Siyâset artık çok değişti. Eskiden sol solun, sağ da sağın olması gerektiği yerdeydi. Ne bir
ne de
ihtiyaç vardı. Siyâsete
hâkimdi.
(Catch all parties) olarak târif edilen popülist partilerin siyâsetlerdeki varlığı bir nev’i olgunsuzluk, hatta düşüklük olarak görülürdü. Hâlbuki şimdilerde, dünyânın her yerinde
ve ona uygun müşteri güden partiler prim yapıyor. İkinci olarak seçmenler artık
peşinde. Yâni siyâset kurumsal boyutunu kaybediyor. Siyâsal akıl yürütmelere ve tercihlere
-meselâ rational choise theory -
değil, duygulanımlar, hassasiyetler
hâkim olmaya başlıyor. Lider adaylarının beceri ve başarıları, seçmenlere pek çok
çelişik hassasiyeti kısa devre yapmadan yansıtma kapasiteleriyle
değerlendiriliyor. Seçmenler bugün
güçlü temsilcileri değil, güçlü bulduğu yansıtıcıları
seçiyor. Bu yansıtma doğru orantılı, düz ayna yansıtması değil. Tam aksine çok dolaylı ,güçlü çağrışımlar doğuran, çok karmaşık yansıtmalar bunlar. Mefhûm-u muhâlifinden gidelim:
Seçmen liderlerin kendilerini yansıtmasını istemiyor.
(Kemâl Bey’in mutfak konuşmaları bunun için ucuz popülizmdi). Seçmen liderinde iki temel yansıtmayı arıyor. İlki
kendisinin ihmâl edilmediğini hissetmek
istiyor. İkinci olarak da liderinde
bu dünyâda başaramadığı arzularının uzantısını
görmek istiyor. Diğer hassasiyetlerin yansıtılması bu iki asli yansıtmanın üzerinden gerçekleşiyor. Gizemli bir ifâde olarak tedâvülde olan “Tayyip Erdoğan halka dokunuyor” ifâdesinin merâmı ve meâli budur. Tayyip Bey son dönemine nâmağlûp olarak girdi. Artık onun mağlûp edilmesi nesnel olarak ihtimâl dışı. Kim bilemem, ama yerini alacak olan yeni lider en az onun kadar güçlü bir yansıtıcı lider olmak zorunda.