
Bazı ressamlar yaşadıkları çağın aynasıdır, bazıları ise o çağın en kırık, en çatlak parçası... Fikret Mualla, bence ikincisine dâhil. Hayatı boyunca anlaşılmamış, çoğu zaman dışlanmış, zaman zaman da acınmış bir figür. Ama galiba onun en güçlü yanı da burada gizliydi: Hayatını, sanatına dönüştürmeyi başaran nadide sanatkarlardandı.
Bugünlerde Ankara’da Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde açılan “Zihnin Sınırlarında Bir Rota: Fikret Muallâ” sergisi, bu çok katmanlı, çok acılı, çok renkli hayatın izlerini sürüyor. Küratörlüğünü Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün’ün üstlendiği sergi, Hancan Sanat Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerle, Fikret Muallâ’nın hem ressam olarak gücüne hem insan olarak yalnızlığına odaklanıyor. Bir Ankara ziyaretimde sergiyi gezme fırsatı buldum.
Buradaki “rota” kelimesi boşuna seçilmiş değil. Çünkü Fikret Muallâ’nın hayatı, tam anlamıyla bir güzergâh meselesiydi. Bir tür sürekli kaçış ve aynı oranda sürekli dönüş hikâyesi… İstanbul’dan Münih’e, oradan Paris’e, Paris’ten Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne, sonra yine Paris kahvelerine... Onun hayatı bir şehir planı değil, bir zihinsel haritaydı. Kırık, karışık, kesik kesik ama olağanüstü renkli bir harita.
Sergideki işler de bu parçalı ama tutkulu hikâyenin izlerini taşıyor. Hancan Sanat Koleksiyonu’ndan derlenen eserler, Muallâ’nın dünyasına içerden bakabilmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Çünkü burada sadece resim yok; aynı zamanda onun dünyayı nasıl gördüğü, insanları nasıl dinlediği, sokakları, kahvehaneleri, yalnızlıkları nasıl birer imgeye dönüştürdüğü var.
Fikret Muallâ deyince akla hep Paris gelir. Ama Erimtan’daki bu sergi gösteriyor ki onun zihninde asıl büyük şehir hep İstanbul’du. Çünkü İstanbul, onun ilk yarasıydı. Avrupa’da aradığı özgürlük kadar, Türkiye’de bulamadığı huzur da onun resimlerinin arka planını oluşturuyor. Figürlerinin çoğu yürüyen, bir yere yetişen ya da kendi halinde duran insanlardır. Oysa onların hepsi Fikret Muallâ’nın kendi içindeki kalabalığı temsil eder.
Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün’ün küratöryal yaklaşımı bu anlamda çok kıymetli. Sergi, Fikret Muallâ’yı sadece “deli” ya da “aykırı” bir sanatçı olarak etiketlemekten uzak duruyor. Onun üretim disiplini, tekrar eden imgeleri, renk patlamaları, çizgiyle kurduğu ritim sergide dikkatle gösteriliyor. Bir başka ifadeyle, onun resim yapma ısrarı, yaşama ısrarının ta kendisi.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nin tarihi ve dingin atmosferi de bu sergiye bambaşka bir derinlik katıyor. Modern Türkiye’nin en yalnız ressamlarından birini, Ankara’nın kalbinde, taş duvarlar arasında izlemek tuhaf biçimde anlamlı. Çünkü Fikret Muallâ hep şehirlerin dışında, hayatların kıyısında bir yerde yaşamıştı. Şimdi ise şehrin merkezinde ama yine huzursuz edici bir yakınlıkta karşımıza çıkıyor.
Sonuçta bu sergi bize şunu söylüyor: Fikret Muallâ bir mağlup değil. O, kırılmış ama dağılmamış bir sanatçının hikâyesi. Delilikle dahilik arasındaki o ince sınırda yürümeyi seçmiş, hatta belki de başka bir yol bilmemiş biri.
Ankara’daki bu sergi, onun zihninin sınırlarında dolaşmak isteyen herkes için kaçırılmayacak bir rota. Çünkü bazı hayatlar okunmaz, yaşanmaz, yalnızca izlenir.
Ve Fikret Muallâ da tam olarak böyle biri.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.