Atatürk hep yanlış anlaşıldı

İsmail Özcan
00:0012/11/2013, Salı
G: 11/11/2013, Pazartesi
Yeni Şafak
Atatürk hep yanlış anlaşıldı
Atatürk hep yanlış anlaşıldı

Doğan Cüceloğlu, Savaşçı adlı kitabında, ilkokul öğrencisi kızının bir gün okuldan döndüğünde kendisine, 'Baba, Atatürk mü büyük, Allah mı büyük?' diye bir soru sorduğunu, bu sorudan öğretmenlerin Atatürk'ü adeta bir 'Tanrı'dan bahseder gibi anlattıkları kanaatine vardığını anlatıyor. Tarihi bir lidere böyle bakılınca, böyle algılanınca her görüş, sağ uçtan sol uca politik yelpazenin her rengi onu referans olarak kabul ediyor veya öyle gösteriyor.

11 Kasım 2013 günkü gazetelerin çoğunun manşetleri, halkın Atatürk'ü anmak ve ona bağlılığını ifade etmek için Anıtkabir'e, Dolmabahçe'ye ve meydanlara akın ettiği ile ilgiliydi. Bu, bu toplumun ve Atatürk'ü en çok sahiplenenlerin onu doğru dürüst anladığının, onun bu halktan beklentilerinin karşılandığının ispatı olabilir mi? Türkiye'de Atatürk için yazılmış binlerce şiirden biri olan ve içinde,

'Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız

Laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil

Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar

Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar

Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil

Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.'

dizelerinin de geçtiği Halim Yağcığolu'nun 'Atatürk'ten Son Mektup' şiirini nedense son yıllarda hiç hatırlamak istemiyorlar ve nedense Andımız yerine Atatürk'ü en iyi anlatan bu şiiri okumak hiç işlerine gelmiyor!

1960'lı yılların ikinci yarısında Amerikalı ünlü aktör Yul Brynner, dönemin yetkilileri tarafından, çevrilmesi düşünülen bir Atatürk filminde rol alması ve görüş bildirmesi için Türkiye'ye davet edilmişti. Yul Brynner, bu daveti kabul edip Türkiye'ye gelince ilgililerle görüştü; Atatürk'le ilgili bazı inceleme ve araştırmalar yaptı. Atatürk'ün asker ve devlet adamı olarak bulunduğu bazı mekânları gezdi; buraların sorumlularından bilgiler aldı. Bu ön etütten sonra Türkiye'den ayrılırken şu mealde bir açıklamada bulundu: 'Bir Atatürk filmi çevrilemez! Türkiye'de hangi taşı kaldırsan altından Atatürk çıkıyor. Biz çevrilecek böyle bir filmde Atatürk'ün büyüklüğünü, başarılarını anlatırken gerçekçi olmak açısından yanlışlarına, insani zaaflarına da yer vermek isteriz. Oysa Türkler buna hazır değil. Türkler Atatürk'e insan olarak değil, kusurlardan arınmış insanüstü bir varlık olarak bakıyorlar.'

ATATÜRK SÖZ KONUSU OLUNCA!

Atatürk söz konusu olunca, 'Beşer şaşar', 'Hatasız kul olmaz' yaklaşımı anlamını yitiriyor. Masum sayılacak insani kusurları bile ona yakıştıramıyoruz. Cumhuriyetin 85. yılı dolayısıyla beş yıl önce vizyona giren 'Mustafa' filmi, Atatürk'ü gökten yere indirip insan yanıyla tanıtmayı denediği için yapımcısı Can Dündar, radikal Atatürkçülerin öfkeli, tahammülsüz, hakaret dolu eleştirilerine ve manevi bir linçe hedef olmuştu. Atatürk'e böyle bakınca, tartışma üstü sayısız meziyetleri yanında hasbelbeşer hata ve kusurları da olabileceğini söylemek cesaret işi oluyor. Bir bilge, 'Hiç yanlışlık yapmayan kimse aslında hiçbir şey yapmamış demektir' diyor. Atatürk gibi çok şey yapmış, büyük mücadelelerin içinden gelmiş bir insanın hatalar da yapmış olması gayet doğaldır. Yanlışlar, kusurlar insanları küçültmez bilakis olgunlaştırır. Atatürk bazı hatalarını kendisi kabul etmiştir. Sözgelişi 'öztürkçe'de ısrarın dili çıkmaza sokması nedeniyle Falih Rıfkı Atay'a, 'Çocuk, biz bu konuda yanlış yaptık!' demesi bunun bir örneğidir.

Ölümünden sonra Atatürk için yazılan birçok şiir ve yazıda bilinçli veya bilinçsiz onu tanrılaştırma, tanrısal sıfatlarla niteleme eğilimi çok sık görülür. Bunun pek çok örneği arasından Orhan Seyfi Orhon'un 'Gidiyor' başlıklı şiirinin şu beytini gösterebiliriz:

'Gidiyor, sonsuz olan kudreti sığmaz akla;

Gidiyor, göğsünü çepçevre saran bayrakla.'

Bütün dinlerin inananları, aklın almayacağı sonsuz kudreti sadece Tanrı'ya has kılmışlardır. Yaratılmış ve ölümlü hiçbir varlık için bu niteleme kullanılmaz.

Kemalettin Kamu da,

'Ne örümcek ne yosun/Ne mucize ne füsun,

Kâbe Arabın olsun/Anıtkabir bize yeter.'

dizeleriyle Anıtkabir'i bir dinin en kutsal mabedi mertebesine yükseltmiştir.

HANGİ ATATÜRK?

On yıl kadar önce Cumhuriyet gazetesinde, pîr-i fâni denecek yaşta emekli bir öğretmen Atatürk'e hitaben şöyle diyordu: '...eşi, emsali bulunmayan; büyüklüğünün boyutları ölçülemeyen...' Konuyu bilmeseniz, bir insandan değil de pekâlâ doğaüstü bir varlıktan, bir 'Tanrı'dan söz edildiğini sanabilirsiniz. Doğan Cüceloğlu, Savaşçı adlı kitabında, ilkokul öğrencisi kızının bir gün okuldan döndüğünde kendisine, 'Baba, Atatürk mü büyük, Allah mı büyük?' diye bir soru sorduğunu, bu sorudan öğretmenlerin Atatürk'ü adeta bir 'Tanrı'dan bahseder gibi anlattıkları kanaatine vardığını anlatıyor.

Tarihi bir lidere böyle bakılınca, böyle algılanınca her görüş, sağ uçtan sol uca politik yelpazenin her rengi onu referans olarak kabul ediyor veya öyle gösteriyor. Onu yanına almaya veya arkasına sığınmaya çalışıyor. Düşünün ki merhum Erbakan bile 'Atatürk yaşasaydı Millî Görüş'çü olurdu!' diyordu. Böyle bir ortamda gerçek Atatürk'e ulaşmak, insan Atatürk'ü keşfetmek, onu doğru anlamak zorlaşıyor. Bu durum da Attila İlhan'a 'Hangi Atatürk?', Taha Akyol'a 'Ama Hangi Atatürk?' başkalarına da gerçek Atatürk'ü bulma çabası güden yazılar ve kitaplar yazdırıyor.

Batılı ülkelerde ruhban sınıfını iğnelemek için bazı kitaplarda yer verilen şöyle bir hikâye var: Hz.İsa, Ortaçağ'da Avrupa'da bir şehre inmiş ve hemen Peygamber İsa olduğunu ilan etmiş. Olayı hemen şehrin başrahibine haber vermişler. Başrahip,'Yalandır, İsa olamaz, derhal tutuklayın ve hapse atın!'diye emir vermiş. Sonra, gecenin geç saatinde, hapisteki Hz.İsa'yı ziyaret etmiş. Hürmetkâr bir ifadeyle şunları söyler: 'Ben de inanıyorum ki sen İsa Efendimiz'sin. Ama niye geldin? İşlerimizi bozmak için mi? Biz senin adına her şeyi ne güzel idare ediyoruz. Şimdi şuradan geldiğin gibi uç git. Yoksa seni yeniden çarmıha gerdiririm!'

Türkiye'deki birçok Atatürkçünün hâli, kıssadaki başrahibe benziyor. Atatürk dirilse de bıraktığı yerden işe koyulsa, onun adına bugün politik güç ve rant devşiren kişi ve çevrelerin bundan hiç memnun olmayacakları açıktır.