TÜGİAD Başkanı Lütfü Küçük, 'İyimserliği elden bırakırsanız sanayicilik yapamazsınız. İşin ana prensibi budur' diyerek her şeye rağmen pozitif bakışın yitirilmemesi gerektiğini vurguladı
Geçen yıl mayıs ayında Türkiye Genç İşadamları Derneği'nin (TÜGİAD) başkanlığına seçilen Lütfü Küçük, dernek tarihindeki yeni açılımları ve yaklaşımlarıyla dikkat çekiyor. Yakın geçmişe kadar batı odaklı olan TÜGİAD'a doğu penceresini açan ve daha büyük bir katılımla13 Şubat'ta İran'a ikinci ziyareti yapmaya hazırlanan Lütfü Küçük, açık yüreklilikle özeleştiri yapabiliyor. Krüsel krize rağmen 'Endişe ve ümit arasında' bir yerde duran Küçük, iyimserliğin kesinlikle elden bırakılmaması gerektiğini vurguluyor. Küçük'ü yakından tanımak ve yimserliğinin nedenini öğrenmek istedik:
Şirketimiz 1962'de kurulmuş. 1967'de İstanbul'a gelmiş babam, ben de o yıl doğmuşum. 4 kardeşiz. İki ablam, benden küçük bir erkek kardeşim var. Benim hayatımda ailemin izleri çok fazla. Artvin Hopa'lıyım. Doğu Karadenizliler fanatik bir çalışma temposuna sahiptir. Babam çok çalışkan bir insandı. Tatillerde fabrikaya çalışmaya giderdik, pikniği de fabrika bahçesinde yapardık. Liseyi bitirince 17 yaşımda İngiltere'ye gittim. Babam çok büyük fedekarlık yapıp gayrikenkulünü satarak beni İngiltere'ye gönderdi. Yapılan fedekarlığı boşa çıkarmamak için hem okudum hem de çalıştım. Zaten sürekli çalışma ortamından yetiştiğim için sadece okula gitmek bana uymadı. İngiltere'de 3 ay sonra öyle canım sıkıldı ki, anlatamam. 3. aydan sonra çalışmaya başladım. 6 sene kaldım orada, bu süre zarfında çalışmayı bırakmadım.
İlk işim ekmek fırınında ekmek dağıtmaktı. Sonra bir sanat galerisinde resim sattım. Muhasebe yardımcılığı ve şöförlük çok yaptım. Ben Türkiye'den önce İngiltere ehliyetimi almıştım. Şöförlük çok kolay yapılabilen ve istediğinizde hazır bulabileceğiniz bir işti. Üniversite birinci sınıftan sonra kalifiye bir eleman olmuştum, ondan sonra iş seçmeye ve ofis işlerine yöneldim. Ofis işlerinden daha çok kazanıyordum.
1980 sonrasındaki Özal dönemine denk gelen bu süreçte Türkiye'den gelen teklifler ışığında kendi şirketimi kurdum. Limon da sattım, oto yedek parçası da, tekstil de sattım.
Kendi işimiz nedeniyle otomotivde çevrem olduğundan iki sene sonra genel ticareti bırakıp tamamen oto parçalarının ticaretine odaklandım. Daha kolay yapabileceğimiz ve daha başarılı olabileceğimiz bir iş koluydu. Aileye yük olmadan kendimi finanse edebiliyordum. Bunun üzerine yüksek okuldan sonra üniversiteye devam ettim, o bitince master da yaptım.
Ben sadece İngiltere'de değil, diğer Avrupa ülkeleriyle de iş yaptım. Bu bana dış ticaret konusunda önemli kazanımlar sağladı. O zaman askerlik uzun sürdüğü için orayı tasfiye ettim. Ancak Türkiye'ye döndükten sonra o tecrübeler ışığında buradaki işi yeniden yapılandırdım.
Oto yedek parçası işi yapan aile şirketimizi ihracata yönelik yeniden yapılandırdık. Bir atölye ölçeğinden Avrupa'nın ikinci firması konumuna taşıdık. Uzmanlık alanımızı değiştirmeden her kazandığımızı işimize yatırdık. Kaliteyi ve kapasiteyi artırdık. Şu anda Avrupa'daki 4 üreticiden ikincisi biziz.
Türk oto yan sanayisi dünya ile rekabet düzeyine ulaştı. Türkiye bu konuda çok ciddi bir birikim yakaladı. Bunun devamlılığını sağlamak gerekiyor. Fakat yaşanmakta olan kriz, bu yapıyı köklerinden sarsabilecek büyüklükte. Ben çok endişeliyim.
Ben çok pozitif bir insanım. Pozitifliği hiçbir zaman elden bırakmam. Zaten iyimserliği elden bırakırsanız sanayicilik de yapamazsınız. Satış yapamazsınız, ihracat hiç yapamazsınız. Biz negatif unsurları göreceğiz, hesaba katacağız, ancak iyimserliği hiçbir zaman elden bırakmayacağız. Bu işin ana prensibi budur.
Sektör son 4-5 yılda ihracatta hızla büyüdü, ancak sermaye birikimi oluşturulamadı. Yeterli sermaye birikimi olmadığı için maalesef Türk sanayicisi dış şoklara açık durumda.
Türkiye'deki sanayici ve tüccar, sahip olduğu birikimin çok farkında değil. Ben gözümü açtığımdan beri uluslar arası ticaretle uğraşıyorum. Avrupa'daki teknolojik birikim Türkiye'nin önündedir, bunu kabul etmek lazım. Ama yatırım ve ortaklıklar gibi konularda kendisini Avrupalıların gerisinde görmemesi gerekir. Türkiye'de çok ciddi bir sanayi birikimi var.
Bildiğiniz gibi ben Avrupa Genç İşadamları Konfederasyonu Başkan Yardımcısıyım. Sanayinin omurgasını oluşturan KOBİ'ler Almanya'da çok ciddi bir gerileme trendinde. KOBİ'ler kapanıyor. Çünkü onları ayakta tutacak genç nüfus yok. Olanlar da müteşebbis olmaktansa profesyonel bir hayat tarzını tercih ediyor.
Yumurta kapıya dayandığı zaman bir şeyleri yapmaya çalışmak, istenilen neticeyi çok zor verir. İkincisi, çok büyük ihtimalle de netice vermez. Bizim iddiamız, 'TÜGİAD'ın önceliği, Türk iş dünyasını ilgilendiren konulardır' şeklinde. Biz, bütün siyasi unsurlara eşit uzaklıkta olup, Türk iş dünyasının menfaatlerini kollamak zorundayız. Çünkü kurumun varolma sebebi bu. Bu konuda biraz hedeften sapma olmuş geçmiş dönemlerde. Ütopik demeyeceğim, ancak iş dünyasının öncelikleri ön plana çıkarılmamış. Bundan dolayı da dernekle ilgili bazı ufak tefek sapmalar ve şikayetler olmuş, katılım azalmış. Yapılan işlerin lüzumsuz olduğunu söylemiyorum. O günkü konjonktürde yapılması gerekenler yapılmış. Ancak biraz ana hedeften sapılmış. Bu da doğal olarak derneğe olan ilgiyi eski dönemlere göre azaltmış. Biz iş dünyasının ihtiyaçlarına yönelik bir pozisyon alarak özellikle genç girişimcileri kazanmayı hedefledik.
İhracatımızın yüzde 70'e yakını Avrupa ülkelerine yapılıyor. Ölçek ekonomisini yakalayabilmek için büyük pazarlarda varolma mecburiyetimiz vardı. Bu bir gelişme sürecidir, olması gereken gerçekleşti. Şimdi pazarın çeşitlendirilmesi gerekiyor. Bir de daha uzun vadeli barış ortamının oluşturulması ve komşularla dostane ilişkilerin geliştirilmesi için ticaret şart. Bir ilişkinin kalıcı olması isteniyorsa karşılıklı ticaretin mutlaka olması gerekiyor. Ticaretin olmadığı hiçbir yapı uzun vadeli barışık olamaz. Türkiye'nin İran'la olan ticareti, enerji hariç 1.5 milyar dolar civarında. Bu hacim kesinlikle 5-6 kat artırılabilir. Biz birbirimizi daha iyi tanırsak ilişkiler gelişecektir. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Komşu ülkelerle ticareti çok önceden geliştirmemiz gerekirdi. Geç de kalsak bu süreci başlatmış olduk. 13 Şubat'ta İran'a düzenleyeceğimiz ikinci heyet ziyaretini İran Ticaret Sanayiler ve Madenler Odası (ICCIM) işbirliği ile gerçekleştireceğiz.
Akdeniz bölgesinde iş potansiyelini artırmak için geçen yıl yeni bir inisiyatif başlattıklarını hatırlatan TÜGİAD Genel Sekreteri Engür Rutkay, şöyle devam etti: 'Akdeniz ve Ortadoğu Genç İşadamları Platformu ve daha sonra konfederasyonu olmak üzere bir inisiyatif, proje geliştirdik. Bu projeye ilk imzayı Mısır Genç İşadamları Derneği ile birlikte attık. Şu anda tüzük çalışmaları devam ediyor. İlk aşamada İtalya, Mısır, Fas ve Tunus'un içinde olacağı bir federasyon çatısı oluşturağız. Daha sonra da konferedasyona çevireceğiz.'






