
Yoksulluk ve yolsuzluk bataklığında çırpınan tüm toplumlar gibi, Türkiye toplumunun önemli bir kısmı da uzun bir süre boyunca hayat mücadelesinin merkezine ekmek davasını koymuştu. bu davanın içeriği zamanla değişmiş ve ülkemizin son yıllarda kaydettiği ekonomik başarılarla beraber daha tehlikeli bir sapma riski oluşmuştur. Adına ekonomizm veya konformizm diyebileceğimiz bu tehdit Erdoğan''ın kişi/lider merkezli siyasal meydan okumasıyla kısmen elimine edilmiştir. Lider merkezli siyasetin kendisine kişisel olarak kazandıracağı kazanımlara rağmen, tercihini yine toplumun lehine kişi/lider merkezlilikten fikir/doktrin merkezli bir siyasete doğru değiştiren/dönüştüren Erdoğan, bu tercihi ile uzun bir medeniyet yürüyüşünün de ilk adımını atmıştır.
Tarihteki diğer büyük yürüyüşler gibi, bu yürüyüş de tehditlerden ve risklerden bağışık değildir. En büyük tehdit ise elde edilen bazı kazanımların verdiği özgüven ile yürüyüşün rotasında maceracı ve ütopik sapmalar yapılması riskidir. Nitekim siyasal mücadelelerinin hemen başında, özellikle de Davutoğlu''nun dış politika vizyonundan dolayı, muarızları tarafından Neo-Osmanlıcılık''la suçlanan Ak Parti, 10 Ağustos zaferinden sonra, ama bu defa bir kısım dostları tarafından Neo-Enverist olarak taltif(!) edilmiştir. Hâlbuki Ak Parti, Enverizm''in yüz yıl önce sebep olduğu büyük tarihsel kopuşu tamir etme ve kesintiye uğrattığı Kıble arayışını olması gerektiği şekilde nihayete erdirme mücadelesinin bir sonucudur.
Balkan Dağları''nda başlayıp Orta Asya''nın steplerinde sona eren Enverist serüven, emperyal bir savaş için onlarca cephede şehit olan yüzbinlerce vatan evladı ile birlikte, Abdülhamid''in otuz üç yıl boyunca sabırla inşa ettiği Vahdet Binası''nın yıkılması, Said Nursi''nin sükût-u hayali, Mehmet Akif''in gönüllü sürgünü ve Said Halim Paşa''nın gurbette katledilmesidir. Yeni Türkiye''nin vizyonu, yüzyıl önce denenmiş ve başarısızlığı ile Kemalizm''in önünü açmış bir macerayı tekrarlamak değil, bize mezarlarından seslenen o büyük ustaların yarım bıraktığı medeniyet projesini tamamlamak olmalıdır. İhanete uğramış büyük fikirlerin intikamı ancak böyle alınabilir.
Bir medeniyet telakkisine sahip olmadığı için, içinde bulunduğumuz durumu sığ bir siyasi ve askeri paradigma ile açıklamaya çalışan Enver''in İslamcılığı gibi Turancılığı da konjonktürel ve faydacıdır. Enver, kendi emperyal projesini gerçekleştirmek için bir emperyalist blokun karşısında başka bir emperyalist blok ile ittifak yapmıştır. Bu ittifak sırasında Alman emperyalizmin İslam coğrafyasındaki Truva atı rolünü oynamış ve hem İslamcılığı hem de Turancılığı Almanların askeri ve politik hedeflerine uygun olarak araçsallaştırmıştır.
1908 yılında imparatorluğun her toprak parçasında yeşermeye başlayan barış ve ittihat filizlerini, etnik ve dini olarak homojen bir toplum yaratma hayali uğruna birkaç yıl içinde kurutan Enverizm''in hayaletini bu topraklara yeniden davet etmek; Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Ermeni ve Rum hep beraber yeniden millet olalım ve medeniyet yürüyüşüne birlikte devam edelim diyen Erdoğan''ın bu projesini sabote etmek ve O''nun teklifine ''aldım ve kabul ettim'' diyen binlerce vatandaşımızın umutlarını bir kez daha yıkmaktır.
Uzun bir medeniyet yürüyüşüne hazırlanmakta olan Türkiye''nin karşı karşıya kaldığı en önemli üç meydan okumaya verilecek komitacı/Enverist tepki bile bu maceracı anlayıştan uzak kalmanın bir zorunluluk olduğunu anlamak için yeterlidir. Önümüzdeki en önemli proje olan Çözüm Süreci''ne Enverizm''in vereceği cevap ''Ermeni Meselesi hallolmuştur'' cümlesinde mündemiçtir. Paralel Yapı''yla mücadeleye gelince; ''Enverizm''in kendisi Osmanlı sistemi içinde büyüyen paralel bir yapılanmanın devleti tedricen ele geçirip uygun zamanı bulunca gün yüzüne çıkmasından ibarettir'' tespiti yeterli olur herhalde. Yeni dönemin bir diğer öncellikli konusu olan ekonomiye Enverizm''in verdiği cevap hukuksuz bir millileştirme ve devletleştirme adına kendi zenginini yaratmak olacaktır.
On iki yıllık zorlu bir mücadeleden sonra Eski Türkiye''nin vesayet odaklarını birer birer yıkarak devlet ile millet arasındaki bariyerleri ortadan kaldıran iktidarın yeni dönemde yapması gereken Tevhit, Adalet, Meşveret, Hikmet ve Merhamet üzerinden yükselecek yeni bir medeniyet inşa etmektir. Bu medeniyeti kuracak olan millet (ve bu milletin devleti) öncellikle özünde kolektif bencillik olan her türlü kavmiyetçilikten arınarak, bu medeniyet projesini başka hiçbir medeniyetin veya insan topluluğunun pahasına inşa etme yanlışına sapmamalıdır. Yeni Başbakan''ın kon- gredeki konuşmasında ve yeni Cumhurbaşkanı''nın Çankaya Köşkü''ndeki ilk hitabında vurguladığı gibi medeniyetimizin özü sadece insan onurunu öncelemek ve ayak bastığımız her coğrafyada insanı her türlü maddi değerin üstünde tutarak emperyal hırslardan arındırılmış bir ilişki/iletişim şekli üretmektir.
Uzun tarihimiz içinde ancak geçici ve serüvenci bir sapma olarak kabul edilebilecek olan Enverizm bize bu vizyonu ve algıyı verebilecek bir tecrübe, bilgi birikimi ve hikmet üretememiştir. İhtiyacımız olan motivasyonu sağlayacak olan ''anahtar fikir(ler)'' Kitap''ın hidayetinde, Elçi''nin sünnetinde, Ömer''in adaletinde, Ali''nin hikmetinde, Selahattin''in merhametinde, Fatih''in vizyonunda ve medeniyet davamız için kan, gözyaşı ve ter dökmüş binlerce kahramanın irfanında içkindir. Üstelik iki yüz yıllık modernleşme/batılılaşma sürecinin hatalarından ve son on iki yılda yıkabildiklerimiz ile başarabildiklerimizden de bizlere yol gösterecek ve yeni bir hikmet ve medeniyet ufku kazandıracak devasa bir bilgi ve tecrübe birikimi edinmiş bir toplumuz biz.
Yeni Türkiye''yi kuracak olan liderliğin siyasi şuuru, toplumsal meşruiyeti, küresel vizyonu, dünyadaki itibarı ve stratejik derinliği Enverizm''in çok daha ötesindedir.






