Apo yakalandı ama...

Hasan Ali Yıldırım
00:001/03/1999, Pazartesi
G: 9/11/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Apo yakalandı ama...
Apo yakalandı ama...

Terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanması, Türkiye'nin iç ve dış pollitikası açısından ne anlama gelmektedir? Türkiye'yi önümüzdeki günlerde ne tür gelişmeler bekliyor?

Apo'nun yakalanışının sonuçları üzerine değerlendirmeler farklı biçimlerde sürüyor. Uluslararası İlişkiler uzmanı Özcan Gürsoy, iki bölüm halinde yayınlayacağımız yazısında Apo'nun yakalanışının iç ve dış politikada ne tür gelişmelere yolaçabileceğini irdeliyor.

Yalçın ÇETİNKAYA

Apo yakalandı. 15 yıldan fazladır akan kan ve gözyaşı, anaların, bacıların, eşlerin feryatları ile karışarak dalga dalga vatan sathında yürekleri dağlamış, nice ocaklar sönmüş, gencecik fidanlar solmuºtur.

Apo'nun yakalanıp Türkiye'ye getirildiği haberi herkesin, en fazla da şehit ve gazilerimizin ana-babalarının, eşlerinin yüreğine su serpti. Şimdi herkes bu caninin cezalandırılacağı günü sabırsızlıkla bekliyor. Hiçbir suç ilelebet cezasız kalmaz. Sonunda hakettiği karşılığı mutlaka bulur. Apo canisi için de bu böyle olacak ve vicdanlara hapsolan bu cani, döktüğü kan ve gözyaşı deryasının içinde boğulup gidecektir.

Apo'nun yakalanmasının Türkiye'nin dış politikasını derinden etkileyeceği belli olmuştur. Bu, hemen her uluslararası platformda kendini göstermeye başlamıştır. Çoğu uluslararası örgütler ve ülkeler bir taraftan teröre karşı olduklarını belirtirlerken, Apo ve PKK konusunda görülmüştür ki "Tavşana kaç, tazıya tut" mantığıyla Türkiye'ye karşı hep iki yüzlü politikalar izlenmiştir. İki yüzlü, hasmane ve çifte standart davranış ve politikalar, ne yazık ki günümüz dış politikasının önemli unsurları olmuş, bundan en fazla zararı da Türkiye görmüş ve görmeye devam etmektedir.

Figüranın adı Apo

Apo olayının Avrupa, Amerika ve Ortadoğu ile Türkiye'nin ilişkilerini önemli olarak etkileyeceği açıktır. 1980'li yılların başında, Türkiye'nin yumuşak karnı olarak görülen Güneydoğu ve bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızın sosyo-ekonomik durumlarının istismarı ile ortaya konan bölücü senaryoların, Apo'nun yakalanması ile artık ikinci perdesi sahneye konmaya başlamıştır.

PKK ve Apo sadece sahnelenen bu oyunun birer figüranlarıdır. Apo'nun yakalanmasından sonra uçaktaki hal ve tavırları, söyledikleri ve yaptığı itiraflar göstermiştir ki bu kişi, böylesine büyümüş, serpilmiş ve hem kırsalda hem de siyasi arenada etkili bir konuma gelmiş bir hareketin başı ve lideri olamaz. Apo'nun böyle bir örgütü yönetecek dirayet ve kapasitede bir kişi olmadığı konusunda askeri ve sivil uzmanların hemfikir olduğu görülmektedir. Öyleyse asıl perde arkasında oyunu ortaya koyan, senaryoyu uygulayan ve bu günlerde de ikinci perdeyi açanlar kimlerdir? Gerçek aktörler ve senaristler "Sevr" ile başlayan "Türkiye'nin bölünmesi" oyunundaki başrolü oynayan oyunculardır. Türkiye'nin dış politikasını bu minval üzere oturtması en gerçekçi yol olacaktır.

Apo'nun yargılanmasıyla birlikte, Türkiye'nin Güneydoğu coğrafyasının sorgulanıp tartışılmasına yüksek sesle başlanılacaktır.

Apo'dan sonra neler olacak?

Hiç şüphe edilmesin ki Kuzey Irak'ta kurulmak istenen bir Kürt devletinin coğrafyasının Türkiye topraklarına doğru uzatılması düşüncesi, Türkiye'nin mutlaka karşısına çıkarılacaktır.

ABD, Avrupa ve komşularımız ile olan ilişkilerimiz ve bu olayda izledikleri politikalarını münferiden incelemeye almadan önce, PKK ve Apo'yu tanımak, yakalanması ile ilgili senaryoları irdelemek ve bilâhere "Apo'dan sonrası"na projeksiyon tutmak faydalı olacaktır.

Apo 1949 Urfa doğumlu. Ankara'da Tapu Kadastro Lisesi'ni bitirip bir müddet Diyarbakır'da tapu kadastro memuru olarak çalışmış. Önce asker olmak istemiş. Bunda 1960 ihtilâlinin de etkisi olmuş. Asker ve komutan olup ilerde ihtilâl yaparak yönetimi ele geçirmek gibi bir paranoyanın içinde olmuş. Diyarbakır'da çalışırken aldığı rüşvetlerle üniversite tahsiline başlamış. Önce İstanbul Hukuk, sonra Ankara Siyasala kaydolmuş. Bu yıllarda bir arayış ve çelişkiler içinde sendelemiş ve pasif bir çizgi ile birtakım kitlesel mitinglere katılmış.

1972 yılında bildiri dağıtmaktan cezaevine girmiş ve ilk örgütsel çalışmalarını cezaevi süresince başlatmış. Bu yıllarda 'Kürdistan Devrimcileri' adını verdiği bir örgüte önayak olur ve marksist-leninist ideoloji doğrultusunda devrimci ve bölücü bir örgüt olarak ortaya çıkar. Önceleri örgütün eleman sayısını artıramaz. 1973 martında Çubuk Barajı'nda yapılan toplantıda örgütün Kürdistan adına anti sömürgeci Marksist-Leninist bir doğrultuda çalışacağını söyler. Ona göre Kuzey Kürdistan Türkiye'nin bir sömürgesi durumundadır. Kürdistan'ın diğer parçaları da İran, Irak ve Suriye'nin sömürgeci idaresi altındadır. Bu temel üzere propaganda faaliyetlerine devam ederek Güneydoğu Anadolu bölgesine dağılırlar.

O yıllarda, politize olan gençlik arasında taraftar bulmakta zorlanmazlar ve "Kürdistan devrimcileri" çeşitli fraksiyonlarla adlarını duyurmaya başlarlar. En fazla tutan "Apocular" olur. Apo 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yapılan kongrede PKK (Kürdistan İşçi Partisi) genel sekreteri olur. 80 ihtilâlinden önce Lübnan ve Suriye'ye kaçarak örgütlenmesine devam eder.

Akan kardeş kanı

Apo yanındakileri hiçbir zaman insan gibi görmez. Onları aşağılar ve horlar. Grupta Apo'ya karşı gelenlerin ve eleştirenlerin zaman içinde etkisiz hale getirilip öldürüldükleri görülür. Daha ziyade PKK adıyla kırsal alanda serpilen örgütün Marksist-Leninist ideoloji ile beraber etnik ve bölücü bir kimlik alması bu örgütün dış güçler tarafından kullanılmasına zemin hazırlamış ve örgüte ilk önceleri eleman bulmak kolay olmuştur.

Apo'nun yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi elbette Türkiye açısından önemli bir başarıdır. Apo'nun Suriye'den çıkarılması ile başlayan süreç, Kenya'da paketlenmesi ve İmralı'ya kapatılmasıyla son bulmuştur.

Acımasızlık had safhada

Örgüte zamanla korku ve baskı ile asker bulunmaya başlanmış ve aileler bu korkunun sonucu olarak evlâtlarını PKK'ya vermek zorunda kalmışlardır. Öyle ki iki evlâdından birisi Türk ordusunda askerlik yaparken, aileler diğer çocuğunu ölüm korkusu ile PKK'ya göndermiştir. Örgüte girdikten sonra kaçmak isteyenler vurulmakta, kaçanların ise aileleri öldürülmekte, evleri ve köyleri yakılmaktadır.

PKK diğer ülkelerin ve uyuşturucu mafyasının da desteğiyle serpilip gelişmesine devam etmiş. Öcalan da örgütün lideri olarak yerini pekiştirmiştir. Apo liderlik yolunda kendisine muhalifleri ortadan kaldırarak ilerlemesine devam etmiº ve hep muhalif korkusu ve tehdidi ile örgüt içi tasfiyelerde bulunmuºtur.

Öcalan örgüt mensuplarına karşı tavırlarında daima aşağılayıcı olmuş, Kürt halkının davası için yola çıktığını söyleyen bu şahıs, dağa çıkardığı Kürt kökenli çocuklara daima hakaretler yağdırmış, küfretmiş, birbirlerine vurdurtmuştur. Bir şizofren olan bu şahsın akıllı, dirayetli, ne yaptığını bilen bir örgüt lideri olduğu hiçbir zaman söylenemez.

Apo'nun yakalanıp Türkiye'ye getirilmesi elbette Türkiye açısından önemli bir başarıdır. Apo'nun Suriye'den çıkarılması ile başlayan süreç, Kenya'da paketlenmesi ve İmralı'ya kapatılmasıyla son bulmuştur. Yakalanması süreci ile ilgili detayların, elbetteki istihbarî açıdan yetkili ağızlar tarafından açıklanmaması doğaldır. Ancak içerde ve dışarda söylenenler ile Apo'nun basında yer alan kendi ifadeleri gözönüne alındığında, yakalanış öyküsü de yavaş yavaş belirginleşmiştir.