
Bugün Ramazan ayının biri ve ilk oruç…
Bizleri yeni bir oruç ayına ulaştıran Rabbimize şükürler olsun.
Oruç, ilk tanımıyla “maddî ve manevî alışkanlıklarımızla aramıza bir mesafe koymak”tır. Dolayısıyla burada bir iptalden değil; belli bir nispeti ve süreyi ihtiva eden bir mesafe koyma zorunluluğundan söz ediyoruz; “alışkanlık” kelimesini kullanmamızın sebebi ise, onun da bir duyu olması; hatta duyuların en güçlüsü sayılmasındandır.
Söz konusu mesafe koyma (oruç), kitap ve sünnet ile sabittir. Allah’ın ve Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın hükmü, hiçbirimizin aklî hükmüne konu olmayacağı için; o, yani mesafe koyma anlamında oruç, akıl yürütmeye, şu ya da bu yanıyla tartışmaya açık değildir.
Elbette Müslüman’da salt iman olarak sabitleşen söz konusu hüküm, hükmü yönünden değilse de emir olarak daha iyi idrak edilmesi yönünden bir hakikat ve bunun sınırı anlamında bir hikmet arayışına konu olabilir. Nitekim büyüklerimiz “orucun faziletleri; bedenî ve manevî faydaları” hakkında çokça konuşmuş ve yazmışlardır.
Ancak son tahlilde, alışkanlıklarımızla aramıza bir mesafe koymanın nefsimize bir zorluk yüklemesi cihetinden oruç; kendi esasında bu zorluğun çeşitli faydalarla makulleştirilmesine muhtaç değildir. Belki kimilerimiz buna ruhen ve aklen ihtiyaç duyabilir ki, bu da yasaklanmamıştır. Bununla beraber, oruç ile fayda arasındaki ilişki -velev ki en süslü, en cilalı kelimelerle kurulmuş olsun- çoğu zaman spekülatif kaçacak; yani o ilişkiyi kuranın kurgu maharetini göstermesinden ibaret kalacaktır.
Çünkü bu bahiste asıl olan, oruç emrine imanda emrin/hükmün Sahibi’ne tâbi olmaktır. Tıpkı, Abdülcebbâr en-Nifferî’nin 14. Mevkıf / “Emr” Durağı’nda söylediği gibi:
“(Rabbimiz) beni ‘Emr’de durdurdu ve bana dedi ki:
Sana emrettiğimde, sana emretmem sebebiyle onu yerine getir ve onun(la onun) ilmini umma; şayet Emrimle Emrimin ilmini umarsan, Emrime âsi olmuş olursun.
Şayet onun ilminin sana açık kılınışı haricinde Emrimi yerine getirmezsen, itaat ettiğin şey emir değil, emrin ilmi olmuş olur.
Emrimin ilmini umarken, Emrimi yerine getirmede seni neyin durdurduğunu biliyor musun? O, azîmetimden ayrılmak ve hevâsıyla ilmin yollarında ilerlemek için ilim arzulayan nefsindir. Zira ilmin yolları, yolların geçitleri, geçitlerin çıkışları ve geniş yolları; geniş yolların ise ihtilâfları vardır.”
(Mevâkıf, trc.: Nurullah Koltaş, thk.: Orkhan Musakhanov, Büyüyenay, İstanbul 2017)
En-Nifferî’nin “marifet dili”yle çizdiği bu istikameti, İmam Gazzâlî’de de “ilim dili”yle benzer bir şekilde işlemiştir.
İhyâ’sının ikinci kitabı olan Akaid Kaideleri’nde itimâdât, ekvân, rü’yet ve görme konularını dışarıda bırakan İmam Gazzâlî, “aklî delilleri bu kaideler dışında yerleştirme ve daha fazla sual ve cevapla bu işi yapma”nın “kendilerini ikna edemeyenler için cehalet ve sapıklıktan başka bir şey arttırmayan bir ifrat” olduğunu belirterek, kelâm esasında aklî delillerin, yerli yerinde ve ihtiyaca göre kullanıldığında dinin müdafaasında fayda sağlayabileceğini; ancak bu delillerin “kaideler dışında” çoğaltılmasının, yani meseleyi daha fazla sual ve cevapla genişletmenin çoğu kimse için hakikati güçlendiren bir yol değil, bilakis cehaleti ve dalâleti artıran bir ifrat hâline gelebileceğini söyler; “Çok söz vardır ki onu uzatmak manasını güçleştirir” ifadesiyle de kelâmın bazen hakikati açmak yerine onu kapatan bir perdeye dönüşebileceğini göstermiş olur.
Onun bu bahiste eleştirdiği şey akıl değildir; aklın cedelî ve gereksiz biçimde genişletilmiş kullanımıdır.
İdrâkât ve itimâdâtın hükümlerinden kelâm esasında bahsetmeyi, insanın hatırasına tembih bakımından faydalı görenleri de eleştiren İmam Gazzâlî; hatıranın bir bakıma dinin vasıtası olduğunu, dinin de akıl ve düşünce ile müdafaa edildiğini kabul etmekle birlikte, mezkûr iki konudaki kelâmî tartışmaları kalbi harekete geçirdiği ölçüde meşru görenlere de katılmaz. Bu görüşü satranç örneği üzerinden satranç oynayanların “satranç tedbir kazandırır ve hatırayı harekete geçirir; o hâlde bu da dindendir” sözüyle eşitler. Böylece satrancın her ne kadar zihni işletse de neticede oyun olmaktan çıkamayacağını; kelâmın da gereksiz ayrıntılara dalan bazı bahislerinin aynı şekilde hakikatin zaruretinden değil, zihnî bir meşguliyet olmaktan kaynaklandığını belirtmiş olur.
Gazzâlî bu şekilde, her zihinsel faydanın “din” sayılmasını reddederek kelâmı meşru kılan ölçünün yalnızca “hatırayı tahrik” değil; doğrudan doğruya “itikadı korumak” olduğunu vurgular. Ayrıca hatırayı tahrik ederek insana fayda sağlayacak şer‘î ilimler varken, zarar ihtimali bulunan cedelî bahislerle meşgul olmayı doğru bulmaz. (İhyâü Ulûmi’d-Dîn, trc.: Ahmed Serdaroğlu, Erkam, İstanbul 2021)
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.