Yazarlar İstikşafi görüşelim mi isyankar kardeş?​

İstikşafi görüşelim mi isyankar kardeş?​

Yavuz Fettahoğlu
Yavuz Fettahoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İstikşafi kelimesini bende birçoğumuz gibi 8 Haziran'da öğrendim.
Liderler 3 ay önce “istikşafi" görüşmeler yaptı. Ama sonuç çıkmadı.
Pazar günü, ülke kalkınması için sarf etmemiz gereken parayı, seçimlere harcayıp, yine sandığa gidiyoruz.
Sandıktan çıkacak sonuç her ne olursa olsun, Pazartesi sabahı farklı bir Türkiye'ye mi uyanacağız?
Maalesef, hatta tabii ki hayır.
Dolayısıyla siyasi tercihin, ideolojin, hayattan beklentin beni hiç alakadar etmiyor.
Beni ilgilendiren ve merak ettiğim tek soru; aynı havayı solurken, hiç mi ortak noktamız yok kardeşim?
Merak ettiğim şey, işte bu kimlik bunalımı…
Beni düşündüren bu kavram karmaşası…
Nasıl oluyor da aynı toprağın evlatları olarak bu kadar farklı düşünebiliyoruz?
Gel, şimdi biraz da biz “istikşafi" görüşelim, acaba biz sonuç çıkarabilir miyiz;
Bazı tavırların beni gerçekten hayrete düşürüyor.
Mesela adına Siyonizm denen ve insanlık tarihinin en ben merkezli, en çıkar odaklı şirret belası, aslında hepimizin ortak derdi değil mi? Geçmişte komünisti, milliyetçisi, İslamcısı birlikte durmadık mı karşısında?
Peki, ya Siyonizm'in zalim ve eli kanlı çocuğu emperyalizm? Çok değil, bundan sadece 100 yıl önce, elini kirletmemek için dışarıdan atadığı zalim diktatörlerle, coğrafyamızı kan içinde bırakınca, bunun sıkıntısını ikimizin atası ortaklaşa çekmedi mi? Ona karşı omuz omuza savaş vermedi mi? Bugün de senin ülken değil mi aynı zulümden kaçanlara yurdunun kapısını açan?
Ya komprador dediğin o kapitalist canavarlar? O canavarları bundan yine 100 yıl önce, sadece mahsulü biraz az topladı diye, Avrupa'nın göbeğinde panayırlar kurup, insan yerine koymadığı Afrikalıların kolunu, bacağını kesip, onlar “hayvan" gibi sergilemedi mi? Muassır medeniyet sahibi Avrupalı, Afrika'dan kopartıp getirdiği, sonra kolunu bacağını kestiği o Afrikalıların üstüne çocuğunu bindirip, hatıra fotoğrafı çektirmedi mi? İşte o masum Afrikalılar'a da bugün senin devletin sahip çıkıyor.
Sadece Afrika'ya da değil… Kan kardeşin Türkî Cumhuriyetler'e, yüzyıllarca omuz omuza yaşadığın ve medeniyet ortağın olan Balkan devletlerine, varlığınla yaşam umudu bulan, kader ortaklığı ettiğin Güney Asyalı yetim halklara ve cümle mazluma yardım eli uzanıyor. Bir düşün bakalım, bu insanlar bizim ortak yükümüz değil mi?
Bugünkü ana damar muhalif siyasetin temelini oluşturan tüm ideolojilerin ortak düşmanı sömürgecilere, bütün dünyanın gözünün içine baka baka; “Dünya 5'ten büyüktür!" diye bağırdı bu ülke. Konya kadar toprağa sahip ama dünyayı parmağında oynatan Siyonist lidere, yine dünyanın gözü önünde, “One minute – Bir dakika" diye kafa tuttu bu devlet! Bunlar hepimizin ortak mücadelesi ve gururu değil mi?
Çünkü eskisi gibi, “Az olsun, benim olsun" mantığı ile elindekileri kaybetmemek uğruna susan, ezilen, sömürülen Türkiye yok artık.
“Yurtta ve dünyada bana dokunmayan Emperyalist bin yaşasın" deyip, Boraltan Köprüsü'nde kardeşini satan bir ülke değil artık Türkiye.
Dünyayı yakıp, kavuran sisteme karşı en büyük başkaldırıyı ve muhalefeti senin devletin yapıyor… Ve bu yüzden “Tek Başına" bedel ödüyor.
Biliyorum, muhalefetin dayanılmaz bir cazibesi var.
Madem istediğin ve razı olduğun tek şey muhalefet, gel buyur; al sana muhalefet!
Hadi o sisteme, o sistemin yarattığı kabusa birlikte muhalefet ve isyan edelim…
Ama ona isyan etmek çok zor değil mi? Gerçek diktatör isyanı sevmez, adama ağır bedeller ödetir.
Esed'ten sana ne? Mısır neresi a'bi? Bana ne!… İsrail zaten otorite.…
Peki ya ABD?
Hani karşıydın emperyalizmin şımarık çocuğuna? “Ağabeylerin gibi sen de İncirlik kapansın, tezkere geçmesin, “Yankees Go Home" diye bağırıyordun. Bugün adamın İstanbul'daki temsilcisi iki tane özgürlük (!) tweeti atınca kendinden geçiyorsun? AB'ye mektup yazıp yardım istiyorsun? Hayırdır?
Marmaray'a binmiyordun! Arabaya da binmeyecek, 3. köprüyü, havaalanını da kullanmayacaktın… Büyük vatanperver, büyük milliyetçisin… Yavru vatana dünyanın en büyük projelerinden birini yaparak su götürdü devletin. Ondan da içmeyecekmişsin… Kıbrıs'ta Fransız suyu bol nasıl olsa…
Çocuğunun ekmek parasını bile götürüp, yatırdın. Evini, arabanı sattın, yetmedi kredi çektin, Pensilvanya'daki sarayın kirasını ödedin.. Yükü senin sırtına vuran adam, hemen senin yatırdığın para ile 5 milyonluk mevduatını çekti… Dün “okyanus ötesiii!" zılgıtını dilinden düşürmeyen azılı düşmanlarına sayfalar dolusu özür yazısı yazdın. Geçmişte aranızda ne geçmiş olursa olsun, birlikteliğinizin aslında ihtiras dolu büyük bir aşk hikayesi olduğunu söylüyorsun…
Sen bu aşkın fakir oğlusun, zengin kızın babası da sana kıs kıs gülüyor.
Aşkından öyle gözün döndü ki, teröriste bile terörist diyemez hale geldin. .
Ah be kardeşim… Ama, fakat, lakinlerin ile yıllarca karşı çıktığın, savaştığını iddia ettiğin her şeyle el ele, kol kolasın. Bunun bedelinin farkında mısın?
Kusura bak (!) ama evin huysuz ve huzursuz çocuğu gibisin…
Elinde ne varsa sağa sola fırlatan, kıran, anıra anıra ağlayan, malına, ailesine zarar veren, rezil eden… Şunu ye; yemem! Hadi oraya gidelim; yok! Amacın ne diyeceğim ama senin de ne olduğunu bildiğinden emin değilim.…
Ne de olsa bu milletin evladısın.. En fazla iki üç azar işitir, devlet ana yine koyar kahvaltıda tabağı önüne…
En tatlı isyan, evde isyan sana göre…
Sen evinde muhalefet ede dur kardeşim; biz ezeli muhalefetimize, isyanımıza ve mücadelemize devam edeceğiz.
Sende devam et tabi, ama n'olur kavramları karıştırmadan neye, kime, niçin ettiğinin farkında ol.
Yani gölge etme de dostu, düşmanı rahatça görelim…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.