
Kimi sanatçılar öldüklerinde geride eserlerini bırakırlar. Kimileri ise eserlerinden daha büyük bir bakış biçimi bırakır. David Hockney ikinci gruptandı. Onun ardından yalnızca Los Angeles yüzme havuzlarını, Yorkshire tepelerini, Normandiya bahçelerini ya da parlak renklerle kurulmuş portreleri konuşmak yetmez. Hockney’nin asıl mirası, dünyaya bakmanın hâlâ mümkün, hatta gerekli olduğunu bize inatla hatırlatmasıydı.
Geçen yıl Paris’te, Fondation Louis Vuitton’da açılan “David Hockney 25” sergisini ziyaret ettiğimde bunu çok daha açık biçimde hissetmiştim. Frank Gehry’nin cam yelkenler altında hareket ediyormuş gibi görünen binası, Hockney’nin yetmiş yıla yayılan üretimiyle neredeyse bütünüyle dolmuştu. Bradford’daki öğrencilik yıllarından Los Angeles’ın güneşine, fotoğraf kolajlarından devasa İngiltere manzaralarına, iPhone ve iPad çizimlerinden Normandiya’da ürettiği son dönem işlerine kadar uzanan büyük bir görsel hafıza karşımızdaydı.
Sergiden çıktıktan sonra Hockney üzerine yazdığım yazının başlığını “Rengin, ışığın ve zamanın peşinde” koymuştum. Çünkü onun sanatını özetleyebilecek üç kelime varsa bunlar gerçekten de renk, ışık ve zamandı. Fakat şimdi, ölümünün ardından dönüp baktığımda bunlara bir kelime daha eklemek gerektiğini düşünüyorum: merak.
Hockney’nin sanatındaki yenilik arzusunun temelinde teknoloji hayranlığından çok bu merak vardı. Polaroid fotoğraflarla çalışırken de, faks makinesini kullanırken de, iPad ekranına parmağıyla çiçekler çizerken de aynı sorunun peşindeydi: İnsan gözü nasıl görür ve resim bunu nasıl gösterebilir?
Bu nedenle Hockney’yi yalnızca popüler bir ressam, renk ustası ya da günümüz sanatının yıldızlarından biri olarak değerlendirmek eksik kalır. O, aynı zamanda resim üzerine ciddi biçimde düşünen bir sanatçıydı. Perspektifin nasıl kurulduğunu, fotoğrafın insan bakışını nasıl değiştirdiğini, Batı resim geleneğinin dünyayı hangi araçlarla temsil ettiğini yıllar boyunca sorguladı. Eski ustalara bakıyor, Çin tomar resimlerini inceliyor, Picasso’nun çoklu bakışını yeniden düşünüyor, fotoğraf makinesinin tek gözlü ve donmuş perspektifine itiraz ediyordu.
Onun için resim, görünen dünyanın mekanik bir kopyası değildi. Görmenin zaman içinde kurulmuş haliydi. İnsan bir manzaraya tek bir noktadan, tek bir saniye boyunca bakmazdı. Göz hareket eder, zihin seçer, hafıza tamamlar. Hockney’nin parçalı fotoğraf kolajlarında da geniş Yorkshire manzaralarında da bu düşüncenin izleri vardır. Resim, zamanı bir yüzeyde toplama sanatıdır.
Hockney’nin sanat üzerine düşüncelerini en iyi gösteren eserlerden biri, sanat eleştirmeni Martin Gayford’la birlikte hazırladığı Resmin Tarihi: Mağaradan Bilgisayar Ekranına adlı kitaptır. Türkçede Yapı Kredi Yayınları tarafından Mine Haydaroğlu’nun tercümesiyle yayımlanan bu kitap, ne yazık ki uzun süredir baskıda değil.
Oysa Resmin Tarihi, yalnızca sanat tarihi öğrencilerinin ya da akademisyenlerin değil, resimle herhangi bir düzeyde ilgilenen herkesin başvurması gereken önemli bir eser. Kitabın gücü, sanat tarihini tarihler, akımlar ve büyük isimler arasında ilerleyen kapalı bir disiplin olmaktan çıkarmasında yatıyor. Hockney ile Gayford, mağara resimlerinden Rönesans’a, fotoğraftan sinemaya, bilgisayar ekranlarından dijital görüntülere kadar insanın görüntü üretme macerasını canlı bir sohbet içinde ele alıyorlar.
David Hockney, ileri yaşına rağmen genç sanatçıların çoğundan daha meraklıydı. Yeni araçlardan korkmadı fakat eski resimle bağını da koparmadı. Teknolojiyi geleneğin düşmanı olarak değil, görme serüveninin yeni bir durağı olarak kabul etti. Belki de onu günümüz sanatı içinde ayrıcalıklı kılan tam olarak buydu: Yenilik uğruna geçmişi reddetmedi, geçmiş adına bugüne kapanmadı.
Paris’teki o büyük serginin son salonlarından çıkarken insan, Hockney’nin dünyasında karamsarlığa fazla yer olmadığını düşünüyordu. Bu, dünyanın acılarından habersiz bir iyimserlik değildi. Daha çok, bakmaya devam etmenin kendisinin hayata karşı bir direnç olduğuna duyulan inançtı.
Hockney şimdi aramızda değil. Ama bahçeleri hâlâ açıyor, havuzlarındaki su hâlâ titreşiyor, yolları uzaklara doğru kıvrılmaya devam ediyor. Ve resimleri bize hâlâ aynı şeyi söylüyor: Dünya, bakmasını bilenler için tükenmiş bir yer değildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.