Başbakan Erdoğan, Balyoz sanıklarının tahliye edilmemesi üzerine TSK'nın internet sitesinde eleştirel bir açıklama yapmasını yanlış bulduğunu açıkladı. Erdoğan, “Sürece tesir etme gayretidir. Toplum bunu böyle değerlendirir” dedi.
Başbakan Erdoğan, Balyoz sanıklarının tahliye edilmemesi üzerine TSK'nın internet sitesinden açıklama yaparak eleştirmesini yanlış bulduğunu söyledi. Fransa'da çeşitli temaslarda bulunan Başbakan Erdoğan, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı.
Başbakan'ın açıklamaları şu şekilde:
Ne buradan ne Avrupa Birliği'nden bir şey ulaşmadı. Bu mahkemeler oluşurken Adalet Bakanlığımız uluslararası kurumlarla istişare ve görüşmeler yaptı. Bu mahkemeler bize özgü değil. Sıkıntı doğuracak bir şey olduğu zaman gerekli müdahaleleri yine yaparız. Bu mahkemeler Türkiye'ye özgü mahkemeler değil.
Şunu çok açık net söylemekte fayda var. Temennim odur ki Türk Silahlı Kuvvetleri böyle bir yorumu, böyle bir değerlendirmeyi kendi sitesinde yapmaması. Orada bana göre yanlış yapılmıştır. Hakim muhalefet şerhini yazabilir ama o şerhi yazması neticeye etki eden bir konu değil. Çünkü heyet üç kişiden oluşmaktadır. 2'si ne diyorsa karar o istikamette çıkar. Benimle ilgili de zamanında Yargıtay 8. Daire kararını vermiştir ama o kararın içinde muhalefet şerhi koyanlar da vardı. Ben o şerhi alıp dolaşmadım. O şerhin bana kazandıracağı bir şey yoktu. Niye yasa böyle işliyor. Eleştiri yapılır mı? Yapılabilir. O ayrı. Ama bu nihai karar değil. Tutukluluğun reddi kararıdır. Bu sürece yönelik açıklamadır ki o yönden yanlıştır. Eğer nihai karar verilmiş olsa da o karardan sonra açıklama yapılsa bir şey diyemem. Ama şu anda yapılmasını doğru bulmam. Sürece tesir etme gayretidir. Toplum bunu böyle değerlendirir.
Silahlı kuvvetlerin çok ciddi mesafe aldığını görüyorum. Silahlı kuvvetlerimiz, sivil iradenin yönetimi altındadır. Sivil irade ne yönde adım atıyorsa onlar da uymuşlardır. Anayasanın çerçevesinde hareket etmişlerdir, etmeye devam ediyorlar.
Biz yürütme olarak bugüne kadar yargının güvenlik güçlerine veya bizlere yüklemiş olduğu ne olduysa, aksatmadan harfiyen yerine getirdik. Bundan sonra da harfiyen yerine getirilecek. Bizde aksama olmaz. Bu süreç aynı kararlılıkla devam eder. Bizim mücadelemizdeki kararlılığımız devam edecektir. Bütün derdimiz bu ülkede ileri demokrasiyi sağlamak. Sayın Öz'ün İstanbul Başsavcı Yardımcılığı'na atanması da süreci değiştirmez. Devlette devamlılık esastır. Aynen sürecektir.
Ergenekon kapsamında bazı gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili soru üzerine tutuklu ve hükümlü olarak 26 gazetecinin hapiste olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bunlardan hiç birinin, gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu olmadığını ifade etti. Erdoğan, “Az önce Genel Sekreter Jagland ile bu konuyu görüştük ve kendilerinden şunu rica ettim; yardımcınızı ya da yardımcılarınızı, elemanlarla ülkemize gönderin. Yerinde gelip bazı incelemeleri kaynağında yapsınlar. Bunların suç örgütleriyle nasıl ilinti halinde olduklarını göreceklerdir” diye konuştu. Yargılamanın bir an önce sonuçlanmasını arzu ettiklerini ifade eden Erdoğan, “Uzun süreli tutukluluk noktasında da rahatsızlığımız vardır. Bunlar ne kadar süratle neticelendirilirse bizlerde o kadar mutlu oluruz, memnun oluruz” dedi. Erdoğan, Ahmet Şık'ın kitabının toplatılmasının da yargının tasarrufunda olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan, Avrupa Komisyonu Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'na hitap ederek parlamenterlerin sorularını cevapladı. Erdoğan, bazı parlamenterlerin önyargılı sorularına ise tepki gösterdi.
Fransız parlamenter Militello'nun “Dini azınlıkların eşit olarak ibadet yerlerine erişim haklarının, dinlerini ifade etme haklarını yaşayabilmeleri için bize nasıl bir güvence getirebilirsiniz?” soru üzerine Erdoğan, esprili şekilde şu cevabı verdi: “Sizi ben Türkiye'ye davet etmek isterim. Türkiye'yi yakından takip etmiyorsunuz. Duyduklarınızla hareket ediyorsunuz. Zannediyorum, arkadaşımız Fransız mı? Ama Türkiye'ye de Fransız... Biz de böyle güzel bir söz var: Türkiye'ye çok Fransızsınız.” Erdoğan'ın bu cevabı Genel Kurul'da gülüşmelere neden oldu.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
AK Parti döneminde azınlıkların özgürce ibadet edebilmesi için yapılanlardan örnekler veren Erdoğan, “Ülkemizde bulunan ne kadar farklı dini azınlık varsa hepsinin ibadetini yapma noktasında garantisi benim, sigortası benim. Hepsi ibadetini rahatlıkla yapar. Kimse bu noktada 'biz ibadetimizi yapamıyor durumdayız' diyemez. Eğer derse, hakikaten bize karşı saygısızlık olur. Kim diyorsa haberim olsun, bizzat ilgileneceğim, bizzat takip edeceğim. Bu kadar açık konuşuyorum.”
Türkiye'nin, bulunduğu coğrafya içinde halkı Müslüman olan ama laikliği benimsemiş yegane ülke olduğunu ifade eden Erdoğan şunları söyledi: “Fransa'dan uyarladığımız Laiklik, Türkiye'de on yıllar boyunca tartışılmış, yanlış uygulamalar nedeniyle özgürlükler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. Uzun bir sürecin ardından Türkiye, özellikle de iktidarımız döneminde, bu tartışmaları geride bırakarak, İslam-laiklik-demokrasi gibi kavramların pekala bir arada varlığını sürdürebileceğini somut uygulamalarla tüm dünyaya ispat etmiştir.” Erdoğan, Türkiye'nin bu anlamda içinde bulunduğu coğrafya için son derece anlamlı bir model haline gelirken, laikliğin Avrupa'da yeniden tartışılıyor ve özgürlükleri kısıtlamanın bir aracı haline dönüştürülüyor olmasının ironik olduğunu ifade eti.Ortadoğu'daki gelişmelere petrol ekseninden bakılmasını eleştiren Erdoğan, “Libya'da ve son günlerde Filistin'de yaşanan olaylara, Avrupa'nın vicdan ölçeğiyle bakmasını, evrensel değerlerden, insanlık değerlerinden yola çıkarak gelişmeleri değerlendirmesini arzu ediyoruz” dedi. Erdoğan, Avrupalı bazı liderleri siyasin rant uğruna ırkçılığı körüklediklerine dikkat çekti.
AKPM'de basın özgürlüğü ve Orhan Pamuk'a ilişkin sorularla karşılaşan Erdoğan, Türk gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, “Orhan Pamukla ilgili olayın önü arkası nedir bilmiyorlar” dedi. Erdoğan, “Belki de Orhan Pamuk'un kitabının yasaklı olduğunu biliyorlar. İçeride tutuklu olanların neden tutuklu olduklarını bilmediklerini görüyoruz. Yazdıklarından mı yoksa anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs terör örgütlerine üye olmak vs. bundan mı yargılanıyorlar bundan haberleri yok bunu gördük. Bunlar zaten grup konuşmalarında da açıkladığımız şeylerdi. Olayın aslı bu ama onlar bunun farkında değil.
Devlet istediği kişiyle istediği zaman istediği elemanlarıyla görüşür. Bunu tüm iktidarlar yapmıştır. Devleti sevk ve idare eden kimdir hükümetlerdir. Hükümet olarak biz devletin organlarını bu noktada kullanmayacağız da ne yapacağız Bu ülkede Adalet Bakanlığı niçin var. MİT niçin vardır. Çalışma alanımız bellidir. KCK olayı da siyaset yaptıkları veya Kürt oldukları için içeri alınmamıştır o insanlar. Yargı vakti saati geldiğinde açıklamayı yapacaktır. Ben isterim ki medya şu konunu üzerine gitsin. Sivil itaatsizlik deniyor. Yasalar çerçevesinde demokratik tepkiyi anlarım. Bunlar ne yapıyor? Mesela Cuma namazlarıyla alakalı son zamanlardaki gelişmeler tehlikeli boyuta ulaşmıştır. Diyanet'in imamlarını tanımıyoruz diyorlar, böyle bir kampanya olur mu?






