Reagan’dan Trump’a

04:0017/06/2026, Çarşamba
G: 17/06/2026, Çarşamba
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Taha Kılınç

New York Times gazetesi, 13 Ağustos 1982 tarihli nüshasında, ABD-İsrail ilişkilerinin o günlerdeki seyrine dair çok önemli bir habere yer vermişti. Bernard Weinraub imzalı habere göre: ABD Başkanı Ronald Reagan ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında ciddi bir kriz yaşanıyordu. İsrail’in Beyrut’un batı kesimine başlattığı bombardıman karşısında küplere binen Başkan Reagan, tam bir saat boyunca Begin’e telefonla bağlanmaya çalışmış, ama muhatabına ulaşamamıştı. Arada Suudi Arabistan Kralı Fahd’la

New York Times gazetesi, 13 Ağustos 1982 tarihli nüshasında, ABD-İsrail ilişkilerinin o günlerdeki seyrine dair çok önemli bir habere yer vermişti. Bernard Weinraub imzalı habere göre: ABD Başkanı Ronald Reagan ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasında ciddi bir kriz yaşanıyordu. İsrail’in Beyrut’un batı kesimine başlattığı bombardıman karşısında küplere binen Başkan Reagan, tam bir saat boyunca Begin’e telefonla bağlanmaya çalışmış, ama muhatabına ulaşamamıştı. Arada Suudi Arabistan Kralı Fahd’la görüşen Reagan, Begin’le nihayet 10 dakikalık bir telefon konuşması gerçekleştirmişti. Oldukça gergin bir havada geçen görüşme sırasında Reagan, İsrail’in son saldırılarından duyduğu rahatsızlığı epey sert ve net bir ifadeyle dile getirmiş, bu saldırganlığın barış sürecini baltaladığını kaydetmişti. New York Times’ın haberinde yer alan ayrıntıların, doğrudan Beyaz Saray’dan “sızdırıldığı” da açık biçimde anlaşılıyordu.

Söz konusu hadise, Başkan Reagan ile Başbakan Begin arasındaki ilk kriz değildi. 1980’de İsrail Kudüs’ü “ebedî başkent” ilan ettiğinde, Beyaz Saray bu oldubittiye karşı çıkmış, hatta Reagan, kendisini “İsrail’in başkenti Kudüs’e” davet eden Begin’e “İsrail’i bir ara ziyaret edebileceğini” söyleyerek geçiştirici bir cevap vermekle yetinmişti. 1930’ların sonundan itibaren uzun bir terör kariyerine sahip olan Menahem Begin, 1977’de İsrail tarihinin en yüksek oy oranını kazanarak başbakanlık koltuğuna oturmasından, karısı Aliza’nın ölümünün ardından girdiği depresyonun etkisiyle 1983’ün sonbaharında “daha fazla devam edemeyeceğim” diyerek istifasına kadar, Amerikan yönetimine elinden gelen bütün sorunları çıkarmıştı.

Başkan Reagan, 1 Eylül 1982 günü -bilahare kendi adıyla anılacak olan- Ortadoğu barış planını dünya kamuoyuna açıkladığında, aradan 48 saat bile geçmeden, Begin kabinesi oybirliğiyle planı reddetmişti. İsrail’den yapılan karşı açıklama, Reagan’a yönelik ciddi suçlama ve ithamlarla doluydu. İşin ilginç tarafı, Reagan’ın planı, uzun vadede İsrail’in Ortadoğu’daki varlığını ve güvenliğini garanti altına alacak detaylarla doluydu. Ancak Begin, makul ve mantıklı düşünmeye yanaşmaması sebebiyle, Reagan’ı hedef tahtasına oturtmayı seçmişti. Eş zamanlı olarak, Begin’in yakın çalışma arkadaşlarından birçok isim de Reagan aleyhine basın açıklamaları yapmaya başladı. Başbakan Yardımcısı David Levy, Savunma Bakanı Ariel Şaron, İçişleri Bakanı Yosef Burg bu kişilerin başlıcalarıydı. Bütün bunların üstüne, Begin 6 Eylül günü Reagan’a şahsî bir mektup göndererek, Amerikan resmî beyanatlarındaki Batı Şeria vb. coğrafî adlandırmaları eleştirmiş, bunların İbranice karşılıklarını hatırlatmıştı. İki gün sonra da İsrail basınına yeni bir açıklama yapan Begin, Beyaz Saray yönetimini İsrail hükümetini devirmeye çalışmakla suçlayarak, “Amerikalı dostlarımız bilmeli ki İsrail Şili değil, ben de Allende değilim!” demişti.

Bugünlerde, ABD-İsrail ilişkileri bağlamında, tarihin ilginç bir tekerrürünü yaşıyoruz. Beyaz Saray’da, tıpkı siyasete girişinden evvel toplam 53 filmde rol almış meşhur bir aktör olan Ronald Reagan gibi, hasbelkader başkanlık koltuğuna oturmuş bulunan Donald Trump var. İsrail’de ise ipler, Menahem Begin’in siyasî varisi ve tilmizi Benyamin Netanyahu’nun elinde. Trump’la Netanyahu arasında zaman zaman açık şekilde basına da yansıyan krizler, Reagan-Begin gerilimlerinin neredeyse kopyası. Tek farkla: Trump’un ağzının ayarı yok, bu gerilimlere sinkaflı küfürler de eşlik ediyor.

İran’la varılan ateşkes mutabakatının dünyaya açıklandığı şu günlerde, Trump’ın sürüklendiği darboğaz ibretlik: İsrail tarafının emrivakisiyle giriştiği savaşın bitmesinin sevincini yaşayamıyor bile. Zira rejim değişikliği hayaliyle girilen savaşın sonunda, İran’da rejim daha da güçlendi; sokak protestoları, yerini molla yönetimine destek nümayişlerine bıraktı. ABD’nin Arap dünyasındaki müttefikleri, çırılçıplak ve savunmasız kaldılar. Kısa süre öncesine kadar İsrail’le barış anlaşması imzalayacağı konuşulan Suudi Arabistan, Tel Aviv’den yüz çevirerek Türkiye ve Pakistan’la safları sıklaştırdı. Bu çerçevede, Hicaz Demiryolu’nun ihyası için düğmeye basıldı.

Trump’un şu anda en çok istediği şey, Netanyahu’nun başına bir şeyin gelmesi ve siyaset sahnesinden çekilmesi olmalı. Tabii, daha önce kendi başına bir şey gelmezse…

#Trump
#İran
#ABD
#Taha Kılınç