
Güniz Sokak sakini Süleyman Bey, Turgut Özal"ın öldürüldüğüne inanmıyormuş: "Zehirlendiğine dair iddialar oldu ama suikast iddiası hiç olmadı. Suikast tabirini sevmedim" diyor!
*
Adli Tıp Raporu kısa bir süre sonra açıklanacak. "Eli kulağında" diyebiliriz.
Özal"ın zehirlendiği hakikati (yıllardır dile getirdiğimiz üzere) ayan beyan ortaya çıkmış olacak; haliyle, bunun adı "buz gibi suikast"tır.
Demirel mi? Laf cambazlığını, sihirbazlığı, narkozculuğu bir kenara bırakmalı; hikaye anlatmaya artık bir son vermeli:
Hakikatlerden kaçış yok, eninde sonunda ortaya çıkıyorlar.
Süleyman Bey"in paniklediği, yalıda oturan "Yaşlı Kurtlar"ın da uykularının kaçtığı anlaşılıyor.
*
On dokuz yıl sonra otopsi yapılmak üzere mezarı açıldığında, Turgut Özal"ın iç organlarının olduğu gibi yerinde durduğu, beyninin bile çürümediği, kefeninin dahi sapasağlam olduğu gözlendi:
"Yüz on yedi kiloluk cesedi, sadece sararmıştı!"
Ortada böylesine "fevkalade bir vaziyet" varken; bu sarsıcı hakikat çoğunlukla görmezden gelindi veya dudak büküldü "Ne var bunda?" denildi!
*
Özal"ın zehirlenerek öldürüldüğü açığa çıktığında bazıları çok zor durumda kalacak.
1993"ün ilk yarısındaki "Alacakaranlık Kuşağı" eylemlerinin kapağı açılmış olacak ki, bu da "Domino Etkisi" yapabilir!
"Uğur Mumcu Suikastı, Eşref Bitlis"in öldürülmesi ve Turgut Özal"ın zehirlenmesi" hadiseleri peş peşe yaşanmıştı. Bu üç suikast, üç aydan daha az bir süre zarfında gerçekleştirildi. Arkasında aynı derin odak vardır.
Dolayısıyla, Özal Dosyası"nın ardından Mumcu ve Bitlis"le ilgili dosyalar da yeniden açılmalıdır. Ayrıca bu suikastlarla bağlantılı kimi faili meçhul hadiselerin de üzerine gidilmelidir.
*
Mumcu Soruşturması"nın "ikinci ve üçüncü savcısı" kuşkulu bir biçimde hayatlarını kaybetmiş; her ikisi için de ölüm nedeni olarak "kalp krizi" denilmiş, cenazeleri apar topar kaldırılmış, ilginçtir ikisine de "otopsi" yapılmamıştı.
Susurluk Komisyonu Raportörü hakim Akman Akyürek de, Susurluk (sözde) "kaza"sına benzeyen bir "trafik kazası"nda ölmüştü.
Mumcu Soruşturması"ndaki "üçüncü" savcı Tevfik Hancılar, 27 Kasım 1997"de hayatını kaybettikten kısa süre sonra (9 Aralık 1997"de) Akman Akyürek"in aracı bir kamyonla çarpışmıştı!
***
24 Ocak 1993"teki Uğur Mumcu Suikastı"nın arka planı ilk andan itibaren "örtülmüş" kamuoyu olayın ardında "İran Gizli Servisi" veya "İslamcı Örgütler" bulunduğu "kuyruklu yalanı ile" güdülenmişti.
Süreci (O dönemde Aydın Doğan"ın sahipliğindeki) Milliyet gazetesinin manşetleri üzerinden hatırlayalım.
25 Ocak"ta (1993) Milliyet"in manşetinde yer alan "Cevap Bekleyen Sorular" kutusunda "Suikasttaki bomba tipinin, daha önce gerçekleşen bir İsrailli ile bir Amerikalının öldürülmesi olaylarında kullanılan bomba ile benzerliği var mı?" diye soruluyordu.
Dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral da "ABD"lilere yapılmış bir saldırıda kullanılan plastik bomba ile benzerlik var" diyerek dezenformasyon çalışıyordu.
Mumcu Suikastı"ndan sadece dört gün sonra işadamı Jak Kamhi"ye saldırı düzenleniyor; ardından Mumcu Suikastı"ndaki hakikatin üzerinin örtülmesi süreci pekiştiriliyordu!
31 Ocak 1993 tarihli Milliyet"in manşeti, Mumcu Suikastı ve Jak Kamhi"ye saldırı olaylarında İran Gizli Servisi Savama"nın parmağı olduğunu kesin bir ifade ile öne sürüyordu.
"Kuyruklu Yalan" pazarlanmaya devam ediliyordu.
2 Şubat 1993"teki manşette, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu"nun "cinayetlerin adını koyduğu" vurgulanmış, gazete de hükmünü vermişti:
"--Suikastlar İran İşi"
Haberde, 1990 yılındaki Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Turan Dursun cinayetlerinden Uğur Mumcu ve Jak Kamhi suikastlarına sözde "İran ve İslami Harekat Örgütü bağlantısı" üzerinden "laik bir hat" çekilivermişti!
Bitmedi: "Türkiye"deki suikastlar Tahran"daki Rafsancani-Hamaney kavgasına uzanıyor"
(3 Şubat 1993 tarihli Milliyet"in bu manşeti, adeta "Bir yalandan pantolon alana iki de gömlek" hediye ediyordu!)
Başbakan Demirel: "Karşımıza İranlı örgüt çıkabilir" diyordu. (Yine 3 Şubat 1993, Milliyet)
"Türkiye"de İran Dosyası: İstanbul"da cirit atan Savama ajanları" (4 Şubat 1993"te Milliyet"in manşeti idi)
Veee, "Katiller İran Yapımı" (5 Şubat 1993)
Milliyet"in manşetinde dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin"in "Cinayetleri işleyenlerin İran"la irtibatları var" dediği işaretleniyordu.
*
Şimdi de, 7 Mart 1990"da suikasta kurban giden Çetin Emeç"in eşi Bilge Emeç"in iki yıl önce Vatan"a ne dediğini hatırlayalım:
"Bugüne kadar devleti suçlamadım. Sanırım, "İran yaptı" demek işime geldi. Hakikatlerle yüzlemek istemedim. Her şey suikastın çözülmemesine programlıydı. Tetikçiyi yakaladılar ama onun da gerçek olduğunu düşünmüyorum" (13 Şubat 2010)
*
1990"lardan tekrar 2012"ye dönüyoruz.
Son aylarda PKK terörü bağlamında (sadece ve ille de) İran"ı hedef tahtasına koyan yayınları unutmuş olamazsınız.
O yayınları yapanlar, dikkat etmişsinizdir; PKK"yı inşa etmiş olan ve sistematik olarak destekleyen ABD ve İsrail"i hiçbir biçimde eleştirmiyorlar!
Peki, İran"a ihtimamla "yüklenmeleri" hangi devletlerin politikalarıyla "birebir" uyumlu?
Şöyle de sorabiliriz:
"Şayet, Türkiye ile İran"ın arası bozulursa, en çok kimler sevinecek?"
El Cevap: İsrail ve Derin ABD!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.