Toplamalar ve yansıtmalar

04:0019/06/2023, Pazartesi
G: 19/06/2023, Pazartesi
Süleyman Seyfi Öğün

Bir şey, kendisini var eden bileşenlerinin basit bir toplamından mı ibârettir? Değilse, onları aşan bir zâtiyet midir? Karmaşık görünebilecek olan bu ifâdeleri bir misâl üzerinden açıp anlaşılır bir hâle getirelim. Sosyolojide iki farklı toplum kavrayışı tam da bunu anlatıyor. Bâzı sosyologlar toplumu bir araya gelişlerin fonksiyonu olarak değerlendirir. Onun dışında “toplumsal” bir olgudan söz edilemeyeceğini iddia ederler. Buna mukâbil, bence de sosyolojinin hakîki manâda bânîsi olduğunu düşündüğüm

Bir şey, kendisini var eden bileşenlerinin basit bir toplamından mı ibârettir? Değilse, onları aşan bir zâtiyet midir? Karmaşık görünebilecek olan bu ifâdeleri bir misâl üzerinden açıp anlaşılır bir hâle getirelim. Sosyolojide iki farklı toplum kavrayışı tam da bunu anlatıyor. Bâzı sosyologlar toplumu
bir araya gelişlerin
fonksiyonu olarak değerlendirir. Onun dışında “toplumsal” bir olgudan söz edilemeyeceğini iddia ederler. Buna mukâbil, bence de sosyolojinin hakîki manâda bânîsi olduğunu düşündüğüm Durkheim başta olmak üzere, toplumun,
onu var eden insanların bir araya gelişlerinden farklı olarak, onları aşan bir zâtiyet
olduğuna hükmetmişlerdir. Evet, belki toplumun oluşması için bir ilk biraraya geliş asgârî şarttır. Ama sonrasında buna ihtiyaç yoktur. Bu itibarla, insanlar bir topluma, bir toplumsal çevreye doğarlar. Onlar doğmadan evvel ve öldükten sonra toplum bir zâtiyet olarak devâm eder. Çünkü
toplumsalı ören, işleyen ve her biri yeniden üretimin konusu olan özgül ağırlıklar,
kurumlar, kültürler,
kişilerle kâim olmaktan çıkar.
Buna göre
topluluklar ile toplumlar arasındaki farklılıklar
da somutlaşmaktadır. Gelişmiş dillerde bu farkları yakalamak mümkündür. İngilizce’de topluluk (community) ile toplum(society) ayrıştırılır. Arapça’da da bu ikisi arasındaki fark (cemaat-cemiyet) hayli belirgindir. Ama en kuvvetli vurgunun gemeinschaft ve gesellschaft ayırımı üzerinden Almancadan geldiğini düşünürüm
Bir şeyleri toplamak, biraraya getirmekten neşet eden varlıklar, eğer bu unsurları kendi içinde
yeniden üretimin
konusu hâline getirme becerisini gösteremiyorsa çok defa dağılmaya mahkûm oluyor. Evet yeniden üretim son derecede tesirli bir süreç. Gördüğü işlev ise
dönüştürmekle
alâkalı. Bütüne dâhil olan hiç bir unsur, olduğu hâliyle kalmıyor; bütünü gözeterek dönüşüyor. Elbette bütün de sâbit kalmıyor; o da içine aldığı yeni unsurlarla daha ağır bir tempoda da olsa dönüşüyor.
Aslında bunlar
eklektik
olan ile
senkretik
olan arasındaki farkı ortaya koyuyor. Eklektik olan sâdece ve çok defâ uluorta biraraya getirişleri, senkretik olan ise bunların anlamlı bir bütünde, anlamlı bir şekilde ilişkilendirilip damıtılmasını ifâde ediyor. İlki her an dağılmaya namzet; diğeri ise çok daha tutunumlu…
Seçimlerde Millet İttifâkı’nın yapılanması tipik olarak eklektik bir yapılanmaydı. Eklektik biraraya gelişten bir başarı umuldu. Netice başarısız olunca unsurlar derhâl birbirine girdi. Hem kendi aralarında, hem de kendi içlerinde kavga ya tutuştular. Eh, olacağı da buydu. Bu şekilde mahallî seçimlerde de ağır bir mağlûbiyet yaşayacaklarını tahmin ediyorum. Pekiyi neden oldu bu? Kemâl Bey’in danışman kadrolarının ekseriyetle son derecede sığ düşünceli ve kifâyetsiz olduğunu düşünüyorum. Derinlikli bir
siyâsal matematik
düşünceleri yoktu. Siyâsal matematikleri cebirle sınırlıydı. Bu parti yüzde bu kadar, şu parti yüzde şu kadar deyip, bakkal defterlerindeki hesâplamaların hâricine çıkamayan bir toplama çıkarma hesâbıydı yaptıkları. Çok farklı, hattâ enine boyuna iredelenecek olursa zıt parti ve seçmenlerin yan yana gelmesinden bir başarı hikâyesi türetmeye yeltenmekti bu. (Bu hikâyeyi araştırma şirketleri de, yaptıkları yüzdelik hesaplarla fişekledi). Elbette, unsurları birbirine yakın tutacak bir
ara dolgu işlemine
de ihtiyaç vardı. Bunu da Kemâl Bey’i kılıktan kılığa sokan bir pazarlama kampanyasıyla hâlletmeye gayret ettiler. Kemâl Bey’i eş anlı olarak hem Türk milliyetçilerine, hem Kürt milliyetçilerine; hem Sünnî hem Alevî seçmenlere; hem solculara hem sağcılara kabûl ettirmeye gayret ettiler. İknâ değeri olmayan
ikinci sınıf gösterilerdi
bunlar. Kemâl Bey de payına düşeni yaptı; kötü bir oyuncu olduğu için bu rollerin hepsini çok kötü, çok eğreti oynadı. Perdeleri eğreti olarak birbirine bağlanan bir senaryoda seçmene hiç bir şey yansıtamadı. Eklektik hesaplarla bir araya gelişin yansıtacağı hiç bir şey olamazdı.
Siyâset artık çok değişti. Eskiden sol solun, sağ da sağın olması gerektiği yerdeydi. Ne bir
eklektizme
ne de
senkterizme
ihtiyaç vardı. Siyâsete
analitik
hâkimdi.
Müşteri güden
partiler
(Catch all parties) olarak târif edilen popülist partilerin siyâsetlerdeki varlığı bir nev’i olgunsuzluk, hatta düşüklük olarak görülürdü. Hâlbuki şimdilerde, dünyânın her yerinde
popülizm
ve ona uygun müşteri güden partiler prim yapıyor. İkinci olarak seçmenler artık
parti değil, lider
peşinde. Yâni siyâset kurumsal boyutunu kaybediyor. Siyâsal akıl yürütmelere ve tercihlere
akılcılık
-meselâ rational choise theory -
değil, duygulanımlar, hassasiyetler
hâkim olmaya başlıyor. Lider adaylarının beceri ve başarıları, seçmenlere pek çok
çelişik hassasiyeti kısa devre yapmadan yansıtma kapasiteleriyle
değerlendiriliyor. Seçmenler bugün
güçlü temsilcileri değil, güçlü bulduğu yansıtıcıları
seçiyor. Bu yansıtma doğru orantılı, düz ayna yansıtması değil. Tam aksine çok dolaylı ,güçlü çağrışımlar doğuran, çok karmaşık yansıtmalar bunlar. Mefhûm-u muhâlifinden gidelim:
Seçmen liderlerin kendilerini yansıtmasını istemiyor.
(Kemâl Bey’in mutfak konuşmaları bunun için ucuz popülizmdi). Seçmen liderinde iki temel yansıtmayı arıyor. İlki
kendisinin ihmâl edilmediğini hissetmek
istiyor. İkinci olarak da liderinde
bu dünyâda başaramadığı arzularının uzantısını
görmek istiyor. Diğer hassasiyetlerin yansıtılması bu iki asli yansıtmanın üzerinden gerçekleşiyor. Gizemli bir ifâde olarak tedâvülde olan “Tayyip Erdoğan halka dokunuyor” ifâdesinin merâmı ve meâli budur. Tayyip Bey son dönemine nâmağlûp olarak girdi. Artık onun mağlûp edilmesi nesnel olarak ihtimâl dışı. Kim bilemem, ama yerini alacak olan yeni lider en az onun kadar güçlü bir yansıtıcı lider olmak zorunda.
#Felsefe
#Aktüel
#Süleyman Seyfi Öğün