Çarşı Çarşı"ya karşı…

00:0015/07/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Türkiye ile Brezilya"daki son siyâsal protestolar arasındaki önemli farklılıklardan birisi de, ilkinde futbol–siyâset ilişkisi yaşanırken; ikincisinden futbol karşıtlığının yükselmesiydi. Brezilya"da ayağa kalkan protestocular, futbola harcanan milyarlarca doların, ülkenin daha temel meselelerine aktarılmasını talep ediyor; hattâ uluslararası bir turnuvanın yapıldığı stadları işgâle yelteniyordu. Türkiye"de ise tam tersine futbol fanları, Gezi eylemlerinde rol alıyordu. Bu gruplar arasında başı

Türkiye ile Brezilya"daki son siyâsal protestolar arasındaki önemli farklılıklardan birisi de, ilkinde futbol–siyâset ilişkisi yaşanırken; ikincisinden futbol karşıtlığının yükselmesiydi. Brezilya"da ayağa kalkan protestocular, futbola harcanan milyarlarca doların, ülkenin daha temel meselelerine aktarılmasını talep ediyor; hattâ uluslararası bir turnuvanın yapıldığı stadları işgâle yelteniyordu. Türkiye"de ise tam tersine futbol fanları, Gezi eylemlerinde rol alıyordu. Bu gruplar arasında başı çeken ise "Çarşı" olarak bilinen Beşiktaş taraftar topluluğu idi.

Süleyman Seba sonrası, alt yapıcılığını, amatör ruhunu ve kolej takımı olma kimliğini kaybetmiş bir kulübün kırk küsûr senelik taraftarı olarak bağlılığımda bir zayıflama olmuşsa da, İnönü Stadı"nda maç izlemenin nasıl bir ayrıcalık olduğunu teslim etmem gerekir. Beşiktaşlılık, diğer takım taraftarlarının da teslim ettiği gibi ayrıcalıklı bir şey. Bu ruhu elbette ki renkli Çarşı grubunun ateşleyici gücüne borçluyuz.

Çarşı, Beşiktaş semtinin çarşısında, bir esnaf grubunun da desteğini alarak doğdu. Ama kendi kültürlenmesi içinde bu kurucu bağı çok aştı. İçerdiği ve başlarda herkesin sempatisini kazanan anarşizan ruh, onu nihâyet siyâsete taşıdı. Gezi olaylarında "çarşı" kendisine baskın bir yer edindi. Bu hâli onu kimilerinin gözünde daha da sevimli kılarken; kimilerinin gözünde de alabildiğine sevimsizleştirdi. Ama en tuhaf olanı; uzadıkça uzayan eylemlerin özellikle Taksim ve Beyoğlu"daki turizmi bitme noktasına getirmesi ve geçimini turistik hareketlerden sağlayan "gerçek çarşıyı" çileden çıkartması oldu. Ödenecek senetler, kirâlar ve personel ücretlerinin derdine düşen esnaf yavaş yavaş ortaya çıkmaya, elinde palası, döner bıçağı, sopa ve ateşli silâhlarıyla eylemcileri hedef almaya başladı. Elbette ki bu gelişmeler hiç de hoş ve hukuk devleti îtibârıyla kabul edilebilir değil. Ama, merhum Ecevit gibi söyleyelim; anlayış göstermesek de bu tepkileri anlamak zorundayız.

Aslında "Çarşı", kadim Greklerin "Agora" dediği; zenaatkâr ve tâcirlerin ayakta tuttuğu geçimlik bir dünyanın bizdeki karşılığıdır. Modern târih, geleneksel çarşıyı önce çökertmiş; sonra yeniden yapılandırmıştır. Çöken kanat ağırlıklı olarak zenaatkâr kanattır. Tâcirler ise modern kapitalizmin gerekleriyle dönüşmüş ve varlığını devam ettirmiştir. Kapitalist birikim târihinin orta zamanlarında hizmetler sektörünün, özellikle turizm temelinde oluşması ve gelişmesi modern agorayı ve yeni esnaflığı şenlendiren bir gelişme olarak ayrıca not edilmelidir.

"Agora" ile "pynx"; yani "çarşı" ile "siyâset meydanı" arasındaki ilişki kadim dünyada alabildiğine kırılgandır. Bu iki dünyâ hem biribirine mecbur hem de birbiriyle sorunludur. Bağımsız polis yapılarında, "pynx" ve "agora" arasında göreli bir geçirgenlik vardıysa da; ölçeğin büyümesi ve "imperium" ekseninde kurulması; bu iki dünyâyı mesâfelendirmiştir. Atina gibi bir liman devletinde yaşamış olan feylozof Eflâtun bile tâcirleri ve çömlekçileri alabildiğine aşağılarken; Roma"da ya da Nea Roma olarak Osmanlı"da Agora, ya da Çarşı"ya nasıl bakılacağını hesap etmek zor olmasa gerekir. Özellikle buhran dönemlerinde kaybetmişlerin çarşısı çoğu kez kalkışmaların mekânıdır. Roma"da köprü altı plebleri daima yatıştırılması ve denetim altında tutulması gereken zehir zemberek bir güçtür. Doğu Roma"da, onbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanan Nika ayaklanması, Osmanlı"da ünlü Patronalı Halil ve Kabakçı Mustafa ayaklanmaları, şu ya da bu sebeple düzeni bozulmuş Agora"nın gücünü anlatır.

Yarı-merkez ülkelerde kısmen geleneksel yapısını koruyan çarşı hala çok önemli bir güçtür. Buna en tipik örnek İran"ın ünlü Çârsû"sudur. Çarşı"yı gözetmeyen; bununla da kalmayıp karşısına alan siyâsal iktidarların ya da muhalif hareketlerin başarı şansı yoktur. Eğer Çarşı"ya rağmen direnirlerse zâten meşruiyetlerini kaybedeceklerdir. Ödenmemiş senet ya da kira, "yaşam tarzlarını korunması" talebinden çok daha somut bir önceliktir. Buyurunuz; Çarşı her şeye karşı" ama bu kez "Çarşı Çarşı"ya karşı"...