“Kültürel emperyalizm” kavramı, insanlara irkiltici geliyor, haklı olarak. Çünkü artık bildiğimiz anlamda bir kültürel emperyalizm biçimi yok: Hiçbir ülke, başka bir ülkeye doğrudan bir kültür dayatmıyor; başka ülkelerin kültürel dinamiklerini, yapılarını ve duyarlıklarını doğrudan yok etmeye çalışmıyor.
Sömürgeci Batılılar, sömürgeleştirdikleri toplumların hem kültürlerini aşağılayarak, hem de başta entelijansiyaları olmak üzere halklarını aşağılık komplekslerine sürükleyerek, doğrudan bir saldırı biçimi geliştirmişlerdi.
***
Artık bildiğimiz sömürgecilik dönemi de, kültürel emperyalizm biçimi de fiilen bitti. Yerini, eskisinden daha tehlikeli, daha ayartıcı yeni kültürel emperyalizm biçimleri aldı: Daha önce de dikkat çektiğim gibi, medyalar, yeni sömürgecilik biçimlerinin keşif kolu rolü oynuyor: Doğrudan değil, dolaylı olarak işliyor yeni sömürgeciliğin mantığı: Sinemadan müziğe, televizyon haberlerinden dizilere kadar medyalar üzerinde/n üretiliyor yeni sömürgecilik ve emperyalizm biçimleri.
Bu kez, doğrudan bir kültürel saldırı yok; dolaylı olarak nüfûz etme, ayartma ve Batı dışındaki toplumların kültürlerini hem değersizleştirme, hem de bu kültürlerin kendilerini ifade etme ve yeniden üretme imkânlarını olabildiği ölçüde yok ederek, bu kültürleri içeriden boğma ve ölüme terk etme sözkonusu.
Çağın acı gerçeği şu: Kültürünüz, medyada ne kadar varsa, siz de o kadar varsınız ve varlığınızı sürdürebiliyorsunuz, demektir. Medyada yoksanız, yoksunuz ve yok olmaya mahkûmsunuz.
***
Sözü getireceğim nokta, Türk müziğinin hâl-i pür melâli! Türk müziği, özellikle de halk müziğimiz, türkülerimiz, belki de tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor! Türkülerimiz tam anlamıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya! Özellikle de popüler ve vulger, bayağı ve sığ küresel kültürün medyaları istilâ etmesi nedeniyle, bütün nefes boruları tıkanmış durumda türkülerimizin.
Türkiye''de müzik kanalları var; ama müzik kanallarının varlığı iki açıdan otantik Türk müziğinin yok olmasına katkıda bulunuyor yalnızca: Birincisi, bu kanallar, müziği, sadece özel kanallara sürgün ediyorlar; toplumun bütününe hitap eden kanallardan kovuyorlar!
İkincisi ve daha tehlikelisi de, bu kanallar, sadece piyasa müziği yayınlıyorlar: Kapitalist mantığa göre işledikleri için de, en pespaye “müzik”leri, müzikle filan ilgisi olmayan rezillikleri pazarlamak için çalışıyorlar yalnızca!
***
Neresinden bakarsanız bakın, Türk müziğinin kendisini ifade edebileceği ve sürgit yeniden-üretebileceği “kanallar” neredeyse bütünüyle kapalı. Bu anafor ortamında, otantik ve kaliteli Türk müziği yayınlayan -TRT Müzik''in dışında- tek kanal var: Ülke TV. Ülke TV, Salkım Söğüt programıyla, yeldeğirmenlerine karşı Türk müziğini kitlelere ulaştırmak için olağanüstü bir gayret gösteriyor. Kanal''ın yayın yönetmeni Hasan Öztürk kardeşimi, bu direngen ve delişmen tutumundan ötürü kutluyorum.
Bu harala gürele ortamında TRT Müzik, Türkiye''de yapılan en kaliteli Türk müziği programına imza atıyor: Usta İzler programından sözediyorum. TRT Müzik''i, böylesine özgün, çığır açıcı ve parlak bir programı yayınladığı için tebrik ediyorum. Program, Perşembe günleri saat 19.30''da yayına giriyor ve bu saat, bu tür bir müzik programı için çok kötü bir saat.
Usta İzler programı, aslında, TRT-1''de yayınlanacak kalibrede ve kalitede bir program. TRT Müzik''te harcanıyor gerçekten.
Usta İzler''in ekibine biraz yakından bakınca ve programı bir kez olsun izlediğinizde bana hak vereceğinizden kuşku bile duymuyorum.
Programı, Türk müziğinin otantik yapısını koruma, evrensel dilini ve kaynaklarını araştırma ve dünyaya tanıtma konusunda ismiyle müsemma öncü işlere imza atan, parlak bir isim, Erol Parlak sunuyor. Erol Parlak, hem akademisyen / doçent, hem de güçlü bir icracı. Çalışmaları, Türkiye''de tanınmıyor ama Avrupa''da takdirle anılıyor.
Sadece iki profesörün Erol Parlak''ın yaptığı “parlak” çalışmalarla ilgili yazdıkları makalelerin başlıklarını vermem bile her şeyi anlatmaya kâfi: Würzburg Üniversitesi, Müzik Araştırmaları Enstitüsü''nden Prof. Dr. Max Peter Baumann''ın, “Türk Bağlaması''nın Öncüsü: Erol Parlak” başlıklı makalesi ile Rotterdam Üniversitesi, Dünya Müzik Akademisi''nden Prof. Dr. Martin Greve''in “Zengin Tınıların Dili: Erol Parlak” başlıklı makalesi. Bu makalelere Erol Parlak''ın www.erolparlak.com.tr sitesinden ulaşabilirsiniz.
Programın yönetmeni, Türkiye''de televizyonlardaki müzik programlarının abartısız bir numaralı ismi Gökhan Ateştürk. Ateştürk, ödüllü ve parlak bir yönetmen. Gökhan Ateştürk''ün çapını ve çalışmalarını öğrenmek için internetten küçük bir arama yapmanız yeterli.
Programın beyni, gerisindeki kişi ise, Türk müziği, müziğimizin dili, felsefesi ve dünyası konusunda kafa patlatan sıkı bir entelektüel ve müzisyen, Fuat Fidan.
***
Usta İzler, her bölümde, dünyanın en zengin müzik havzalarından biri olan Anadolu''daki müzik sanatının, söz-şan ustalarını ve yanısıra da ustalık izleri taşıyan genç veya geleneksel mahallî ustalarından birini konuk ederek, kişisel ve sanatsal tanıtımları yanında, performanslarına yer veren özgün bir program. Bu konseptle dün, bugün ve yarın arasında köprüler kurarak, “usta” işi icralarla da, kaliteli müzik ve “halk irfan kültürü”nü en iyi kalitede sunmaya çalışan, televizyonlarımızda benzeri olmayan bir program Usta İzler.
Kültürümüzün kodlarını ve ruhunu “ses” üzerinden yeniden üreten bu tür nitelikli programların hem geniş kitlelere ulaştırılması, hem de hak ettiği şekilde ve ölçüde desteklenmesi gerekiyor.
Aksi takdirde, yeni kültürel emperyalizm biçimlerinin hem geleceğimizi teslim almalarını, hem de geleceğimiz demek olan çocuklarımızın ruhlarını yok etmelerini önleyemeyiz, diyorum. Böyle bir programı yayınlayan TRT Müzik''i ve Usta İzler ekibini yürekten kutluyorum.
Yazıyı, Erol Parlak Bey''in sitesinden aldığım özlü bir şiir-metinle noktalıyorum: Bu şiir-metin, yapılan işin kalitesini, derinliğini ve çapını kendiliğinden ele vermeye yetiyor zaten:
Önce toprak vardı
Sonra sevgi,
Sevgi tohumu toprağa düştü, kor oldu.
Yürek kora sevdalandı,
Pervane oldu.
Pervane kendini kora yaktı,
Yandı, yandı… Türkü oldu.
Başlıklar :

