Ergenekon terör örgütü soruşturması iddianamesinden başlıklar... Fikri Karadağ, İbrahim Belli, Nuri Ergin, Veli Küçük ve bunların bağlantılarına ilişkin şok detaylar ortaya çıkıyor.
İddanamede, "Başsavcılığımıza gelen bir ihbar içerisindeki CD'nin yapılan incelemesinde "2000 yılında Uşak Cezaevi isyanı sırasında Nuri Ergin'in kiremit renkli bir binanın penceresinden çıkarak sağ elini yukarı doğru kaldırıp işaret parmağını sallayarak, "Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü, ben öldürttüm. Şimdi canlı söylüyorum dediği, Vedat Ergin'in "Biz bu devlet için mermi sıktık! dediği "bak bak' diye birine seslendikten sonra,"Veli Abi'yi ara, Veli Küçük'ü ara. Bizi sor! Başka bir şey söylemiyorum. Allaha emanet olun!..." diye söylediği tespit edilmiştir. denildi.
Ergenekon iddianamesinde bulunan 3695 numaralı tapede İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile 12.27.2007 tarihinde telefonla konuşan Habib Ümit Sayın "Yok şeyden bir şey çıkmaz. Büyükanıt, artık kümbet bile olamadı. Anıtı bırakın." dediği, "Rezillik yani" ve "Minyatür oldu. Minyatür." şeklinde konuşmaya devam ettiği telefon dinlemesine takıldı.
Ergenekon terör örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yapılandıkları ve devletin birçok birimine sızmaya çalıştıkları iddia edildi.
Ergenekon iddianamesinin sonuç kısmında şu bilgiler yer aldı: "Örgütün mafyayı ve terör örgütlerini tasfiye etmek yerine yeniden düzenleyip organize ettikleri, kendi amaçları doğrultusunda hareket edecek kişileri bu oluşumun yönetimine geçirmeye çalıştıkları tespit edilmiştir. Ergenekon Terör Örgütü'nün Türk Silahlı Kuvvetleri'nde gizlice yapılandığı, devletin birçok birimine de sızmaya yönelik amaç ve faaliyetlerde bulundukları anlaşılmıştır."
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen "Ergenekon" davası iddianamesinde, Muzaffer Tekin, silahlı terör örgütü yöneticisi olmakla suçlanıyor.
İddianamede yer alan bilgilere göre, Muzaffer Tekin, silahlı terör örgütü yönetici olmak, zorla hükümeti ıskata teşebbüs, TC Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri bulundurma, (Tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma, mala zarar verme, kasten öldürmeye azmettirme, korku ve panik yaratacak şekilde patlayıcı madde atma suçlarına azmettirme suçlarından yargılanacak.
Yine iddianamede Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin maktul olarak yer alıyor. Özbilgin dışında aynı dairenin Başkanı Mustafa Birden, üyeleri Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Danıştay Tetkik Hakimi Ahmet Çobanoğlu da mağdurlar olarak sıralanıyor.
İddianamede, olayın şüphelisi olarak Oktay Yıldırım görülüyor. Yıldırım, silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik, silahlı törer örgütlerine silah sağlama, mala zarar verme, korku, kaygı ve panik yaratabilecek tarzda patlayıcı madde kullanma suçuna yardım etmekle suçlanıyor.
İddianamede Ayşe Asuman Özdemir, silahlı terör örgütüne üye olma, hukuka aykırı kişisel verileri kaydetmek, adil yargılamayı etkilemeye çalışma suçlarıyla yargılanıyor.
Ergenekon iddianamesinde yer alan telefon kayıtlarında sanıkların birbirleriyle yaptıkları görüşmelerinde hükümet üyelerine ve halka ağır hakaretlerde bulundukları belirtildi. Tutuklu sanık emekli albay Fikri Karadağ ile ismi M. Vakıf D. olarak kodlanan şahıs arasındaki telefon görüşmesinde Karadağ'ın, "O...çocuklarının çocukları da Amerikalarda 'askerliğe elverişli değildir' raporu alıp orada yaşıyor. Bu şerefsiz köpek millet de bunlara oy veriyor ne yapacaksın işte." dediği kaydedildi.
Mehmet Adnan Akfırat ifadesinde, "Cumhuriyet gazetesiyle birlikte ulusal bir televizyon kurulmasının gündeme geldiğini ancak o dönemde mali imkânlar yetersiz olduğu için İlhan Selçuk'un siz yapın biz destekleyelim dediğini, İlhan Selçuk'la Doğu Perinçek'in zaman zaman bu tür konularla alakalı görüşmeler yaptıklarını, 1995 - 2000 yılları araında Yeditepe Kanalı adı altında İstanbul'da bölgesel yayın yaptıklarını, 2000 yılından sınra Türkiye çapında yayın yapma kararı aldıklarını ve bu karardan sonra kanallarının adının Ulusal Kanal olduğunu, 2000 yılından itibaren İbrahim Benli, Murat Karayalçın, Hüseyin Macit Yusuf gibi bazı şahısları da şirket bünyesine alarak kanalın Türkiye çapına yayılması için teknik vericiler ve malzemeler alındığını ve ulusal yayına başlanıldığını, Tuncay Güney'in iddia ettiği gibi Devlet Bahçeli'den para alma imkânının olmadığını" söyledi.
İddianamede, "Nurişler çetesinin Mustafa Duyar'ı öldürmesi için halkı bir nedenlerinin olmadığı, açıkça aldıkları talimat gereği bu eylemi gerçekleştirdikleri, Uşak Cezaevi isyanı sırasında görüntülerden de Mustafa Duyar'ın öldürülmesi olayını Veli Küçük'ün talimatı ile yaptıkları diğer taraftan eylemin Mustafa Duyar'ın konuşma şüphesine binaen yapıldığı, dolayısıyla eylemi planlayan ve asıl azmettirici olduğu anlaşılan Veli Küçük'ün hem DHKP/C terör örgütü ile hemde Nurişler çetesiyle gerekli koordineyi sağladığı anlaşılmıştır." denildi.
İşadamı İbrahim Benli, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olmak suçlandı.
Ergenekon iddianamesi bugün mahkemenin kabul etmesi ile iddianame kamuoyuna açıklandı. İddianameye göre, işadamı Benli'nin Ergenekon Terör Örgütü'nün gizli toplantılarına ev sahipliği yapması, Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği'ndeki (USİAD) konumu ve Ergenekon Terör Örgütü'nün üstdüzey sorumluları olan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever'le irtibatı gözönüne alınarak, terör örgütü üyesi olmakla suçlandı.
Ergenekon İddianamesinden yer alan Halil Behiç Gürcihan'ın ifadesinde, Başbakan Erdoğan'ın emekli korgeneral Edip Başer'i MİT Müsteşarlığı'na atamak istediği ancak Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök'ün buna engel olduğu iddia edildi.
Gürcihan ifadesinde, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin ile 2005 yılında Oktay Yıldırım aracılığıyla tanıştığını kaydetti. "www.acikistihbarat.com" isimli siteyi 2005 yılı başında kedisinin kurduğunu kaydeden Şüpheli Halil Behiç Gürcihan, Ayşe Asuman Özdemir'in Danıştay cinayetinden yaklaşık1 ay sonra Mehmet Zekeriya Öztürk hakkında kendisinden bilgi istediğini belirtti.
Ergenekon terör örgütü ile ilgili iddianamede Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması ile ilgili önemli bilgilere ve itiraflara yer verildi. Danıştay saldırısı ile ilgili tutuklu bulunan Osman Yıldırım'ın verdiği ifadeye göre Muzaffer Tekin, Cumhuriyet Gazetesi'ne el bombası atılması için Alparslan Arslan'a 500 bin dolar teklif etti.
Ergenekon iddianamesinde osman Yıldırım'ın verdiği ifadeler doğrultusunda şu bilgiler yer aldı: "Danıştay saldırısı olayının sanığı Osman Yıldırım'ın tanık olarak alınan ifadelerinin konu ile ilgili bölümü aşağıda özetlenmiştir. Arkadaşı Alparslan Arslan'ın ismini bilmediği bir kişi ile gelerek kendisini Ataşehir'de Migros'a yaklaşık 500 metre mesafede bulunan dubleks villalardan oluşan bir site içersindeki villaya götürüldüğünü, orada Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan, Oktay Yıldırım, kendisini arabayla alan şahıs ve tanımadığı 10-15 şahsın olduğunu, bu evde Alparslan Arslan'ın bekar olan arkadaşlarıyla kaldığını, burada Muzaffer Tekin'in yanında koruması olarak gezen kişiye diğer odadan 3 adet el bombası getirmesini soylediğini, bu kişinin de talimat üzerine diğer odadan 3 adet el bombası getirip masaya koyduğunu, Muzaffer Tekin'in kendisine 'Bunlar Cumhuriyet Gazetesine atılacak. Rahat ol, kimse ölmeyecek. Bitince sana 500 bin dolar para vereceğiz. Senin attırdığın kişilere ne kadar verirsen ona karışmayız' dediğini, kendisinin de 2 adet el bombasını alıp cebine koyduğunu, 1 tanesini de Alparslan Arslan'ın alarak çantasına koyduğunu beyan etmiştir. Bu beyan üzerine soruşturma kapsamindaki şüphelilerin fotoğraflan ile yapılan aramalarda elde edilen diger fotoğraflar temin edilip Osman Yıldırım'dan kendi beyanındaki gibi Muzaffer Tekin'in talimatı ile el bombalarını getiren kişiyi teşhis etmesi istenilmiştir. Osman Yıldırım, Muzaffer Tekin'in 'Oglum diğer odadan git bombaları getir' dediği kişi olara Rasim Görüm'ü teşhis etmiştir"
Ergenekon İddianamesi'nde Sevgi Erenerol ile Kemal Kerinçsiz'in telefon görüşmesine yer verildi. Kerincsiz ve Erenerol'un, ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın İstanbul ziyaretini provoke etmeyi planladıklarına ilişkin konuşmalar bulunuyor.
İddianamede, "ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın İstanbul ziyaretini provoke edeceklerinden bahsetmektedir. Sevgi Erenerol ile Kemal Kerinçsiz'in 1 Ekim 2007 günü cep telefonu görüşmesinde, Sevgi Erenerol'un Kemal Kerinçsiz'e hitaben,"Size müjde verelim Rice (ABD Dışişleri Bakanı) İstanbul'a geliyormuş bütün Çırağan'ın önü polis kaynıyor…" Kemal Kerinçsiz'in de "Ya iyi oldu, iyi oldu. Biz de şimdi oraya doğru" diyerek, Ülkemizi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanının ziyaretini nasıl provoke edeceklerini konuştukları..." ifadeleri yer aldı.
Mehmet Adnan Akfırat'ın evinde ele geçirilen, Çevik Bir - Erol Özkasnak ibaresi ile başlayan doküman incelendiğinde "Çevik Bir - Erol Özkasnak ekibinin Amerikancı darbe girişimini açıklıyoruz" başlığı altında 21 Aralık 1998'de Çevik Bir liderliğinde Mason Atatürkçüleriyle birlikte yönetime el koymayı planladıklarını, darbenin sağ-sol olmak üzere iki kanadının olduğunu; sağ kanadının başbakanının yalım Erez, sol kanadın başbakanının Mümtaz Soysal olduğunu, Cumhurbaşkanlığı için Yekta Güngör Özden'de birleştiklerini ancak bunu Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun önlediğini, 28 Şubat'ta da darbe yapmak istediklerini, bunu Org. Karadayı'nın önlediğini.
Söz konusu dokümanda örgüt şeması şu şekilde listelenmiş:
Asker: Org. Çevik Bir, Korg. Çetin Saner, Koramiral Atilla Kıyat, Tümg. Erol Özkasnak.
MİT: Miktad Alpay, Mehmet Eymür
Polis: Cevdet Saral, Osman Ak
Sivil: Yekta Güngör Özden, İlhan Selçuk, Çetin Yetkin, Uluç Gürkan
Emekli Subay: Kemal Yavuz, Orhan Kabibay, İlhan Baş
Ergenekon İddianamesi'ne göre örgüt MHP yönetimine de el atmak istemiş. iddianameye göre örgütün, Ümit Özdağ'ı MHP genel başkanlığı adaylığını desteklediklerine işaret ediliyor.
İddianamede bu konuyla ilgili şu ifadeler yer aldı: "Ülkemizde milliyetçi kesimi temsil eden Milliyetçi Hareket Partisi'nin yeniden yapılanması altında Ergenekon Terör Örgütü tarafından yönlendirilebilecek bir pozisyona getirmeye çalıştığı, ülkemizin en köklü ve hassas değerlere sahip partimizin birçok sansasyonel eylemin içine çekmeye çalıştığı, Ümit Özdağ'ın MHP Genel Başkanlığı'na aday olması sağlanarak bu adaylığı üzerinden bazı planların yapıldığı, bu planlardan bazılarına baktığımızda Ergenekon Terör Örgütü'nün amaçlarının açıkça ortaya çıktığı ve örgüt üyesi Veli Küçük'ün suç örgütü lideri Sedat Peker ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde belirttiği gibi Veli Küçük tarafından yapılandırılmak istenen yeni oluşumun ne amaçla yapılmak istendiği ve örgüt üyesi Mehmet Zekeriya Öztürk'e bu amaç doğrultusunda görev verildiğinin net olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Yeni oluşum çerçevesinde yapılmak istenenler belgede şu şekilde belirtilmiştir.Mümkün ise MHP kongresinde kavga ve kargaşa çıkarmak, kongre salonu önünde basının ve halkın izleyeceği arbede çıkarmak.Arbede saatini kongreye katılım tamamlanmadan önceki saate denk getirmek, böylece olayların duyulmasını sağlamak, katılımcıları olumsuz yönde etkileyerek kongre salonuna gelme isteklerini kırmak"
Ergenekon soruşturması kapsamında aranan AK Parti eski milletvekili Turhan Çömez, 2002 genel seçimlerinden önce tutuklu sanık emekli Albay Fikri Karadağ'a bakan olacağını söyleyerek müsteşarı olmasını teklif etmiş.
Sanıklardan Yusuf Görüm ile Karadağ'ın 21 Temmuz 2007 tarihindeki telefon görüşmesinde Görüm'ün, "Ülkemiz gerçekten tehlikede buna tamamen inandım. Dün akşam Turhan Çömez'i dinledim inandım adama" dediği belirtildi. Buna karşılık Karadağ'ın, "Ben de dinledim, hemen 'İstifa et' dedim. 2002'de geldi bana 'Sağlık bakanı olacağım, müsteşarım olur musun?' dedi. Ben de sen Tayyip'in adamı olduysan yokum." dediği kaydedildi.
İddinamede, "Soruşturma kapsamında gizli tanık Ahmet isimli şahsın vermiş olduğu ifadesinde, "Hüseyin Velioğlu'nun belirlemiş olduğu evlerde toplantılar yapılıp cemaatleşme sürecinin nasıl oluşacağı üzerinde fikir planlı tartışmalar yapıldığı, tam da bu dönemde Hüseyin Velioğlu'nun ayda bir ortadan kaybolduğunu, bir hafta sonra da geldiğini, kendisinin nereye gittiğini ve ne yaptığı sorulduğunda İstanbul'a İranlılarla görüşmeye gittim." dediğini örgütte kaldığı uzun yıllar içerisinde elde etmiş olduğu tecrübelerden Hüseyin Velioğlu'nun bu kaybolmalarının söylediği gibi İranlılarla görüşme değil kendisine yönlendiren gizli güçlerle bir araya gelmesi olarak değerlendirildiği ancak güçlerin kim olduğu hakkında somut bir bilgiye sahip olmadığını beyan etmiştir." denildi.
Kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslar arası oluşumları, doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme, denetleme ve kontrol altına alma hedefleri olan Ergenekon TMSF'nin satışa çıkardığı ATV televizyonun ihalesine girmek için konsorsiyum oluşturmuş.
Hayrettin Ertekin'in, Ergenekon iddianamesinde bulunan 1617 tape numaralı telefon görüşmesinde, N.A. isimli şahısla yaptığı konuşmada "Televizyon devam ediyor. İşte şimdi bu ATV ihalesi için bir konsorsiyum oluştu. Ona girmeye çalışıyoruz… Bizim Beyefendinin organize ettiği bir grup var… Onla çalışıyoruz. Ben de oradayım yani" dediği telefon dinlemesine takıldı.
İddianamede ATV ihalesi hakkındaki bu konuşmanın bahsedildiği bölümde Ergenekon terör örgütünün medyayı kontrol etme ve kendi medyasını oluşturma amaçlı planlarından bahsediliyor.
İddianamede, yasadışı Ergenekon terör örgütünün "ERGENEKON Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi İstanbul 29 Ekim 1999" isimli dokümanında Ergenekon'un medya kuruluşlarını kontrol etme amacı anlatılıyor. İddianamede söz konusu dokümanda "kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslar arası oluşumları, doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme, denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koyma" zorunluluğunun anlatıldığı kaydediliyor.
İddianamede Ergenekon'un sivil yapılanması olarak faaliyet yürüten Lobi yapılanmasının faaliyet ve hedefleri de anlatılıyor. "Lobi Çok Gizli Aralık 1999/İstanbul" isimli dokümanın "7/7) İLETİŞİM VE PROPAGANDA" başlığı altında; İletişim ve Propaganda departmanının bir başkan ve beş yardımcıdan oluştuğu, bu departmanın görevinin, amaçlara uygun olarak medya kuruluşlarını bilgilendirmek, yönlendirmek ve bu yolla kontrol altında tutmak görevinin olduğu, ayrıca faaliyetlerde amaçlara uygun kamuoyu oluşturulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması çalışmalarını yürüteceği ..." anlatılıyor.
Ergenekon terör örgütü iddianamesinde Danıştay saldırısı sanığı Alparslan Arslan'ın kullanmakta olduğu 0532 6713439 no'lu GSM hattı ile 01.01.2000'den olay zamanına kadar yapmış olduğu arama-aranma, mesaj gönderme-mesaj alma kayıtlarının tamamının güvenlik güçleri tarafından analizinin yapıldığına işaret edildi.
Buna göre Alparslan Arslan'ın, Muzaffer Tekin'in kullandığı 0532 2919293 no'lu GSM hattı ile 35, Raif Görüm'ün kullandığı 0535 8258383 no'lu GSM hattı ile 2, Yusuf Görüm'ün kullandığı 0536 2716692 no'lu GSM hattı ile 11 İbrahim Cingi'nin kullandığı 0535 7184841 no'lu GSM hattı ile 94 kez görüştüğü tespit edildi. Yasin Görüm'ün kullanmakta olduğu 05385605898 no'lu GSM hattının 01.01.2000 tarihinden itibaren yapmış olduğu arama-aranma, mesaj gönderme-mesaj alma kayıtlarının yapılan analizinde, aynı soruşturma kapsamında hakkında işlem yapılan Kahraman Şahin'in kullandığıi 05466478283 no'lu GSM hattı ile 3 kez, Kahraman Şahin'in kullandığı 05373755310 no'lu GSM hattı ile 2, Yusuf Görüm'ün kullandığı 05362716692 no'lu GSM hattı ile 73 kez görüştüğü tespit edildi."
Ergenekon İddianamesi'ne göre, Yusuf Berişik, Ergenekon Terör Örgütü'ne üye olmaksızın örgütünü amacını bilerek ve isteyerek örgütü yardımda bulundu.
Ergenekon iddianamesi bugün mahkemenin kabul etmesi ile iddianame kamuoyuna açıklandı. İddianamede, "Şüpheli Yusuf Beşirik'in İşçi Partisi Gençlik Örgütü'ne üye olduğunu, 1999 yılından beri Doğu Perinçek'in özel şoförlüğünü yaptığı, İşçi Partisi genel başkanı olan Doğu Perinçek'in kendine ait bir telefon kullanmamasına rağmen şüpheliye ait telefonu örgütsel içerikli görüşmelerinde kullandırdığı, uzun süredir Doğu Perinçek'in yanında olması sebebiyle Doğu Perinçek'in örgütsel içerikli tüm faaliyetlerini bilebilecek durumda olduğu, İşçi Partisi genel baskınlığı yapan bir şahsın telefonunun bulunmaması hayatın olağan akışına ters düşeceğinden, şüphelinin bilerek telefonunu Doğu Perinçek'e kullandırdığı, buradaki amacın işçi Partisi genel başkanı olan Doğu Perinçek'in illegal faaliyetlerinden ötürü teknik takibi atlatabilmek için bu şüpheliye ait telefonu örgütsel işlerde kullandığı anlaşılmış olmakla, aralarındaki ilişkinin işçi-patron ilişkisi olmadığı ve örgütsel konumu gereğince illegal olayları bildiği ve bilebilecek durumda olması, örgütsel içerikli toplantıların organizesi işlerini talimatlar doğrultusunda yaptığı, hususları göz önüne alındığında, Ergenekon Terör Örgütü'nün üyesi olmaksızın örgütün amacını bilerek ve isteyerek örgüte yardımda bulunduğu anlaşıldığından; Şüpheli Yusuf Beşirik'in Ergenekon terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemi nedeniyle, TCK'nun 314/3 ve 220/7 maddeleri yollaması ile TCK'nun 314/2 ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunun 5. gereğince cezalandırılması talep edilmiştir." denildi.
İddianamede, "Danıştay'a yapılan saldırıdan dolayı halen Ankara Sincan F tipi cezaevinde bulunan Osman Yıldırım, tanık olarak vermiş olduğu ifadesinde Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan el bombalarını Muzaffer Tekin isimli şahıstan aldığını beyan etmiştir" denildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen "Ergenekon" davası iddianamesinde, acilen medyaya müdahale edilmesi gerektiği belirtiliyor
Ak Parti'den ihrac edilen Turan Çömez ile Güler Kömürcü'nün konuşmaları sırasında Güler Kömürcü'nün, 'Acilen medyaya müdahale edilmesi gerekiyor' sözleri iddianamede yer aldı
Şüphelilerden Mehmet Adnan Akfırat'ın adresinde ele geçirilen bir dokümanda İşçi Partisi Başkanlık Kurulu Üyesi Bayram Gülçiçek imzalı raporda şu ifadeler yer alıyor:
"Selahaddin Kenti KDP'nin karargâhının bulunduğu yazlık bir kent. Büyük bir kompleks kurmuşlar. Bütün yönetim organları oraya yerleşmiş. Misafirhaneleri var. Beş yıldızlı bir otel ayarında. Cuma gününü beklerken Mesut Barzani'yle görüşebileceğimi, ama işin varsa ve gitmek istiyorsan Polit Büro sekreteri Cevher Namık'la görüşebilirsin dediler, kabul ettim.
Resmi görüşmelere saat 21.30 civarında başladık ve 1 saat sürdü. Cevher Namık, beni Türkçe hoş geldin diyerek karşıladı. Çocukluğunun Kerkük'te geçtiğini ve Türklerle beraber büyüdüğünü söyledi. Önce KDP'yi Avrasya Konferansına davet eden mektubu verdim. Konferans hakkında bilgiler istedi. Görüşmeleri tutanağa geçiren bir kâtip e görüşmede yanımızda bulunuyordu. Konferans ile ilgili bilgileri aldıktan sonra Parti olarak değerlendireceklerini söylediler."
Ergenekon İddianamesine göre, Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk'un, "Asker gelmeye mecbur olacak" demiş.
Ergenekon iddianamesi bugün mahkemenin kabul etmesi ile iddianame kamuoyuna açıklandı. İddianamede, Selçuk'un "halazadesi" dediği Mehmet isimli kişi ile yaptığı telefon konuşması yer aldı. İddianameye göre, Mehmet isimli şahıs, "Hayır yani bu herifleri berheva etmek lazım, Türkiye olduktan sonra neye yarar yani ama artık iç savaştan başka bi şeyde temizlemiyicek bu işi öyle görünüyor yani. " demesine karşılık Selçuk, "İç savaş olmaz da yani bir noktada eğer ortalık karışırsa hem ekonomik hem siyasi olarak belki asker gelirse birşey olabilir" diyerek cevap vermiş. İddianamenin devamında ikilinin, "Mehmet'in 'Asker gelebilir mi? Artık İlhan." dediği, İlhan'ın 'E mecbur olacak' dediği, Mehmet'in 'Hayır yani gelse becerebilir mi bu adamlar çok şey yav." dediği" yazılı. Selçuk, bu konuşmaya ilişkin olarak, hasta olan halazadesini dünyaya katmak için söylediği ifade ederek gerçek düşüncelerinin belli olduğunu savundu.
Bugün açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, Hizbullah örgütünü Veli Küçük'ün kurduğuna dair bir delil yer alıyor. İddianamenin Doğu Perinçek hakkında yer alan kısmında, "diğer şüphelilerle irtibatları" başlığı altında yer alan Veli Küçük maddesinde Ulusal Kanal'da yapılan bir aramada ele geçirilen bir ajandada yer alan bilgiler aktarılıyor. 7. Nolu Ajanda olarak etiketlenen söz konusu ajandanın 8 Ocak sayfasında "Refet; Hizb V. Küçük kurdu" ifadesi yer alıyor.
İddianamede yer alan söz konusu kısım aynen şöyle: "Ulusal kanalda yapılan aramada, 5.Nolu Ajanda içersinde, 16 Aralık 2003 tarihli ajanda sayfasında; 'Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz" şeklinde yazıldığı, 7.Nolu Ajanda içersindeki 08 Ocak Sayfasında; "Refet: Hizb V.Küçük kurdu" şeklinde yazdığı tespit edilmiştir. Veli Küçük ve birçok Ergenekon terör örgütü üyesinde bulunan "Ergenekon Analiz, Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi 29 Ekim 1999" isimli belge, Doğu Perinçek'ten de bulunarak el konulmuştur. Benzeri belgeler hem Doğu Perinçek'te, hem de diğer terör örgütü üyelerinde bulunarak el konulmuştur, şahısların birlikteliklerini ve irtibatlarım göstermektedir."
İddanamede, Ümraniye ve Eskişehir'de Fikret Emek'ten ele geçirilen bombalar ile ilgili irtibat raporları
- Ağrı Patnos'ta boş arazide bulunan el bombası ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası aynı
- Hatay'da Mehmet Hayrettin Yavuz'un aracına atılan el bombaları ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası aynı
- Iğdır'da otelin kazan dairesinde bulunan bomba ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası aynı
- Haliç'te çocukların bulduğu el bombası ile Ümraniye el bombalarından 1'sinin seri numarası aynı
- Cumhuriyet'e atılan bombalar ile Ümraniye el bombalarından 'sinin seri numaraları benzerlik göstermektedir
- İzmir Urla'da bulunan 10 el bombasından biri ile Ümraniye el bombalarından 1'sinin seri numarası aynı
- İzmir'de Ali Özgüleç'in üzerinde ele geçirilen el bombası ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası aynı
- İzmir'de İbrahim Çiftçi'nin öldürüldüğü el bombası ile Ümraniye el bombalarından 4'nün seri numarası aynı
- Kırıkkale Keskin'de ele geçirilen 2 bombadan biri ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası aynı
- Kütahya'da çöpte bulunan el bombası ile Ümraniye el bombalarından 2'sinin seri numarası benzerlik taşıyor
- Manisa Akhisar'da ele geçiririlen 2 bombadan biri ile Ümraniye el bombalarından 1'sinin seri numarası aynı
- Şırnak'ta ele geçirilen 6 el bombasından biri ile Ümraniye el bombalarından 1'sinin seri numarası aynı
- Trabzon Of'ta ele geçirilen el bombası ile Ümraniye el bombalarından 1'sinin seri numarası aynı
- Merzifon'da Kerem Adıgüzel'in evine atılan el bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen bombalardan birinin seri numarası aynı
- Alanya'da otel odasında ele geçirilen el bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen bombalardan 1'nin seri numarası aynı
- Çankırı ele geçirilen sis bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen sis bombalarından 1'nin numarası aynı
- Tuzla'da gemicilik firmasına bırakılan el bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen bombalardan 1'nin seri numarası aynı
- Cumhuriyet'e 05 Mayıs 2006'da atılan el bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen bombalardan 1'nin seri numarası aynı
- Cumhuriyet'e 11 Mayıs 2006'da atılan el bombası ile Fikret Emek'ten elde edilen bombalardan 1'nin seri numarası aynı
Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk'un, "Savcı kırmızı çizgiyi çiğneyip bölücülük ya da dincilik yapan siyasi partiye dava açmasın görür gününü" şeklinde yazısındaki "görür gününü" ifadesinin "deyim-deyiş" olarak kullandığını savundu.
Ergenekon iddianamesi bugün mahkemenin kabul etmesi ile iddianame kamuoyuna açıklandı. İddianemeye göre, İlhan Selçuk'a, "görür gününü" şeklinde ifadesi soruldu. Selçuk, "Görür gününü derken, görevini yapmayan bir savcının yasalarca belirtilen sınırlarda gereken yaptırımı alacağını kast etmekte olduğunu, fıkra dilinde yazıyı okutmak için bazı deyimler deyişler kullandıklarını, "Görür gününü" deyiminin de bu kapsamda kullanıldığını" söylemiş.
Bugün açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, Yargıtay üyelerine suikast planlandığını gösteren bazı deliller de yer alıyor. İddianamenin Doğu Perinçek ile ilgili kısmında, Perinçek'in bağlantılı olduğu kişiler sıralanırken adı geçen Nusret Senem'le ilgili başlıkta, İşçi Partisi, Ulusal Kamal ve Aydınlık dergisinde yapılan aramalarda Yargıtay'ın krokisi ile Yargıtay üyelerine yönelik muhtemel bir suikast planının ele geçirildiği belirtiliyor. Belgelere göre Yargıtay üyeleri "MHP'li, Alevi, Kürt" şeklinde sınıflandırılmış.
İddianamede yer alan söz konusu kısım aynen şöyle: "Nusret SENEM: Avukatlık yapmaktadır, İşçi Partisi Genel Sekreteridir. Doğu Perinçek'in yakalanması ve yargılanması sırasında Adliyede görev yapmıştır. Ankara ilinde işçi Partisi, Ulusal Kanal, Aydınlık dergisinin bulunduğu dergide yapılan aramada el konulan ÖNEMLİ 2 ibareli CD'nin incelemesinde; YARGI-NUSRET SENEMDEN İsimli Klasörün içinde, "MUAMMER AKSOY, MUAMMER AKSOYI4, ORTADOKS KLİŞELERİ, TAYYİP ERDOĞAN TURGUT ÖZAL, UĞUR MUMCU, YARGITAY" isimli PDF belgeler ile 'KROKİNİN AÇILIMI, SEYFETTİN ÇİLESİZ, YARGI TEL NOLARI, YARGITAY İLE İLGİLİ NOTLARIM" isimli word belgelerin bulunduğu görülmüş, bu belgelerde, Ankara'da bulunan Yargıtay binasının elle çizilmiş ayrıntılı krokisinin olduğu, muhtemel bir suikast planı için binanın güvenlik zafiyetlerinin not alındığı bir yazı olduğu görülmüştür. Ayrıca Yargıtay üyelerinin "MHP'li, Alevi, Kürt vb." şekilde sınıflandırıldığı, isimlerinin yazıldığı görülmüştür.
Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında ifade veren Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'ın Osman Yıldırım'ın avukatı ile yaptığı görüşmeler de iddianamede yer aldı.
Şamil Tayyar'ın verdiği ifade ile iglili ididaanmede şu bilgiler yer aldı: "23 yıldır gazetecilik yaptığını, son olarak Star gazetesi Ankara Temsilcisi olduğunu, Sincan F tipi Kapalı Cezaevinde 06.02.2008 günü saat 15.00-16.55 arasında Danıştan saldırısı sanığı Osman Yıldırım ile Avukat Mehmet Ener'in yaptıkları görüşmeyi yazdığını, Avukat Mehmet Ener'in gazeteye gelerek Osman Yıldırım'ın " bildiğim çok şey var konuşmak istiyorum, ancak beni engelliyorlar, mesela Cumhuriyet Gazetesine bomba atılmadan önce 27 Nisan 2006 tarihinde İstanbul Ataşehir'de bir evde gizli bir toplantı yapıldı, o toplantıda Veli Küçük ve Muzaffer Tekin de vardı, Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması kararı o evde verildi, ben de bu toplantıya katıldım, ayrıca Cumhuriyet Gazetesine atılan bombaları Veli Küçük'ün bize verdiğini mahkemede söylesem" dediğini anlattığını, kendisinin de mahkemede bunları anlat dediğini"
Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme suçlarından tutuklu Habip Ümit Sayın, hükümete karşı silahlı kuvvetlerin darbe girişiminde bulunmamasına anlam verememiş.
Ergenekon İddianamesi'nde yeralan Habip Ümit Sayın'la girilen diyalog şöyle: "... Dolmabahçede ne oldu. Ondan sonra neler oldu... daha sonra neden hiç ses çıkartılmadı.. Ee hani özü ve sözü lafları hani elekrtronik muhtıra.... Yani bunlara (hükümete) dur diyen olmayacak mı... Hani Büyükanıt şeyi yıkamazlardı ne güzel konuşuyorlardı konuşurken güzel ama eylemde birşey yok...
.. Davalar için kafanızı bozmayın. Ne dedim ben size kesin garanti verdim gideriz Ankara'ya işi bitiriz. Oradan şüpheniz olmasın merak etmeyin. Yok ya bizim de bize göre büyük abilerimiz var merak etmeyin yani, yani hele şu gerekçeli bir karar gelsin hocam.... Bir saatte çözeriz siz merak etmeyin o konu hiç sorun değil yani... Hiç umutsuz olmayın sizi ben daha büyük ağabeylerimle tanıştıracağım zaten.." şeklinde karşılıklı beyanlarda bulundukları görüşme ile ilgili H. Ümit Sayın'ın kendisine bu görüşmede bu hükümete karşı silahlı kuvvetlerin neden hala hareketsiz kaldığını, müdahale etmediğini, darbe olması gerektiğini ima ettiğini... Sayın kendisine sıkıştırdığı için kendisine ya yalan cevap verdiğini ya da kafadan birşeyler uydurduğunu, kendisini geçiştrimek için he he deyip durduğunu.... "
Ergenekon İddianamesi'ne göre Kemal Kerinçsiz'in provakatif eylemlerle gündemde kalmaya çalıştıklarına işaret edildi.
İddianamede, bu konuyla ilgili Kemal Kerinçsiz ile Ülker Salman Durukan isimli kadın arasında geçen telefon konuşmasına dikat çekildi. Bu kısım iddianamede şöyle yer aldı: "Kemal Kerinçsiz Ülker Salman Durukan ile yaptığı görüşmede, İsrail Konsolosluğu önünde bir eylem yapmak istendiği ifade edilmektedir. Ergenekon iddianamesi'nden: "Aynı gün saat: 14.56 sıralarında, Kemal Kerinçsiz'in Ay-Yıldız Hareketi isimli grubun temsilciliğini yapan Ülker Salman (Durukan) isimli bayanla yaptığı telefon görüşmesinde; "Bi de şey İsrail'e yapalım. İsrail'e yapalım mı biraz kalabalık yapalım", "…Tabi. İsra İsrail'in şeyini öğrenelim konsolosluğunu, bence İsrail konsolosluğunun önünde yapalım." Dediği, şahısların organize bir şekilde çeşitli sivil örgütlerini de yanlarına alarak, İsrail Konsolosluğu önünde eylem yapmak istedikleri, bu tür provokatif eylemlerle gündemde kalmak ve kamuoyu oluşturmak için çaba sarf ettikleri."
İddanamede, Ergenekon ve Lobi dokumanlarında belirtilen husulardan ve elde edilen diğer delillerden Ergenekon törer örgütünün şu prensiplerle hareket ettiği anlaşılmaştır.
- Gizlilik
Ergenekon dokumanında "Merkez Yönetim başlığı altında önce örgütün yapılanmasından bahsedildiği devamında da "Bu komutan ve başkanların birbirlerini tanımalarında hiçbir sakınca olmadığı, fakat birbirlerinin görev ve sorumluluklarını bilmeleri gerektiği ... 6 ünitede görev alacak ajanların kendi bölümlerinin komutan ve başkan asistanları dışında diğer ünite ve personel ile hiçbir şekilde irtibat kurmamaları gerektiği"
- Örgüt içi denetleme ve kontrol prensibi
- Örgüt içi cezalandırma ve örgütten ayrılanları infaz etme prensibi
Ergenekon dokumanında "Kontrol Dairesi" başlığı altında, "... bu daire içerisinde görevli ajanların bir görevi de karşı istihbarat örgütlerine geçen, yakalanan ve ya operasyon amacına aykırı hareket eden herhangi bir ajanı öldürmektir..." denildiği
- Örgütü temin edilecek eleman profili prensibi
"... Ergenekon bünyesinde yurt dışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır..."
- Telefon dinlemelerine karşı tedbir alma prensibi
(...örgütün üst düzey yöneticileri İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek teknik takibe yakalanmamak için bu güne kadarki hayatlarında kesinlikle cep telefonu kullanmadıkları görülmüştür."
- Kod isim kullanma ve toplu seyahat etmeme prensibi
- Deşifre olan elemana sahip çıkmama prensibi
Ergenekon İddianamesinde yer alan "İletişim prensipleri" başlıklı bÜlşmde, oluşuma şye herkese bir şye numarası verildiği belirtiliyor.
İddianamede konuyla ilgili şu ifadelere yer veriliyor: Herkes kendisine verilen şye numarasını ezberlemek ve yazışmalarda ve iletişim araıları şzerinden yapılan konuşmalarda bu şye numarasını kullanmak zorundadır. Oluşuma dahil olduktan sonra cep telefonu yoksa en kısa zamanda mesaj sistemine sahip bir cep telefonu veya ıağrı cihazı satın alınmalıdır. Genel sorumluya size ulaşılması iıin bştşn gerekli telefon, e-mail ve fax numaralan verilecektir. Adres verilmeyecektir. Mevcut temas noktalarından bir gşnş aşan sşrelerde uzaklaşılması durumunda gene sorumlu haberdar edilecek ve yeni temas noktalan kendisine iletilecektir."
İddanamede, "... gereğinde 'naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiştir." denildi
Bugün açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, Bekaa Vadisi'nde Abdullah Öcalan'la görüşerek PKK'nın Türkiye'de gündemleşmesini sağladığı ifade ediliyor. İddianamenin Doğu Perinçek ile ilgili kısmında yer alan "Diğer şüpheli ve tanıkların beyanları" kısmında Gizli Tanık Deniz'in 04.06.2008 tarihinde savcılığa verdiği beyan aktarılıyor. Buna göre gizli tanık, Perinçek'in Öcalan'a yaptığı ziyareti anlatıyor ve bu ziyaretle Perinçek'in "Abdullah Öcalan ve PKK örgütünün Türkiye siyasetinde gündemleşmesini sağlayıp, Türkiye içerisinde örgütün taban bulmasını sağlamıştır" diye konuşuyor. Gizli tanık, ayrıca Perinçek'in bu dönemden sonra bir ara PKK'nın ikinci lideri konumuna geldiğini aktarıyor.
İddianamede yer alan Gizli Tanık Deniz'in, Perinçek'in Öcalan ziyareti konusunda anlattıkları şöyle:
1986-1987 yıllarında Abdullah Öcalan'ın Bekaa Vadisinde bulunan Helve kampında bulunduğu sırada gazeteci ve siyasi kimliği olan Doğu Perinçek'in röportaj adı altında geldiğini, ilgisini çeken ilk olayın Doğu Perinçek'in Abdullah Öcalan tarafından bizzat karşılanması ve askeri tören yapılması olduğunu. Doğu Perinçek'e kampta bir oda tahsis edildiğini. Hatırladığı kadarıyla Doğu Perinçek'in bu kampta 10 gün kadar kaldığını, bir başka ilgisini çeken olayın ise Abdullah Öcalan'ın hiçbir misafiri ile bir defadan fazla birlikte yemek yemediği halde, Doğu Perinçek ile kaldığı süre boyunca bütün yemekleri birlikte yediklerini. Yine bir başka ilgisini çeken bir konunun da Abdullah Öcalan'ın kendisi ile görüşmeye gelen herkesle görüşür, yüzüne karşı güzel sözler söyler, ancak gittikten sonra da arkasından ajan, işbirlikçi ya da benden yararlanmaya geldi şeklinde sözler söylerdi, fakat Doğu Perinçek hakkında övücü sözler söylediğini. Doğu Perinçek'in kampta kaldığı süre içerisinde Abdullah Öcalan'la neler konuştuğu hakkında ve gelişinin sadece mülakatla sınırlı olup olmadığı hususlarında herhangi bir bilgisinin olmadığını. Doğu Perinçek'in Abdullah Öcalan görüşmesinin ardından bu görüşmesini bir kitap haline getirip yayımlatması ve Aydınlık dergisinde dizi halinde yayınlamak suretiyle varlığı yokluğu çok fazla hissedilmeyen Abdullah Öcalan ve PKK örgütünün Türkiye siyasetinde gündemleşmesini sağlayıp, Türkiye içerisinde örgütün taban bulmasını sağlamıştır. Gerçi 15 Ağustos 1984 olayları ile örgüt adını Türkiye'de hissettirmişse de daha sonra yapılan operasyonlarla ağır darbeler aldığını, siyasetinde sıkışmış bir durumda olduğunu, yayınlanan bu görüşmenin adeta örgüt için bir can simidi haline geldiğini. Bu röportajın yayınlanması ile doğu Perinçek'in örgütün adeta ikinci lideri konumuna geldiğini ve yayınladığı kitabın örgüt mensuplarının evlerindeki kitaplıklarda yerini aldığını. Ferid İlsever isimli şahsı İşçi Partisi genel sekreteri olarak bildiğini, doğu Perinçek'in kampa geldiği sırada yanında olup olmadığını bilmediğini.
Doğu Perinçek ile alakalı gelinen noktada şunu söyleyebileceğini, Doğu Perinçek'in Abdullah Öcalan'ın Türkiye ve Türk askerine karşı silahlı mücadele ettiği dönemlerde Abdullah OCALAN'la görüşüp hatta bu görüşmelerini yayınlamak suretiyle örgütün propagandasını yaptığı halde, bugün her ne kadar Abdullah OCALAN'ı samimiyetsizlikle suçlansa bile bir barış ortamından bahsetmekte ve çözümün diyalog ile olabileceğini söylemektedir. Doğu Perinçek ise tam da bu dönemde Abdullah OCALAN ve PKK'ya karşı çok ciddi söylemler ve yayınlar yapmaktadır. Doğu Perinçek'te ki bu değişimi anlamakta güçlük çekteğini.
İddianamede, "Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyaci olduğu, sivil toplum kuruluşlamın içte ve dışta kamuoyunda kutsal bir insanlık görevi yerine getiren örgütler olarak değerlendirildiği, Ergenekonun Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına alması gerektiği, çünkü bu orgütlenmelerin finans kaynaklarının dış ülkeler oldugu belirtilmiştir." denildi.
Ergenekon iddianamesinde sanık Muzaffer Tekin'in ikamet ve iş yerindeki aramalarda, 'Devletin yeniden yapılanması için öneriler (Master Plan Ön Çalışması)' ibareli kitap kapağı şeklinde dizayn edilmiş doküman ve bir çok belgenin bulunduğu bildirildi.
İddianamede ayrıca Muzaffer Tekin'in evinde yapılan aramalarda Milli Güvenlik Kurulu öncesi kuvvet komutanlarının kendi aralarında yapmış oldukları gizlilik ibareli toplantılara ait askeri ve siyasi gizli bilgiler içeren birçok belgenin bulunduğu kaydedildi.
Sözkonusu iddianamede, aynı CD içerisinde word belgesinin açılmasıyla şüpheli Muzeffer Şenocak'a ait olduğu anlaşılan resimler ile bazı bilgi ve belgelerin yanısırı internet çıktılarının bulunduğu belirtildi.
Ergenekon İddianamesi'nde İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu ile X şahıs arasında gerçekleşen 1 Ocak 2008 tarihli telefon görüşmesinde eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den duyulan memnuniyetsizlik dile getirildi.
İddianamenin 153'üncü sayfasında bu görüşme ile ilgili şu bilgiler yer aldı: "Kemal Alemdaroğlu'nun '..hiçbir şey iyi gitmiyor benim cephemde' dediği görüşmenin ilerleyen bölümlerinde x şahsın,'Hocam laf aramızda bu hata ben onu biliyorum da, bizim ahmet Necdet Sezer'i seçmekle olmuş bu iş', 'Yani böyle cumhurbaşkanı olmaz', 'Tabi canım sen kendi aşağıda, bizim solu bitirdi hocam. Yani kendi aklınca CHP'cilik yaptı.' dediği, görüşmenin ilerleyen bölümlerinde Erdoğan Teziç ile ilgili konuşurken Kemal Alemdaroğlu'nun, 'teziç göreve geldiğinin ertesi günü bana bir profesör geldi, bizim Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne. Diyor ki, hocam dedi, çok ilinç dedi. Prof.Ahmet Güner Sayar var, dürüst tanına bir adam.' 'demişki, biz demiş. Mahmutpaşa mı İskenderpaşa mı, İskenderpaşa ııı...dergahında birlikte, bilmem kimin Rahle-i tedrisinden geçtik Teziç'le demiş.','Ahmet Necdet Sezer, Teziç, bunlar Türkiye'yi bitirdiler."
İddanamede; "... ideallere uygun siyasilerin seçim kampanyaları organize edilerek parlamento da etkin ve güçlü bir biçimde yer alabilmelerinin sağlanması gerektiği, bu ve benzer faaliyetlerin tüm dunyada istihbarat örgutlerinin varlık ve görev nedenleri arasinda yer aldığı belirtilmiştir." denildi
İddanamede, "... Ergenekon'unda medya kuruluşlanı kontrol etme yönüdeki faaliyetlerini kendi medya kuruluşlarını oluşturarak mevcut ulusal ve uluslar arasi oluşumların doğal işleyişi içinde örtülü bir biçimde etkileme, denetleme ve kontrol altına alma yöntemini uygulamaya koyması gerektiği belirtilmiştir." denildi.
İddanameden: Ergenekon örgütünün yapılanması
01-Ergenekon Başlığı
02-İstihbarat Dairesi Komutanlığı,
03-İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Dairesi Komutanlığı 04-Operasyon Dairesi Komutanlığı 05-Finansman Daire Başkanlığı (Sivil)
06-Orgut İçi Araştırma Dairesi Komutanlığı
07-Teori Tasarım ve Planlama Dairesi Başkanlığı (sivil)
İddianameye göre Ergenekon terör örgütünün sivil kanadının çalışmalarından birinin medyada etkin olacak faaliyetler olarak görülmüş. Bu doğrultuda Cumhuriyet Gazetesi, Ulusal Medya Merkez üssü olarak seçilmiş. Bu kapsamda gazetenin yüzde 51'inin örgütün eline geçmesi hedeflenmiş.
İddianamenin 155'inci sayfasında Ulusal Kanal ile ilgili çok dikkat çekici bilgilere de yer verildi. İddianamede bu kanal ilgili plan şöyle anlatılıyor: "Perinçek grubu tarafından kurulan Ulusal TV'nin gerçekte gizli tutulan kuruluş amacının PKK'nın yayın organı Medya TV(MedTV)'ye alternatif bir televizyon yayıncılığının Avrupa, ortadoğu ve avrusya coğrafyasına hakim olabilmesi olduğu belirtilmiştir"
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon İddianamesi'ndeki "Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay Saldırıları Faillerinin Kişisel Yaşamlarına İlişkin Açıklamalar" bölümünde bu eylemlerin failleri ile ilgili çeşitli tespitler yapılıyor.
İddianamede, bahsi geçen olayların failleri; Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin Irşi ve Süleyman Esen hakkında arkadaşlarının bazı ifadelerine yer veriliyor. İddianamede, "Suç faillerinin sadece dini hassasiyetleri konusundaki bu tespitlerden bu eylemlerin yine de türban amacıyla yapılmadığı sonucuna ulaştırmaz ise de bir sonraki bölümde açıklanacak olan suçun hangi saikle işlendiği konusundaki açıklamalar açısından önem taşımaktadır. İfade içerikleri ve soruşturmanın genelinden Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve Tekin Irşi'nin dini hassasiyetleri bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.
" deniliyor.
Faillerden Osman Yıldırım'ın kendisinin mafya, çete işleri ile uğraştığını, devletin rejimi ile bir sorunu olmadığını beyan ettiği vurgulanıyor. Osman Yıldırım'la ilgili şu ifadelere yer veriliyor: "Osman Yıldırım'ın ifadelerindeki anlatımlar, geçmişi ve suç kayıtları kendisinin suç çevreleri ile ilişkisini, ayrıca çevresine topladığı işsiz ve suça meyilli kişilerin de suça eğilimini göstermektedir. Erhan Timuroğlu, kendisinin olay tarihinden 6 ay kadar önce Bostancı sahilinde bulunan 'Hovarda' isimli barı Ergün Çakırca isimli şahısla birlikte ortak olarak işlettiğini, Osman Yıldırım'ın da buraya gelip gittiğini beyan etmiştir."
İddianamede, organize suç örgütü lideri olduğu iddiası ile Semih Tufan Gülaltay ve grubuna yönelik soruşturma kapsamında yapılan iletişimin dinlenilmesi çalışmalarına da yer veriliyor. Bu teknik takip sırasında 21 Temmuz 2006 tarihinde Emre Gülaltay ile 'Şemsettin' isimli şahıs arasındaki görüşme ile ilgili şunlar anlatılıyor:
"Şemsettin'in "Bizim deliyi gördün mü ne yaptı ya", "Bizim Osman deliyi gördün mü ne yaptı"; Emre'nin "Gördüm şerefsiz herif ne işin var senin"; Şemsettin'in "Yazık ya kendini gerçekten batırdı ya"; Emre'nin "İt herif yüzünden bizim ismimiz de geçti"; Şemsettin'in "He biliyorum, ya zaten ben kaç sefer başından hep takip ediyordum ya; ama yemin ederim var ya çok dua edin dedim inşallah size doğru gelmez bir şey abi ya"; Emre'nin "Ya bu pez....n Müslümanlığı da yoktur ne işi vardı bunun bu işlerle ben anlamadım ki"; Şemsettin'in "Ya hakikaten ben kendim de şaşırdım ya"; Emre'nin "Sen bunun hiç Müslümanlığını falan biliyor musun... Hiç Allah dediğini duydun mu; Şemsettin'in "Yok valla duymadım"... şeklindeki sözleri Osman Yıldırım'ın yaşantısı hakkında oldukça açık değerlendirmeler içerdiği anlaşılmaktadır."
İddianamede faillerden İsmail Sağır hakkında da, "İsmail Sağır'ın Danıştay saldırısı günü yaptığı telefon görüşmesi ve kendisine sorulan bu görüşmeye verdiği cevap kendisinin durumunun açıklanması için yeterli görülmüştür." denilerek, Sağır'ın bir hayat kadını ile yaptığı telefon görüşmesindeki kadının, "Sen bu parayı nerede buluyorsun" diye sorması üzerine İsmail'in "Haberleri sen hiç seyretmiyor musun?" dediği; X bayanın ısrarlı sorması üzerine İsmail'in "Bende CD'sı var sana gösteririm o zaman." dediği ifade ediliyor.
İddianamede, faillerden Erhan Timuroğlu'nun da Orhan Yıldırım'la iş ilişkisi olduğu, Tekin Irşi'nin de barmen olduğu anlatılıyor.
İddianamede, Süleyman Esen'in de, kendisinin abdestinde namazında bir insan olduğu, kendi dinini yaşamaya gayret ettiğini beyan ettiği kaydediliyor.
İddianamede, "Suç faillerinin sadece dini hassasiyetleri konusundaki bu tespitlerden bu eylemlerin yine de türban amacıyla yapılmadığı sonucuna ulaştırmaz ise de bir sonraki bölümde açıklanacak olan suçun hangi saikle işlendiği konusundaki açıklamalar açısından önem taşımaktadır. İfade içerikleri ve soruşturmanın genelinden Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu ve Tekin Irşi'nin dini hassasiyetleri bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Eylemi türban nedeni ile işlediğini söyleyen Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan ilk ifadelerinde kendisinin kızlarının da türban takmadığını, Alparslan Arslan'ın bu konuda kendilerine bir şey demediğini, Alparslan Arslan'ın bu eylemi türban nedeni ile yaptığına inanmadığını söylemiştir. Süleyman Eden ise kendince dinini yaşamaya çalıştığını beyan etmiştir." denildi.
İddanamede, "Naylon şirketler kurulması gerektiği, bu şirketlerin ithalat-ihracat, temsilcilik, dağıtım ve pazarlama alanlannda faaliyet gösternesi gerektiği, işlemler tamamlandıktan sonra naylon şirketlerin kurulmasi için kullanılan elemanlann ortadan kaldırılması gerektiği, elde edilen ekonomik girdilerin örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanması gerektiği vurgulanmıştır." denildi.
Bugün açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, Ergenekon örgütünün basında kuvvetli bir şekilde yer alabilmek için Cumhuriyet gazetesini satın almayı düşündükleri belirtiliyor. İddianameye göre Cumhuriyet gazetesinin Gürbüz Çapan'ın elinden alınması için, Şevket Sabancı'nın Mete Akyol aracılığı ile Veli Küçük'e teklif yaptığı, Sabancıların bu iş için 5 milyon dolar vermeyi düşündükleri anlatılıyor. Tanık, ifadesinde ayrıca İlhan Selçuk'un da ekarte edilmesinin görüşüldüğünü aktarıyor.
İddianamede konuyla ilgili yer alan kısım şöyle: "Basında kuvvetli bir şekilde yer alabilmek için Cumhuriyet gazetesinin alınmasını düşündüklerini, Özdemir Sabancı suikastı sonrasında Veli Küçük'ün Şevket Sabancı'ya olaylar hakkında bilgi vermesi nedeniyle bir güven oluştuğunu, bu nedenle Cumhuriyet Gazetesinin Gürbüz Çapan'ın elinden alınması için, Şevket Sabancı'nın Mete Akyol aracılığı ile Veli Küçük'e teklif yaptığını, Sabancıların bu iş için 5 milyon dolar vereceklerini söylediklerini, Veli paşanın Cumhuriyeti almak için Gürbüz Çapan'la görüşmesi talimatı verdiğini ve "yukarının emri var dersiniz" dediğini, bunun üzerine Doğu Perinçek'e giderek "Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun emri olduğunu, Veli paşanın böyle söylediğini" anlatarak Gürbüz Çapan'la bu konuyu görüşmesini söylediğini ilerleyen günlerde İlhan Selçuk'un da "ekarte edilmesi"nin konuşulduğunu, gazetenin alınması için Ulusal Sanayiciler İş Adamları Derneği Başkanı Kemal Özden isimli şahıstan 3 milon dolar para alınmasını görüştüklerini, konuların Gürbüz Çapan ve Kemah Özden ile görüşüldüğünü,
Bu dönem içersinde Doğu Perinçek'in Ulusal TV için Avrupa'dan 500 milyar para getirdiğini, bu paranın bulunabilmesi için Doğu Perinçek, Ferid İlsever, Haluk Şahin (ARENA programından) gibi şahısların, Almanya -Fransa gibi ülkelere iki kere tur yaptığım, Avrupa'da PKK ve İslami kesimin para toplayabileceğini ancak Doğu Perinçek'in toplayamayacağını, bu parayı nasıl toplatıklarını bilmediğini, bu şekilde Ulusal TV nin deneme yayınlarına başladığını"
'Ergenekon davası iddianamesinde sanık Muzaffer Tekin'in Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ayrıldıktan sonra zaman içerisinde suç örgütü lideri olarak bilinen ve haklarında işlem yapılan Semih Tufan Gülaltay ve Sedat Peker ile ilişki kurduğu ve hatta uyuşturucu kaçakçısı olarak bilinen Ertuğrul Yılmaz ile ortaklık yaptığı belirtildi.
Söz konusu iddianamede Muzaffer Tekin'in tutuklandıktan sonra Sevgi Erenerol ile yakın ilişki içerisinde olduğu, her hafta periyodik olarak Erenerol ve Kerinçsiz tarafından ziyaret edildiği kaydedildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon İddianamesi'ndeki "Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay Saldırıları Faillerinin Hangi Saikle Hangi Suçu İşlerdiklerine Dair Açıklamalar" bölümünde faillerin bu suçları işlemelerindeki sebepler irdeleniyor. İddianamede, bu eylemlerin "maddi çıkar" için yapıldığına vurgu yapılıyor.
İddianamede, bahsi geçen olayların failleri; Osman Yıldırım, İsmail Sağır, Erhan Timuroğlu, Tekin Irşi, Süleyman Esen ve Alparslan Arslan'ın mahkemedeki ifadeleri ayrıntılı olarak anlatılıyor.
Bu ifadelerdeki benzerlikler ve çelişkili açıklamaların karşılaştırıldığı bu bölümde, adı geçen faillerin ifadelerinde birbirleri ile bağlantıları, çıkar ilişkileri, birbirleri ile yaptıkları görüşmeler tarih ve saat verilerek anlatılıyor.
Bu bölümün sonunda, "Özetlenen birbirine uygun beyanlar ve beyanları destekler telefon görüşmelerinden Osman Yıldırım, Erhan Timuroğlu, Tekin Irşi ve İsmail Sağır'ın münhasıran maddi çıkar vaadi ve beklentisi için eylemlere katıldıklarının açıkça anlaşıldığı; Alparslan Arslan'ın ise kendisine verilen görev ve görevi yerine getirmesi ile önemli yerlere geleceği, çalışmasına gerek kalmayacağı şekilde maddi rahata kavuşacağı vaadi ile eylemlere katıldığı anlaşılmaktadır." ifadeleri yer alıyor.
İddanamede, "Devletin yeniden yapılanması için öneriler" başlığı altında, "Amacımız nedir?" "Tam bağımsız milli devleti yeniden yapılandırmak" başlığı altında; "Emperyalizmin bütün kollarının kırılması," "Yeni dış ittifakların aranması" "Gümrük birliğinin mevcut haliyle iptal edilmeli ve AB ilişkilerinin gelişimine endekslenmeli" şeklinde" denildi.
Ergenekon İddianamesi'nde ifadesi yer alan Kemal Şahin'in verdiği bilgiler örgütün Mossad ile işbirliği yaparak Tacikistan Genelkurmay Başkanı'nı da hedef aldığını gösteriyor. İddianamede bu kişinin verdiği bilgiler doğrultusunda şu bilgiler yer aldı: "Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün yapılan çalışmalarda ele geçen el mahsulü doküman'ın içeriğinde '17.08.2002 tarihinde İstanbul ilinde yapıldığı belirtilen bir toplantıya ilişkin olarak düzenlendiği anlaşılan A4 ebadına el yazısı ile şematik bir biçimde düzenlenmiş evrak içeriğinde; askeri personel Kazım Banat, İsrailli General Gabriel Libraider (Mossad), Ali Erkan, Batmanlı Ömer isimli şahısların bir toplantı yaptıkları, bu toplantı içeriğinde Şahinbey kod adlı Ahmet Cinali, emekli General Veli Küçük, Sedat Peker, hoca kod adlı Kemal Şahin, Tacikistan Genel Kurmay Başkanı ile Ticaret Bakanı Mehmet Eminof'a suikast veya eylem planı yaptıkları belirtilmiş, toplantıya katılan şahıslardan askeri personel Kazım Banat'ın ve Hizbullah'ın E. Orgeneral Çevik Bir'in kontrolünde olduğu belirtilen bir işaretleme yapılmış. Ergenekon'un Org. Murat Hoca ile görüştüğü Botaş'ta görevli Refik Nuhoğlu'nun Şahin Bey'in (Ahmet Cinali) nerede olduğunu araştırdığına ilişkin notlar ayrıca Murat Hoca isimli şahsın 0533 532 20 07 ve Refik Nuhoğlu isimli şahsın kullandığı 0505 602 26 86 numaları telefonlara ilişkin bilgiler yer aldığı anlaşılmıştır."
İddianamede, "Devletin Yeniden yapılanması için öneriler isimli dökümünda, "Yapılanma için model önerisi" başlığı altında; kullanılmak istenen sistemin "Doğayı Kopyalama Modeli" şeklinde olmasının önerildiği, yani yapılanmanın "Görünenler" ve "Görünmeyenler" şeklinde teşkilatlanması gerektiği." denildi.
Ergenekon İddianamesi'nde bazı sanıkların ifadelerinde örgütle bağlantısı olduğu belirtilen Kuvayı Milliye Derneği'nde esrar içtikleri belirtiyor.
Tutuklu sanıklardan Oğuz Alpaslan Abdülkadir, ifadesinde derneğe üyeliğinin 3-4 ay sürdüğünü ve bazı kişilerin dernek binasında esrar içtiklerini duyduğunu kaydetti. Abdülkadir'in ifadesinde derneğin İstanbul'da yaklaşık 700 üyesi bulunduğunu, Atatürkçü ve Kemalist bir yapıda bulunduğunu ancak daha sonra bu amacından sapmaya başladığını söylediği belirtildi. Aralarında derneğin yöneticilerinden Hüseyin Görüm ile bazı kişilerin dernek binasında esrar içtiklerine dair isim listesi bulunduğunu kaydeden Abdülkadir, bu nedenle dernekten ayrıldığını ileri sürdü.
Tutuksuz sanıklardan Recep Gökhan Sipahioğlu da ifadesinde dernek binasına gittiğinde bazı kişileri esrara benzer madde içerken gördüğünü anlattı. Şahısların yanında dört torba ot benzeri şeyler de gördüğünü ifade eden Sipahioğlu bunun üzerine derneği terk ettiğini savundu.
İddianameden: TSK bünyesindeki sivil unsurların örgütlenmesi zorunlu
"LOBİ" adlı dokümanın GİRİŞ bölümüne bakıldığında da Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ERGENEKON'a bağlı olarak "sivil unsurların" örgütlenmesi zorunluluğunun kaçınılmaz bir gerçek olduğu belirtilmiştir." denildi.
İddianameden: Yeni mafya grupları oluşturulacak, kontrol ve denetim sağlanacak
"MAFYA" gruplarının tümünün yeniden gözden geçirilmesi, deneyimli mevcut grupların karşısına yeni ve güçlü bir grup oluşturularak denetim ve kontrol altına alınmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir." denildi
Bugün açıklanan Ergenekon İddianamesi'nde, Ergenekon örgütünün Hizbullah, PKK, DEVSOL-DHPKC ile bağlantıları da yer alıyor. Gizli Tanık Deniz tarafından anlatılan bu bağlantılara göre, Hizbullah militanlarının Jandarma Genel Komutanlığı'nda eğitilmiş. Bunu fotoğraflayan bir muhabir ise öldürülmüş.
İddianamede konuyla ilgili yer alan kısım şöyle: "Bir dönem Doğu Perinçek'in adamı olan ve Güneydoğu-Diyarbakır muhabiri Halit Güngör (Güngen)'ün, Jandarma Genel Komutanlığında Hizbullahçı İlimcilerle Menzilcilerin eğitilmesini fotoğrafladığını, Hizhulkontrayı ortaya çıkardığını, fotoğrafları Doğu Perinçek'e gönderdiğini, ancak yayınlanmadan Halit Güngör'ün öldürüldüğünü, o dönemde Adnan Akfırat'ın da Halit Güngör'ü Türk Gladyosunun öldürdüğünü söylediğini, daha sonraki dönemde "Kemalist-Sosyalist" ismi ile bir ittifak yapıldığını"
İddianameden: Eleman profili
"Lobi örgütlenmesi içersinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyimine sahip olması gerektiği, özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişiliklerden seçilmesi gerektiği belirtilmiştir." denildi.
Ergenekon İddianemesi'nde, soruşturma kapsamında yakalanan şüphelilerin ev, işyerleri ve araçlarında yapılan incelemelerinde bir kısım dokümanların birbirleriyle benzerlik gösterdiği ve aynı merkez tarafından hazırlandığı sonucuna ulaşıldığı ifade edildi.
İddianamede şu bilgilere yer verildi: "Soruşturma kapsamında yakalanan şüphelilerin ev, işyerleri ve araçlarında yapılan aramalarda çok sayıda bilgi, belge, doküman ve dijital veriler ele geçirildiği miştir. Ele geçirilen bu malzemelerin yapılan incelemelerinde bir kısım dokümanların birbirleriyle benzerlik gösterdiği ve aynı merkez tarafından hazırlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu tespit üzerine söz konusu dokümanlar ayrıştırılarak yeniden incelendiğinde;Kapak tasarımlarının benzerlik gösterdiği, üzerinde belirli bir tarih yazdığı, bu tarihlerin belgenin hazırlanma tarihi olabileceği, üslup ve yazı karakteri olarak aynı anlatım dilinin kullanıldığı, Bir üst makama hitaben yazılmış resmi bir çalışma raporu şeklinde olduğu, Yazı metinlerinin sonunda "Saygılarımla" veya "Saygılarımızla" yazısının bulunduğu,Yazı metinlerinin giriş, gelişme ve sonuç bölümü şeklinde belirli bir düzende yazıldığı, Bir kısım belgelerin "Strateji grubu" olarak adlandırılan grup tarafından yazıldığı, Belgenin kapak resimleri üzerine "ANALİZ,/ STRATEJİ/ GÖZLEM/ OPERASYON PROJESİ/ ÖRTÜLÜ FAALİYETLER/ TEORİ/ ARAŞTIRMA" gibi başlıklar atılarak yapılan çalışmaların sınırlandırıldığı görülmüştür. Sonuç olarak sadece ele geçirilen örgütsel dokümanlar dahi Veli KÜÇÜK, Doğu PERİNÇEK, M.Adnan AKFIRAT, Ferid İLSEVER, Ümit OĞUZTAN, Tuncay GÜNEY, Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK, Muzaffer TEKİN, Oktay YILDIRIM, Erkut ERSOY ve Sevgi ERENEROL'un birlikteliğinin ve aynı amaç doğrultusunda bir arada faaliyet yürüttüklerinin örgütsel irtibatlannm bir kanıtıdır. Bunun dışında elde edilen diğer önemli kanıtlar da ilgili bölümlerde aşağıda gösterilecektir"
İddianameden: Ezilmiş ve horlanmış insanların ortak gücü: Mafia
Mafia isimli dökümanın Ezilmiş ve horlanmış insanların ortak gücü: Mafia başlığı altında, "Amerikan MAFİA'sının İtalyanlar, Fransız'larmkini Korsikalılar gibi horlanmış ve ezilmiş etnik grupların oluşturduğu, ABD'ye göç eden Sicilyalıların "Kara El", İrlandalıların "Beyaz El" isimli MAFİA gruplarını oluşturduğu, ABD'ye göç eden ve dünyanın en çok aşağılanan ırkı Yahudilerin ise MAFİA'nm cinayet şirketini oluşturduğu belirtilmiştir." denildi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Ergenekon İddianamesi'ndeki "İdris Arslan'ın Tutuklu Sanıklara Para Yatırması ve Hesap Hareketleri Konusu" bölümünde, "Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan'ın ve annesi ve babası İdris ve Hatice Arslan'ın banka hesabındaki artışlar ile Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım'ım akrabalarının banka hesabındaki artışlar tarih bazında incelenip Danıştay saldırısının dava ve duruşma süreci dikkate alındığında 04.09.2006 ve 07.01.2008 tarihlerinde her iki sanığın yakınları ile İlhan Parlak'ın hesaplarına para girişi olmasının dikkat çekici bulunduğu belirtilmiştir." denildi.
İddianamede, Danıştay saldırısı sanıklarının tutuklu bulundukları Ankara Sincan F Tipi Cezaevi kayıtlarının incelendiği belirtiliyor. Kayıtların incelenmesinde, Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan'ın sanıklar İsmail Sağır, Tekin İrşi ve Erhan Timuroğlu'na değişik tarihlerde ve özellikle Danıştay saldırısı davasının duruşma tarihlerinden önce değişik miktarlarda para yatırdığının tespit edildiği vurgulanıyor.
Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında görevlendirilen Yeminli Mali Murakıplar tarafından hazırlanan raporda ilgili şahısların gelir durumu, banka hesaplarının ortalama hareket büyüklüğü, maaş ve diğer düzenli gelirleri ile ekonomik hayatın doğal seyri çerçevesinde olağan görülmeyen işlem ve hareketlerin rapora konu edildiği belirtiliyor.
Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan'ın babası İdris Arslan'ın banka hesabında 21.11.2006'dan itibaren önemli artış tespit edildiği; şahsın Bank Asya Üsküdar Şubesi nezdindeki katılım hesabına 4 seferde toplam 22 bin 200 euro para girişi olduğu; para girişlerinin şahsın banka hesabına nakden para yatırmasıyla gerçekleştiği, şahsın hesabında vadeli olarak 20 bin 414 euro bulunduğu anlatılıyor.
Alparslan Arslan'ın annesi Hatice (Porsor) Arslan'ın da Bank Asya Üsküdar Şubesi nezdinde hesabı bulunduğu, Hatice Arslan'ın banka hesabında ise 04.09.2006 tarihinden itibaren önemli varlık artışı tespit edildiği, şahsın katılım hesabına 3 seferde toplam 30 bin 000 dolar ve 10 bin euro para girişi olduğu; para girişlerinin şahsın banka hesabına nakden para yatırmasıyla gerçekleştiği; şahsın hesabında vadeli olarak 26bin 745 dolar ve 7 bin 067 euro bulunduğu ifade ediliyor.
Danıştay saldırısının akabinde ve olaya ilişkin dava sürecinde saldın faili Alparslan Arslan'ın anne ve babasının banka hesaplarındaki para girişi tutarının 100 bin 290 YTL'ye karşılık geldiği vurgulanıyor.
Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım'ın akrabası Muhsin Yıldırım'ın da İş Bankası Pınarhisar Şubesi nezdindeki hesaplarında 26.04.2007'den itibaren dikkat çekici artış görüldüğü; Osman Yıldırım'ın akrabası Mehmet Yıldırım'ın Ziraat Bankası nezdindeki hesabına 14.01.2008'de 8.000 YTL'lik para girişi olmasının dikkat çekici bulunduğu; para girişlerinin şahsın banka hesabına nakden para yatırmasıyla gerçekleştiği belirtiliyor.
Danıştay saldırısı sanığı İlhan Parlak'ın Ziraat Bankası nezdindeki hesabında 27.11.2007'de 40 bin YTL, 31.12.2007'de 101 bin 50 YTL ve 08.01.2008'de 72 bin 502 YTL varlık artışı görüldüğü; 08.01.2008 tarihli varlık artışı Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım'ın yakınlarına ait hesaplardaki varlık artışıyla paralellik arz ettiği, para girişlerinin şahsın banka hesabına nakden para yatırmasıyla gerçekleştiği kaydediliyor.
Bu bölümün sonunda şu ifadelere yer veriliyor:
"Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan'ın anne ve babasını banka hesabındaki artışlar ile Osman Yıldırım'ın akrabalarının banka hesabındaki artışlar tarih bazında incelenip Danıştay saldırısının dava ve duruşma süreci dikkate alındığında, 04.09.2006 ve 07.01.2008 tarihlerinde her iki sanığın yakınları ile İlhan Parlak'ın hesaplarına para girişi olmasının dikkat çekici bulunduğu belirtilmiştir.
Emekli maaşı ile geçinen, Danıştay saldırısından önce hesaplarında dikkat çekecek bir hareket olmayan, Danıştay eyleminden sonra ise hesaplarında elden nakdi olarak yatırılan paralar ile önemli artışlar olduğu tespit edilen Alparslan Arslan'ın yakınlarının banka hesaplarındaki bu artışlar dikkat çekicidir.
İdris Arslan'ın banka hesabındaki bu artışlar ile süreç içerisinde birbirine tamamen zıt beyanlarının paralel seyrettiği değerlendirmeye esas bir durum olarak Mahkemenin dikkatine sunulmuştur.
İdris Arslan'ın Alparslan Arslan'ın ismini vermesi ile soruşturmaya dahil edilen bu nedenle de Alparslan Arslan ile arasında husumet oluşan Süleyman Esen dahil olmak üzere kendi oğlu Alparslan Arslan dışındaki diğer sanıklara talepleri olmadan para göndermesi de değerlendirmeye esas bir durum olarak mahkemenin dikkatine sunulmuştur."
İddianamede Mehmet Adnan Akfırat'ın, "8 Ocak 2000'de Veli Küçük'ten elde edilen örgütsel içerikli belgeyi yazıp örgütün üst kademesine sunduğu kanaatine varılmıştır" denildi. Bu belgede Cumhuriyet gazetesinin 'Ulusal Medya'nın merkez üssü olarak seçildiği ifadesi yer alıyor. "Bu operasyonda tek amaç Cumhuriyet Gazetesi'ni Cumhuriyetin sesi haline getirmektir. Cumhuriyet Cumhuriyet'e taraf olmazsa bertaraf olması kaçınılmazdır ve doğrusudur" deniliyor.
"Yöntem:
Amaç belirli ve nettir. Yönetim amaca uygun olarak programlanmış olup uygulama safhasına geçilmiştir.
Buna göre; Sayın Gürbüz Çapan'a yapılan öneri net ve anlaşılır olarak soruldu: Cumhuriyet Gazetesi 'Ulusal Medya'nın merkez üssü olarak seçilmiştir, bu operasyon içinde yer almayı kabul ediyor musunuz? Çapan: evet
Hisselerinizi parasız devretmeyi kabul ediyor musunuz? Çapan: evet
Gereğinde para bularak desteğinizi sonuna değin sürdürmeyi kabul ediyor musunuz? Çapan: Evet
Görüşme sonucu; sayın Gürbüz Çapan'ın ulusal medya merkez üssü oluşumuna özveri ile katkıda bulunmada içtenlikli olduğu kesinlik kazanmıştır.
Gerek holding, kuruluş evrakları gerekse vakfın ve Yenigün A.Ş'nin ve aralarında yaptıkları sözleşmelerin birer kopyalan ile şimdiki mali durumu gösteriri raporların birer kopyaları süratle alınmalıdır.
Bilinmesi gereken tüm evrak fotokopileri SET olarak Kemal ÖZDEN'e ulaştırılmalıdır. Bu setin teslimindeki eksiksizlik, ileride hiçbir sürprize olanak tanımamalıdır.
Şu an çalışanların tam listesi (isim, soyad, görevi, aldığı net maaş tutarı) bir an önce çıkarılarak bize ulaştırılmalı.
Bu operasyonda tek amaç Cumhuriyet Gazetesi'ni Cumhuriyetin sesi haline getirmektir. Cumhuriyet Cumhuriyet'e taraf olmazsa bertaraf olması kaçınılmazdır ve doğrusudur.
Kuşkusuz ki onuru ile oynamadan kuşkusuz ki onun belirli bir hisse olarak içerde kalmasını sağlayarak ama önemli bir hisseyi (kontrolü sağlayacak) Kemal ÖZDEN ve Ümit ÜLGEN'e devrini sağlayacak görüşme bu...
Bu nedenle maddelersek:
Günay ÇAPAN'da ki hisselerin yansı Kemal ÖZDEN'e devredilmeli
Çapan'ın aktaracağı 1,5 milyon dolar ile (önce taahhüt edilen sermayenin dörtte biri konacağından) Kemal ÖZDEN ve Ümit ÜLGEN' in 375.000 $' lık sermaye ödemeleri gerçekleşmeli, bir süre sonra bakiye 750.000 $ da içeri verilmeli
En son bakiye 1.5 milyon dolar tüm işlemler gerçekleştirildikten sonra sermayeye eklenmelidir. Bunu milli kuvvetler gerçekleştirecektir." Şeklinde ibareler geçtiği görülmüştür.
"Vakıf (I.Selcuk) hissesi çıktıktan sonra kalan % 80 ya da % 90 hissenin en az % 51 hissesi tarafımıza aidiyetine geçmesi kararlaştırılmıştır.(I )
UYGULAMA
1) . Günay Çapan'a ait hisselerin bir bölümünün devrinin Kemal Özden ile Umıt Ülgen'e yapılması,
2) . Gürbüz Çapan aktaracağı 1,5 milyon dolar ile (önce taahhüt edilen sermayenin dörtte biri konacağından) Kemal Özden ile Ümit Ülgen'in 375.000 S'lık sermaye ödemeleri gerçekleşecek, bir sure sonra bakiye 750.000 $ da içeriye teslim edilmesi,
3) . Bakiye 1,5 milyon dolar, tüm bu işlemlerin gerçekleşmesinin ardından sermayeye eklenecek ve bunun tarafımıza gerçekleştirilmesi,
4) . Gerek Holding, kuruluş evrakları, gerekse vakfın ve Yenigün A.Ş.'nin ve aralarında gerçekleştirilen sözleşmelerin birer kopyası ile şimdiki mali durumu gösterir raporların birer kopyalan süratle yönetime verilmesi,
5) . Bilinmesi gerekli tüm evrak fotokopileri 'set' olarak milli kuvvetlere ulaştırılacak ve bu teslimin eksiksiz, ileride hiçbir sürprize olanak tanımayacak biçimde gerçekleşmesi,
6) . Şu an çalışanların tam listesi (isim, soyad, görev, aldığı net maaş tutan) bir an önce çıkartılarak tarafımıza teslim edilmesi kararlaştırılmıştır.
SONUÇ
Bu girişim, 21. Yüzyılın değişim gösteren konseptlerinin bir gereği olarak ulusal bir dizi kararını stratejik önem taşıyan unsurları arasında yer alan "ulusal medya" oluşumunu amaçlamaktadır. Hiçbir şekilde belirlenen amaçtan saptınlamayacak derecede öneme sahiptir. İkinci bir gazetenin yayına sokulması, TV kanalının inşası ve benzer atılımlar için, gereken finansal desteğin sağlanması ise; önceden ve kesin olarak karara bağlanmıştır.
Bilgilerinize..
Saygılarımızla"
İddianameden: NBC silahları
İddianamede, "NBC silahları üretim analizi" isimli dokümanın yapılan incelemesinde ise;
Söz konusu çalışmanın ERGENEKON'un dikkatlerine sunulmak üzere yapıldığı, "Ergenekon" dokümanında belirtildiği üzere Türkiye'nin kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmesi gerektiği, kurulacak kimyasal ve biyolojik silah üretim tesisinin, tüm dünyada terör gruplarının kontrol altına alma bilmesini sağlayacağı, ayrıca Türkiye'nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığına çok büyük katkılar sağlayacak bu çalışmaları Ergenekon'un rahatlıkla organize ederek gerçekleştirebileceği belirtilmiştir.
"NBC SİLAHLARI ÜRETİM ANALİZİ" İSİMLİ DOKÜMANIN DEVAM EDEN İNCELEMESİNDE İSE;
Dokümanın içeriğinin (4) bölümden oluştuğu ve her bölümde çok sayıda alt başlığın olduğu görülmüştür. Şimdi bu dokümanın kısaca özeti belirtilecektir.
1.Bölümde; Kimyasal Silahlarla ilgili tarihçeleriyle ile birlikte ayrıntılı bilgiler verildiği, Birinci Dünya savaşında kullanılan kimyasal silahlardan bahsedildiği, ayrıca göz yaşartıcı gazlarla ilgili ayrıntılı açıklamalar yapıldığı görülmüştür.
2.Bölümde; Biyolojik Silahlar hakkında bilgiler verildiği,
3.Bölümde; NBC Savaşları, kimyasal ve biyolojik silahların önemi hakkında bilgiler verildiği, aynı bölüm içersinde "Kimyasal ve Biyolojik Silah Üretimi" başlığı altında;
"Yukarıdaki gerçeklerden hareketle Türkiye kimyasal ve biyolojik silah üretimine yönelmeli ve bu alanda kontrolü elinde tutacak bir üretim ünitesi kurabilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti toprakları dışında kontrol altında tutabileceği bir bölgede kuracağı kimyasal ve biyolojik silah üretim fabrikası bu alanda etkin bir güç elde edilmesini sağlayacağı gibi, Türkiye'ye yönelebilecek tehditleri önceden haber alıp gerekli önemler alarak, tehditleri ortadan kaldırabilmesini de sağlayacak kesin bir çözüm yolu olacaktır." denildi
İddianameden: Cumhuriyet ele geçirilerek ulusal medya oluşumun merkez üssü olacak
İddinamede, "Ulusal medya 2001" isimli dokümanın yapılan incelemesinde özetle;
Bağımsız ulusal medya kuruluşlarının yaratılabilmesi için; yurtta ve yurt dışında faaliyet gösteren Türk iş adamları arasından seçilecek kişilerden "Medya-Finans KonseyF'nin oluşturulması gerektiği, bu konseyde yer alan iş adamlarının devlet kurumlarınca ticari faaliyetlerinin desteklenmesi gerektiği, ticari şirketlerinin ilan ve reklamlarının ücretsiz olarak yayınlanması gerektiği belirtilmiştir.
Bu çerçevede öncelikle Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilerek ulusal medya oluşumunun merkez üssü olmasının kararlaştırıldığı, bunun yanı sıra PERİNÇEK grubuna ait ULUSAL TV'nin ise görsel yaym kanadını oluşturabileceği, ancak bu televizyon bünyesinde bir ameliyat gerektiği, yine de ULUSAL TV'nin Cumhuriyet Gazetesi ile elde edilecek başarıya gölge düşürebileceği, bu nedenle Cumhuriyet Gazetesi ile Kanal 6 televizyonunun evlilik yapmasının daha akılcı olduğu belirtilmiştir.
Ayrıca "Cumhuriyet Gazetesinin Reorganizasyonu" başlığı altında; gazetenin yönetimine saplantıları olmayan, değişik koşullara uyum sağlayabilme ve öngörü yeteneğine sahip, gerçek bir gazetesi portesinin iş başına getirilmesi gerektiği, gazetenin haber merkezinde görev yapan redaktör yazı işleri görevlileri ve köşe yazarlarının tümüyle değiştirilmesi gerektiği, bu kadro değişikliğinin ardından yaym politikasının yeniden belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
"Cumhuriyet Gazetesi Reorganizasyon Çalışması" başlığı altında ise; Cumhuriyet Gazetesinin ele geçirilmesiyle ilgili Gürbüz ÇAPAN'la yapılan görüşmenin aynen yazıldığı, Gürbüz ÇAPAN'ın Cumhuriyet Gazetesinin "Ulusal Medyanın Merkez Üssü" olarak seçilmesini kabul ettiği ve hisselerini parasız olarak devir ettiği, yapılan çalışma sonucunda gazetenin %10'unun İlhan SELÇUK'a ait olduğu, %10'unun halka açılım hissesi olduğu, %80 yada %90 hissenin en az %51'inin örgütün aidiyetine geçmesinin kararlaştırıldığı belirtilmiştir." denildi.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı istifaya davet etmesi için mektup yazdığı ortaya çıktı.
Ergenekon İddianamesine göre, Perinçek, Eski Cumhurbaşkanı Sezer'in, Başbakan Erdoğan'ı Büyük Orta Doğu Projesi'nin eş başkanı olması nedeniyle istifaya devam etmesini bir mektup yazarak istemiş. İddianamede Perinçek'in "2007'de Cumhurbaşkanına bir mektupla başvurduğunu ve Başbakan koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan'ı Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanı olduğu için istifaya davet etmesi gerektiğini, ilgili Anayasa maddelerini de göstererek arz ettiğini, gerekçe olarak Türkiye 'nin başbakanının bir başka devletin proje görevlisi olamayacağını, bir başka devletin ast-üst ilişkileri içerisinde yer alamayacağını, başka bir devletten emir alır konumda bulunamayacağını belirttiğini, bu mektubu Milli Güvenlik Kurulunun bütün üyelerine, Bakanlara ve basına verdiğini, eğer Cumhurbaşkanı, Erdoğan'ı istifaya davet etse idi, Hükümet o günkü koşullarda orada oturamayacak olduğunu, çünkü bozgun halinde olduğunu, Cumhurbaşkanına istifa daveti yapması için kuvvet vermek gerekli olduğunu, bu konuda Sayın Deniz Baykal, Sayın Zeki Sezer ve E. Org. Şener Eruygur dahil birçok kitle örgütü yöneticisine de öneride bulunduğunu, sözünü ettiği konunun bu olduğunu, basında çıkmış olduğunu. Cumhurbaşkanlığı genel sekreterinin telefon edip, öneriyi aldığını, parti sekreterliğine bildirmiş olduğunu, AKP' li bakanlara da mektubun aynen gitmiş olduğunu, eğer o mektupta ki tutum uygulansa idi Türkiye bu gün bu iç kargaşayı ve çatışma ortamına belki de sürüklenmeyecek olduğunu" dediği kaydedildi.






