. Çünkü, “çok kutupluluk” yeterli ve doğru bir tespit ise-ki tartışmalı-yeni kutuplardan biri de bu…

YANLIŞ TERCİH ARTIK BİZİM SUÇUMUZ OLUR…

Mesela; Ukrayna savaşı, enerji bağımlılığı konusunda acı tecrübeler ortaya çıkardı. ‘Çağdaş Avrupa’nın ne kadar eksik kaldığını gördük. Şimdi petrol ve doğalgaz için 4-5 katı fiyatlar ödeyerek ABD’ye iyice ilişik hale geliyorlar. Rusya-Avrupa enerji nakil hatlarının sabote edilmesi gibi basit gerçeğe dahi körleşip çaresizleşebiliyor. Halklarının kafası da basmıyor. Ama bu “taktik” bilmediğimiz bir yöntem değil. O yüzyılın klasiklerinden…

Peki enerji krizi kıtasal bağımlılıklar yaratırken, “iklim değişikliği” üzerinden önümüze getirilen “yeşil”lik ne?
Konvansiyonel enerjiye mahkûm ederken göğüslenmesi imkânsız meblağları “ödeyeceksiniz” diye yeni enerjiye geçiş dayatmaları ne?

Cevapları hazır; “eski enerjiye bağımlı olduğunuz için şimdi zor duruma düştünüz artı dünya kirleniyor”. Güzel değil mi? Peki yeni enerjiye geçiş için trilyon dolarları kime ödeyeceğiz?

Yeni tür bu.

Yüzdük kuyruğuna geldik.
2023, 7 yıl içinde sonuçlanacağı
tahmin edilen “küresel jeopolitikteki yol ayrımında” nereye gideceğimizi gösterecek eşiktir. Ekonomide, dış politikada, iç siyasette ve yeni küresel sistemde tercihler yapacağız. Karar bizim. Artık onları suçlayamayız…
#2023
#Türkiye
#Ekonomi
#Batı