Sokaktaki tansiyonun perde arkası: İran’da kimin planı işliyor?

18:2114/01/2026, Çarşamba
Yeni Şafak
Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak-Muhammed Berdibek
Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak-Muhammed Berdibek

İran’daki sokak hareketleri ve ekonomik krizin perde arkası Hafıza Büyük Resim’in 107. bölümünde mercek altına alındı. Ersin Çelik’in moderatörlüğünde İbrahim Ufuk Kaynak ve Muhammed Berdibek’in katıldığı programda; rejimin çok katmanlı yapısı, Devrim Muhafızları’nın ekonomideki rolü ve dış müdahaleler tartışıldı. Muhammed Berdibek, İran’daki yönetim anlayışına ilişkin, İmam Humeyni’nin "Devletin korunması için namaz, hac, oruç gibi görevler ikincildir. Gerekirse bu görevler de rejimin, Velayet-i Fakih dâhil sistemin korunması için askıya alınabilir." fetvasını hatırlatarak, devletin bekası için dinin dahi ikinci plana atılabildiği değerlendirmesinde bulundu.

Hafıza Büyük Resim, "Devrim mi, işgal mi?" başlığıyla İran’da süregelen olayları ve ülkenin yönetim mekanizmasını masaya yatırdı. Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik’in moderatörlüğünde gerçekleşen yayında, AK Parti Ordu Milletvekili İbrahim Ufuk Kaynak küresel sistemin ambargolar üzerinden yürüttüğü stratejileri değerlendirirken; yazar Muhammed Berdibek, İran’ın iç dinamiklerine dair önemli bilgiler paylaştı. İran’daki yönetim anlayışının Şii-Fars kimliği üzerine inşa edildiğini vurgulayan Berdibek, "Esas mesele Şii-Fars kimliğini korumak olduğu için bu kimlikten ikisine uyan bir şey varsa zaten harika. Ama ikisinden birine uymuyorsa her zaman rejime tehdit oluşturur." ifadelerini kullandı.

Ersin Çelik:
Konumuz yanı başımızdaki İran. Coğrafya yine yangın yeri, yine karışıklıklar var ve canlı canlı izliyoruz. İran'da olaylar var ama özellikle Amerika ve İsrail açısından da İran'daki olayları destekleyen, besleyen, kışkırtan birtakım gelişmeler var. Bunları masaya yatıracağız, konuşacağız. Başlığımız da zaten: "Devrim mi, işgal mi?" Nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne olup ne bitiyor?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bu düşüncelerin aksine ben bir miktar daha farklıyım. Şöyle söyleyeyim size: Son 20 yıldır özellikle Batı'nın, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere sürekli olarak her sene hemen hemen böyle bir olay çıkıyor. İran'ın ekonomik durumu çok kötü. Halk çok zorda. Sokaklara çıkması halkın hakikaten Batı'nın düşündüğü gibi rejim değişikliği olduğunu hiç sanmıyorum. Bu, bundan öncekiler gibi ekonomik kaygılar, başkalarının dış müdahalesiyle olayın birleşmesi sonucunu getiriyor.
Ersin Çelik:
Sebep-bahane ilişkisi gibi bir şey var.

İRAN’DA YAŞANANLARIN PERDE ARKASINDA NELER VAR?

İbrahim Ufuk Kaynak:
Bütün olaylar aslında hep Tahran Çarşısı’na bağlanıyor. Tahran Çarşısı'nda hâlâ dükkânlar açık. Çok az bir kısmı kapalı. Ekonominin merkezi o Tahran Çarşısı. Ama Amerika Birleşik Devletleri veya Batı sürekli olarak hep aynı şeyleri söylüyor: "İşte bu sefer bitti, bu sefer bitti." Bir de araya Şah'ın çocuğu girdi. Şah'ın oğlu o da Rıza Pehlevi, bambaşka bir biçime girdi. Ama olayların durulmasını da isteriz. Çünkü İran'ın bölünmesi coğrafyanın da bizim de kimsenin işine gelmez. Amerika, Batı hariç hiç kimsenin işine gelmez. Rusya'nın da işine gelmez. Türkiye'nin de işine gelmez. İran'ın zaten gelmez. Yani ben şöyle bir şey söylemiyorum: "Karşımızda güçlü bir İran duruyor." Yok. Akıl ve mantık şunu söylüyor sadece: Bundan önceki olaylarda ne oldu? Başka ülkelere ne oldu? Şu anda halk açlıkla mücadele ediyor. Yüzde 300 artan bir enflasyon var. Bu allak bullak etti.
Ersin Çelik:
Bu da görmezden gelinemez.

İbrahim Ufuk Kaynak: Tabii ki. 100 lira paranız vardı, 30 liraya düştü. Gidiyorsunuz aynı şeyi alamıyorsunuz. Halk bu yüzden isyan etti ama sokağa çıkanlarda liderlik yok.

Ersin Çelik:
Lideri olmayan bir sözde devrim.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Aynen öyle.
Ersin Çelik:
Muhammed Berdibek bizimle. Kendisi bir diplomat ama aynı zamanda İran uzmanı. Ve bu uzmanlığını geçtiğimiz günlerde bir kitaba dönüştürdü: "Mehdi'den Önce Devrimden Sonra" diye Ketebe Yayınları'ndan çıkan bir kitap. Muhammed Berdibek, ben bu kitabı okuduğumda şöyle bir kendi kendime atıf yaptım: "Bir Mehmet Ali Birand belgeselini okudum." dedim. Yani izliyoruz, bütün fotoğrafları birleştiriyor; rahmetli duayen bir televizyoncuydu, gazeteciydi. Sen öyle bir kitap yazmışsın. Çok akademik işte jeopolitik, jeostratejik dil; hayır, böyle bütün fotoğrafı ortaya koyan bir kitap yazmışsın ve günümüze de çok ışık tutuyor. Şu anda karşı karşıya kaldığımız İran'daki bu sokaklardaki meseleyi de anlatıyor bu kitap. Şu son olayları bir değerlendirmeni istiyorum.

İRAN’DA EKONOMİ NASIL İŞLİYOR?

Muhammed Berdibek:
Önce ekonominin teknik sebebinden bahsedeyim. Şu andaki krizin teknik sebebi: Normalde İran'da iki farklı kur sistemi var. İthalat ve ihracatta kurlar halka ve Devrim Muhafızları'na veya ilgili bileşenlere ayrı seviyede veriliyor. Şöyle düşünün: Ersin Çelik döviz bürosuna gidiyor. Döviz bürosunda 100 doları bozdurduğunda 5 bin TL'ye bozduruyor. Muhammed Berdibek gidiyor, bunu 2 bin 500'e bozduruyor.
Ersin Çelik:
Orada bir imtiyaz var.
Muhammed Berdibek:
İmtiyaz var ve bu imtiyaz devlete gidiyor. İran'da klasik manada bir vergilendirme sistemi işlemiyor. Tamamen sistem sübvansiyonlar içinden temel gıdaları destekleme üzerine kurulu ve burada aslında devlet bütün bu sistemden açığa çıkanları kendi ağlarına dağıtıyor. Bu ağların en güçlüleri de Devrim Muhafızları. Şu andaki bahsettiğimiz krizin çıkış sebebi bu. Ama bu sadece bir köpük; yani dışarı çıkan köpüğü görüyoruz. Ama bunun geçmişi 1979'a kadar gidiyor. Devrimden sonraki en önemli olay rehineler krizi. İranlı devrimciler 1979'da Amerikan büyükelçiliğini bastılar. 365 güne yakın bir krizle orayı zapt ettiler.
Ersin Çelik:
Amerika başarısız oldu, müdahale edemedi.
Muhammed Berdibek:
Müdahale edemedi ve İran o günden itibaren bir Amerikan karşıtı konuma geçti. Ama o günden itibaren de Amerikan ambargoları başladı. Ta ki 2015 yılına kadar. 2015 yılına kadar İran ulusal sistemde belli gedikleri açmasına rağmen hep ambargo ile mücadele etmek zorunda kaldı. Fakat 2015'te bir anlaşma yapıldı. Birleşmiş Milletler'in beş daimi ülkesi artı Almanya ve İran arasında bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşma çerçevesinde ambargoların önemli bir kısmı esnetildi. Trump gelene kadar. Trump seçilmeden önce bu anlaşmanın kadük olduğunu, geldiğinde de bu anlaşmayı uygulamayacağını, Amerikan çıkarlarına zarar verdiğini iddia ederek iktidara geldi. İktidara gelince de bunu tekrar kesti. Bu tekrar kesince de devalüasyon süreci başladı. 2017'den itibaren bu kriz devam ediyor. 2017 ile 2019'a kadar iki yıllık bir protesto dalgası aslında kademeli bir şekilde oldu. Bu günlerdeki dalga biraz da 7 Ekim’den sonra da İran malum biraz yıprandı. İster istemez bu var olan krizin köpük şeklinde dışarı ve bize görünür hale gelmesine sebep oldu.
Ersin Çelik:
Ama görünmez tarafını da konuşmamız gerekiyor, değil mi? Yani mesela senin bu bahsettiğin dolar bozdurma bile İran devlet mekanizmasının yönetiminin iki, üç hatta dört katmanlı bir yapı olduğunu gösteriyor. Kitabında da biraz ona dikkat çekiyorsun sen zaten.
Muhammed Berdibek:
Evet. İran'ın böyle bu realist açıdan açıklanmayacağını, bir kapalı kutu olmayacağını, içerideki aktörlerin incelenmesi gerektiğini, böyle incelenmediği takdirde İran'ı anlamanın mümkün olmadığını söylüyorum. Kitabın temel çerçevesinde de şu iddiada bulunuyorum: Bu kitabı İran uzmanları da okuyabilsin diye yazıyorum, hiç İran'ı anlamayanlar da. Başlangıçta zaten geri dönüş somut şeyleri de ona çok dikkat ettim ve mesela bir uzmandan çok, hiç İran'ı bilmeyen bir insanın okuyup anladığında verdiği tepki beni daha mutlu ediyor.
Ersin Çelik:
Bu arada bazı kitap satış sitelerinde çok öne çıktı. Demek ki bu sadece İran uzmanları değil, meseleye meraklı ne olup ne bittiğini anlamaya çalışan çok sayıda insanın kitabı okuyor. Bilmiyorum sana geri dönüşler nasıl?
Muhammed Berdibek:
Evet çok olumlu, çok memnunum açıkçası hatta beklediğimden daha iyi.
Ersin Çelik:
Çok fazla ihtiyacımız olacak bu bilgilere. Çünkü mesele İran ama coğrafyamız ve sınırlarımızın hemen dibinde. Bu karışıklığın coğrafi faturasını da konuşmak gerekiyor, değil mi? Şimdi bir taraftan İsrail zaten göstere göstere İran sokaklarını, Tahran sokaklarını kaşıdı. Önce İranlı generalleri evlerinde oturdukları kanepede suikastla öldürdü. Sonra orada birkaç günlük bir çatışma süreci oldu, 12 Gün Savaşları dendi. Ama İran böyle bir içeriye doğru çekildi. Ama Netanyahu ısrarla İran halkını hükümete karşı, devlete karşı ayaklandıran açıklamalar yaptı. Trump geldikten sonra da o mesele biraz ete kemiğe büründü diyebiliriz. Şimdi bakıyoruz dışarıda; İran'da tamam sokaklar karışık, hayatını kaybedenler var, eylemcilere müdahale ediyorlar, cesetler var. Görünüyor bunlar. Ama bir taraftan da emperyalist bir kamuoyu da oluşturuluyor.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Ben daima olayları birkaç yönüyle ele alıyorum. İlk önce kitabı bir söyleyeyim size. Geçen hafta sizden almıştım.
Ersin Çelik:
Kitabı siz okudunuz mu?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Hepsini bitiremedim ama benim için ilk planda önemli gördüğüm yaklaşık 40-50 sayfalık bir bölümü bitirdim. O da genelde başlangıçtan itibaren başladım. Daha sonra en sondaki kısım.

İRAN’DAKİ PROTESTOLARIN BÖLGESEL SONUÇLARI NELER OLACAK?

Hakikaten tavsiye ediyorum şu açıdan: Kitabın ilginç özelliği şu; son İsrail saldırısı da olayın içerisine dâhil. O da anlatılıyor. Bu güncel bir olay. O yüzden dedim. İran'daki olay bir tane, iki tane değil. Siyasal bir rahatsızlık var zaten. Kendi içlerinde süregelen bir siyasal rahatsızlık var. İki, hepsi Şii ama dini anlayış konusunda da farklılıklar var. Bir diğeri, yapılanmanın içerisinde askeri bir rahatsızlık var. İki tane ordusu olan bir devlet olur mu? Bir tane Devrim Muhafızları var, bir tane normal İran ordusu var.

Ersin Çelik:
Ama dokunulmaz olan Devrim Muhafızları değil mi? Onlar ne derse o oluyor.
İbrahim Ufuk Kaynak:
İşte zaten esas sıkıntı da o. Bu sefer İran ordusu geçersiz bir duruma geliyor. Sanki Devrim Muhafızları'nın dediği oluyor. Bu ikili ordu sistemi içerisinde kendi kendilerine ikilik yaratmışlar. Bir de sosyal yapı var. İran'ın 1200 yıldır süren bir Türk egemenliği, özellikle son 1000 yıldır süren bir Türk egemenliği dönemi var. 1925'te alınıp Şah'a yani bir Farsî'ye verilmesi dönemi var. Ama İran'da hâlâ daha ticaretin ana merkezinde hem Tahran'da hem Tebriz'de hep Türklerdir. Şimdi onlardaki de ilginç. Bu dediğim sosyal yapının içerisinde tabii ülkede başkaları da var. Peştunlar da var.
Ersin Çelik:
Çok farklı milletler var, farklı etnik gruplar nesilde.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Rahatsızlık o yüzden bir, iki değil. Bir siyasal yönetimde var. İkincisi bölgenin müdahalesi var. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in özellikle cinayete varan, şüpheli uçak kazalarına varan veyahut açıkça gelip şehrin ortasında bombalayan ama bunun içerisinde bir güven açığı da var. İran'ın o kendi hatası bütünüyle. Düşün sen bunca yıldır İHA üretiyorsun, Rusya'ya satıyorsun ama kendi hava sahanda hiçbir şey yapamadın.
Ersin Çelik:
Aksine İsrail gelmiş senin sınırların içerisinde İHA üretmiş, fabrika kurmuş.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bu olaylara kim müdahale edecek? Devrim Muhafızları mı müdahale edecek? İran ordusu mu harekete geçecek? İran ordusunu harekete geçirirsen zaten o sıkıntıyı çekenlerin bir kısmı da ordunun adamları. Şimdi eğer sen Devrim Muhafızları'nı harekete geçirirsen o zaman çok daha farklı bir şey olur.
Ersin Çelik:
Halkla farklı bir şekilde karşı karşıya getiriyor. Muhammed Berdibek, bir taraftan da İran Cumhurbaşkanı ya da diğer siyasi kanat göstericilerle uzlaşmaya çalışıyor herhâlde?
Muhammed Berdibek:
Şöyle aslında; Normalde protesto dalgasının maliyetini hesaplayabiliyorlar. Rejimle halk arasında arabulucu olmaya çalışıyorlar. Mesela doğrudan protestocuları destekleyen açıklama göremezsiniz. Hatemi'den bugüne kadar Ruhani'de de Pezeşkiyan'da da bütün reformistler protestoların desteklenmesi gerektiğini, tabii şiddete bulaşmayan protestoların ve bunların insanların hakları olduğunu, fakat bu işin kundaklamaya veya şiddete gitmemesi gerektiğine yönelik tavsiyeler verir. Nitekim Pezeşkiyan'da mesela rejim karşıtı protestolara değil, rejimin desteklendiği protestolara katıldı. Başka da şansı yok açıkçası.
Ersin Çelik:
Yani orada bir yerde dış işgal ya da emperyalist baskıdan kendini ayırt eden bir muhalefet de mi var?
Muhammed Berdibek:
Sadece o değil, sistemin de bir baskısı var. Cumhurbaşkanı bizim klasik manada bildiğimiz cumhurbaşkanı değil. Şöyle düşünün: Cumhurbaşkanı Türkçe şiir okuduğu için uyarılabiliyor. Ahmedinejad da uyarıldı. Mesela Ahmedinejad etnik anlamda Azeri değil ama Azerice biliyor.

İRAN’DA DEVLET YAPISI NASIL İŞLİYOR?

Ersin Çelik:
İran'ın devlet yapısını bize bir anlat.
Muhammed Berdibek:
Normalde şöyle bir şey: Bu sadece solcu fraksiyonlarda değil İslamcı fraksiyonlarda da genel mantık hizip üzerine kuruldu. Hizip derken teknik anlamda parti kavramından bahsediyoruz ama hizipler İran'ın geleneğini oluşturan temel yapılanma. Bu hizipleşme o kadar güçlü ki devrimin ilk günlerinden itibaren bu her yere sirayet ediyor. Örneğin ekonomi konusunda İslamcılar fakat Sosyalist bakış açısına sahipler. Mesela "Lillahil Mülk”, "mülk Allah'ındır" üzerine devletin bütün iktisadi teşebbüslere hâkim olmasını savunurken, bu çizginin tam karşısında Hamaney gibi adamlar İslam'ın geleneksel pazar ekonomisini desteklediğini, dolayısıyla sistemin buna dönük işlemesi gerektiğini savunuyorlar. Yeni kurulmuş bir ordu var fakat orduya güvenilmeyeceğini biliyorlar. Devrim gerçekleşmiş, bütün unsurları Şah'ın ordusu.
Ersin Çelik:
Yani devrim kendi evlatlarını yer.
Muhammed Berdibek:
Dolayısıyla ne yapması lazım? İkinci bir orduyu kurması lazım. Bir cumhuriyet planlaması var. Fakat bu iş cumhuriyetçilere bırakılacak kadar hafif bir mesele değil. Çünkü cumhuriyetçiler, özellikle milliyetçiler ülkeyi demokratik bir kültüre getirebilirler. Bu İslamcıların karşı çıktığı bir şey. Dolayısıyla bütün fay hatlarıyla bir ikilem oluşuyor ve bu ikilem her yere sirayet ediyor. Dini erkler var, cumhuriyetçi erkler var. Cumhuriyetçi erklerde yasama, yürütme, yargı bildiğimiz klasik manada cumhuriyetçi sistemlerde. Bir de bu üçünün denetlendiği üç tane dini kurum var: Uzmanlar Meclisi var, Anayasayı Koruma Konseyi var ve Maslahat Konseyi var. En önemlisi Anayasayı Koruma Konseyi. Cumhurbaşkanının veya meclisin aldığı herhangi bir kararın anayasaya aykırı, bırakın anayasayı İslam'a aykırı olduğuna şerh düşerek iptal edebilir.
Ersin Çelik:
Bu meclisi kim oluşturuyor?
Muhammed Berdibek:
Bu seçimle. Anayasa Konseyi, cumhurbaşkanı ve Yargıtay üyelerinden seçiliyor. Bir de Uzmanlar Meclisi var. Rehber öldüğü takdirde onun yerine atanacak rehberi atayacak veya seçecek 81 kişiden oluşuyor. Bunlar da seçimle geliyorlar. Rehber dediğimiz her şeyin üstündeki adam. Dini ve cumhuriyetçi erkin tepesinde eskiden Humeyni'ydi, şimdi Hamaney.
Ersin Çelik:
Yani aslında İran'ı Ayetullah yönetiyor. Cumhurbaşkanı sembolik diyebilir miyiz?
Muhammed Berdibek:
Tabii ki sembolik. Bunun da şöyle bir meşru gerekçesi var. İran'da temel ilke yani Şiilikteki temel amentü şudur: Mehdi gelene kadar bütün yönetimler gayrimeşrudur.
Ersin Çelik:
Velayet-i Fakihlik buradan mı?
Muhammed Berdibek:
Velayet-i Fakih diyor ki: Evet, bütün yönetimler gayrimeşrudur fakat biz bir ara mekanizma kuralım.
Ersin Çelik:
Hülle yöntemi buluyor.
Muhammed Berdibek:
Bekliyorsak da Mehdi'yi böyle bekleyelimin ortaya çıkardığı bir şey.
Ersin Çelik:
Yoksa Şiilerin devlet kurma isteği yok.
Muhammed Berdibek:
Beklemesi lazım, sabretmesi lazım ve takiye yapması lazım. Takiye burada böyle küçümseme anlamında kullanılmıyor; diğer toplumlara uyum, bulunduğu ülkelerde uyum sağlama koşulu. Mehdi gelince zaten o özgürlük vaadi açılacak, meşru yönetimin yolu açılacak ve öyle bir devlet kuracağız. Humeyni de diyor ki: "Biz 1000 yıldır bekliyoruz. İsrail bize zulmediyor, Amerika bize zulmediyor. Biz eziliyoruz. Dolayısıyla bu artık kaçınılmazdır. Ulemanın siyasallaşması lazım." Ve bu siyasal teorinin adını da Velayet-i Fakih koyuyor. Velayet-i Fakih'in tam karşılığı Mehdi gelene kadar yönetimin ulemaya devredilmesi.
Ersin Çelik:
Mehdi gelene kadar. Yani aslında İran İslam Cumhuriyeti yönetim şekli teokratik bir cumhuriyet. Mehdiyet inancına göre hareket ediliyor.
Muhammed Berdibek:
Mesela anayasanın giriş kısmında "Biz Mehdi'nin hâlâ hayatta olduğuna..." yazar. Genelde Mehdi'den bahsedilirken "Allah zuhurunu çabuklaştırsın" diye bir ibare koyarlar. Ve bu anayasanın o mantıkta yazıldığına dair hemen hemen her yerde atıflar görürsünüz.
Ersin Çelik:
Bir yerde aklımda kalmış: Ahmedinejad döneminde Mehdi geldiği zamanki simülasyonun çalışıldığı, kimin hangi otelde kalacağına dair planlamaların yapıldığını okumuştum. Bunları işte güncelliyorlar herhalde.
Muhammed Berdibek:
Bu geleneksel İran bakış açısına aykırı bir durum. Yani zaten sistemden tasfiyesinin sebebi de biraz bu. Bu şeye çok benziyor Ahmedinejad'ın anlayışı: Amerika'daki Evanjelistlere.
Ersin Çelik:
Tanrıyı kıyamete zorlamakla aynı şey değil mi?
Muhammed Berdibek:
Ama İran'ın devlet aklı böyle çalışmıyor. Ahmedinejad'ın aklı böyle çalışıyor. İran'ın devlet aklından farklı.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Zaten Ahmedinejad döneminde esasında bazı reformlar yapıldı. O reformlar hemen dini kadro tarafından.
Ersin Çelik:
Hatta Sünni dünyayla yakınlaşma da Ahmedinejad döneminde biraz hızlandırıldı. Hacca gitmişti mesela.

İRAN’DA YAŞANANLAR DIŞARIDAN NASIL GÖRÜNÜYOR?

İbrahim Ufuk Kaynak:
Biz hep iç İran açısından baktık olaya. Bir de olayın dış tarafı var. Küresel nizamın aleyhinde bir iş yaptı. Ülkenin zenginliklerini emperyallere vermedi. Örnek veriyorum. Hangi ülke olduğu önemli değil. Adının ne olduğu önemli değil. Venezuela, Nikaragua olmasının bir önemi yok. Grönland, Danimarka olmasının bir önemi yok. Burada da İran'ın olmasının fazla bir önemi yok. Kendi hoşlarına gitmeyen her şeye bir ambargo uygulamaya başlarlar. Bu ambargonun esas amacı halkı bıktırmaktır. Aceleleri yoktur. Sistem ellerindedir. Gerekirse 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl devam eder. Halk iyice şikâyet eder hale geldiğinde kısa bir barış anlaşma dönemi yaparlar. O dönemde bir yumuşama sağlamış gibi olur. Ama daha fazla bir ambargo peşinden gelecektir. Bunun sebebi de şudur: Rahatlamaya alışmış olan insanların "Her şey iyi gidiyordu, bak yine içtekiler bozdu." demesidir. Biz olayın hep iç yönünde baktık, İran içerisinden baktık ama dışarıdaki akıl bir başka türlü çalışıyor. Bunların hepsinin içerisinde hangi ülke olduğu dediğim gibi önemli değil. Mesela işte Venezuela'nın içerisine girdiler, başkanını aldılar. Biz onu geçen bölümde "Vahşi Batı tekrar gündeme geldi, geri geldi." diye bahsetmiştik. Ambargonun insanlara verdiği şu: "Açlık ve ölüm arasında tercih yapın." diyor. İnsan açlıktan ölür mü? Evet ölür, belirli bir süreye kadar gelirse ama İran'daki açlık durumu aslında ölüm durumunda değil. Karşılığında ne veriyorlar biliyor musun? Sokaklar şimdi karışıyor. Eğer bu şekilde devam ettiğini farz edelim ve varsayalım ki başarıya ulaştı. Sonuç ne olacak? Ekmek bulamayan insanlar kurşun yemeye başlayacaklar. Çünkü devrim olduğu anda ilk önce ilk yapacağı iş kırımdır, kaostur. Bu bizim dediğimiz hareketlenmenin başında eğer İran'ın bir tarafında siyasi kadro, dini kadro ama İran devleti var, diğer tarafta kim var? Boşluk. Hiç kontrolü olmayan, lideri olmayan bir ayaklanma sonucu kaostur, ölümdür ve kandır. Gerçekten çok büyük bir şeyle mücadele ediyorlar ama bu aynısı Venezuela halkının durumuydu. Venezuela'dan 8-9 milyon insan ülkesinden kaçtı bu zorluklardan dolayı. İki tercih arasında bırakıyor seni: Ya her şeyini bu adamlara, zenginliklerini teslim edeceksin onlar senin adına seni yönetecekler, veyahut kendi içerisinde "Vur, uğraş, dur" diyor sana. Bu mücadele bütün boyutlarıyla devam ediyor İran'da da ve erkenden bitmesini de beklemeyelim. Ben bu olayların bir sonuca ulaşacağına falan inanmıyorum. Sebebi de şu: Halk ilk önce tepkisini belirtmek için sokağa çıktı ama daha sonra olay birdenbire hakikaten her tarafta -bizim Gezi olaylarını hatırlayın- devletin bütün araçlarını falan yakmaya başladılar, binalarına saldırmaya başladılar. Bu da ister istemez toplumda şöyle bir şey doğuruyor: Evet harekete biz başladık ama bizim amacımız bir şey söylemekti, bir isteğimiz var bunu yöneticilere iletmekti ama şimdi öyle bir şey oldu ki hiç konuşmaya gerek yok sadece yakalım ve yıkalım. Aynısı bizde olmadı mı? Aynısı bütün Güney Amerika ülkelerinde tek tek olmadı mı? Ve ben çok yakında söylüyorum: Avrupa'nın içerisinde olacak bunların aynısı. Avrupa ülkelerinin içerisinde olacak. Trump cumhuriyetçilerin en radikali, en sivri ucu. Gelen bütün cumhuriyetçiler Amerika'nın tek başına hareket etmesi gerektiğini savunanlardır. Herhangi bir uluslararası kurum ve kuruluşa inanmazlar dedik. Ama Trump bunun da ötesine geçti. Mesela Monroe Doktrini de Trump Doktrini oldu. Çünkü Monroe Doktrini sadece Amerika kıtasının kuzey ve güneyini kapsarken şimdi Grönland'a da geçti.
Ersin Çelik:
Mesela Grönland'a gidip el koysalar ne yapabilir Avrupa?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bir "Polar Project" var. Polar project yani o Kuzey Buz Denizi'nin kırılarak ve yüzlerce Rus gemisinin bununla uğraştığını, Amerika'nın yeterli kırıcısı olmadığını, orada dört ayrı şehir kurulduğunu, bu şehirlerin finansmanını Çinliler tarafından yapıldığını, bu yolu Avrupa'ya giden ticaret yolunu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Süveyş ve Panama kanallarını kullanmak yerine Kuzey Buz Deniz'inden doğrudan yaklaşık 20 gün kısaltarak yapacağını bunun dünyadaki bütün hareketlenmeyi ve de ticareti Amerika Birleşik Amerika Birleşik Devletleri ticaretine vuran herkese ambargo uygular. Hangi devletin olduğu önemli değil. Bush'un Savunma Bakanı ne demişti? "Tanrı Amerika'nın hakkı olan petrolleri başka ülkelerin topraklarının altına gömdüyse bunda bizim suçumuz ne?" diyor. Düşün, anlayışın böyle olduğu bir insan. Belki bu sistemin içerisinde bu dediğimiz kadar hata olmayacaktı ambargolar bu şekilde olmasaydı. Halkın refah seviyesi biraz daha yükselseydi insanların çoğu bunları absorbe edecekti. Şimdi hepsi teker teker ortaya çıkıyor.
Ersin Çelik:
Muhammed Berdibek göstere göstere bu kadar da hata yapmak, halkı bu kadar ezmek, üzmek, işte baskı kurmak. Bunu neye dayandırmak lazım? Sadece dini anlayış mı?
Muhammed Berdibek:
İlk devrimi yapar yapmaz başlarına iki şey geliyor. Bir 79'da rehineler krizi gerçekleşiyor. Normalde Humeyni aslında Amerika ile iş birliği yapmaya müsait.
Ersin Çelik:
Reformist mi biraz?
Muhammed Berdibek:
Değil ama kurucusunda bayağı pragmatizm var yani. Beni Sadr, milliyetçi bir adamı iktidara getiriyor ve bu milliyetçi adamı iktidara getirmesinden mütevellit Batı'yla iyi ilişkiler kurmak istiyor. Fakat bir gece bir grup öğrenci Amerikan Büyükelçiliğini basıyor. Bu da zamanla bunu fırsata dönüştürüyor. Bir: Milliyetçileri tasfiye etmek istiyor bu bağlamda, solcuları tasfiye etmek istiyor ve bu buna fırsat veriyor.
Ersin Çelik:
Kendi iktidar alanını güçlendiriyor.
Muhammed Berdibek:
Evet. İkincisi aradan bir sene geçiyor, bu zaten iki seneye yakın sürdü. Bir sene sonra Saddam'ın saldırısı gerçekleşiyor. Sekiz yıllık bir savaşta zaten farklı düşünen insanı hayatta bırakmanız mümkün değil.
Ersin Çelik:
O zaman içerideki yapıları da ayıklayıp tek bir şeyin altında topluyor değil mi?
Muhammed Berdibek:
Evet, 1988'a kadar herkesi tasfiye ediyor. Hatta 1988'de büyük kitlesel kıyımlar var. Kalan solcuların, milliyetçilerin tamamını kitlesel infaz ediyorlar.
Ersin Çelik:
Bu infaz edilenlerin çok önemli bir kısmı aynı zamanda devrimci.
Muhammed Berdibek:
Evet, devrime katkıda bulunan adamlar.
Ersin Çelik:
İş birliği yapanlar.

HUMEYNİ İRAN’DA NASIL BİR POLİTİKA İZLEDİ?

Muhammed Berdibek:
Ve 1988'de toplu bir kıyım oluyor ve bunlar tamamen sistemden tasfiye ediliyor. Tam da bu tasfiye sürecinde birtakım değişimler başlıyor. O tasfiye sürecinde rejimin ikinci adamı Ayetullah Müntezeri diye bir adam var. Humeyni benden sonraki adam bu diyor vasiyet gibi bir şey bırakıyor. Fakat 1987'de İrangate skandalı başlıyor, 86'da. İran-Gate skandalı hatırlarsanız İran, Irak'la savaş yaparken ABD'den silah almak zorunda kalıyor. Normalde rejimin bütün ilkesine ters bir şey. Ve bu basına sızdırılıyor. Basına sızdırıldıktan sonra Hüseyin Ali Müntezeri'nin damadı bu işten sorumlu tutuluyor ve idam ediliyor.
Ersin Çelik:
Yani kurbanı bulup infaz ediyorlar.
Muhammed Berdibek:
Evet. Ve rejimin ikinci adamının damadını idam ettikten sonra bu adamda dönüşümler başlıyor. Rejimi eleştirmeye başlıyor. Yaptığınızın doğru olmadığını söylüyor. Velayet-i Fakih'e yüklenen anlamların peygamberde bile olmadığını söylüyor. Dolayısıyla peygambere verilmeyecek yetkinin Velayet-i Fakih'e verilmemesi gerektiğini savunmaya başlıyor. Bu çizgiyi buna benzer düşünenler artık yavaş yavaş reformist olarak anılmaya başlıyorlar. Bunların başında da mesela Abdülkerim Sürüş eski radikal, Hatemi eski radikal; bunların hepsi dönüşmeye başlıyorlar. Bu dönüşümden de şöyle bir şey çıkıyor: "Eğer Velayet-i Fakih'in güç alanını sembolik hale getiremezsek ülkede İslami demokratik bir ortam yaratamayız" kanısına geliyor konu. Ve İran'daki şu andaki iki tarafın temel kavgası bu. Bir taraf diyor ki: "Biz Velayet-i Fakih'in yetkisini sembolik bir hale getirelim. İslami demokrasinin mümkün olduğunu konuşalım, tartışalım, ilerletelim." Bir taraf da diyor ki: "Biz eğer demokratik bir yönetim biçimine girersek bu otomatikman kendisiyle birlikte kapitalist sistemi getirir. Kapitalist sisteme entegrasyon da rejimin bütün muhtevasını yok eder." Bunun örneği ne? Gorbaçov.
Ersin Çelik:
Rusya örneği.
Muhammed Berdibek:
Rusya'da 1989'da bütün hikâye böyle başlıyor, açılım politikalarıyla başlıyor. Mesela eskiden Hatemi'ye Gorbaçov kıyaslaması çok yapılırdı. Hamaney'in en rahatsız olduğu konu bu. Onun açacağı kapının farkında. İster istemez bu tarihsel perspektif belli bir baskıyı maalesef beraberinde getiriyor. Ve bir de şöyle bir şey var; bir de güç dengesi, güç tehdidi. Her zaman sırtınızda Amerika var, sırtınızda İsrail var. Bir tehdit algısı oluşturduğu için bu ortamdan demokratik bir kültürün çıkma ihtimalinin olduğunu ben düşünmüyorum açıkçası.
Ersin Çelik:
Peki sokaktaki İran'da yaşayan vatandaşlar bu yönetim biçiminde bu kadar ezilmek. Şimdi sokaktalar eylem yapıyorlar vesaire. O tarafından bakıyorsan haklı görünüyorlar ama bir taraftan da işte İsrail onları kışkırtıyor, Amerika kışkırtıyor. Trump çok acayip açıklamalar yapıyor.
Muhammed Berdibek:
Ben 30'dan fazla İran'a gittim. Hemen hemen her eyaletine gittim. Ve Ahmedinejad döneminde gittim, işte sonrasında Ruhani döneminde gittim, bu son zamanlarda gidemedim. Girdiğimde sokakta yürüdüğümde bir tane adam koluma giriyor, Ahmedinejad'a sövüyor. Bir koluma giriyor, rejimin unsurlarına sövüyor falan. Ben de merak ediyorum, biraz konuşmaya başlıyorum bakıyorum: Suriye mevzusunda rejimle aynı düşünüyor. Amerika meselesinde rejimle aynı düşünüyor. Yani o devrimin başarıya ulaştığını gösterir. Yani her tarafı inandırmışlar: Bir kuşatma olduğuna, etrafındaki bir ağ olduğuna. Şimdi insanlar şöyle zannediyor : Reformistlerin çok insan haklarına saygı duyan insanlar olduğunu, dolayısıyla geldiklerinde çok demokratik bir kültürle geleceğini zannediyor ama onların perspektifi de muhtemelen daha milliyetçi bir perspektif olacak. Hele hele Azeriler konusuna gelince; Azeriler rejimin en aşağıladığı adamlar. Pehlevi dönemi rejimden değil, Pehleviler döneminde. Bütün fıkralar, bütün espriler Azeriler üzerine yapıldı.
Ersin Çelik:
Yani Türklerden bahsediyor.
Muhammed Berdibek:
Türklerden bahsediyor. En çok şey Pehlevi yönetimine. Evet bu yönetimde sorunlar var görüyoruz, biliyoruz ama Pehlevi dönemi bu döneme rahmet okutuyor. En sıkıntılı, etnik unsurların en sıkıntılı olduğu süreç Pehleviler dönemi. Dolayısıyla herhangi bir aklı başında bir adamın Pehlevi yönetimi veya Pehlevi yönetimine ilişkin bir şeyi tekrar başa geçireceğini düşünmüyorum ki ne Tebriz'de ne Urumiye'de ne de bu Azeri yoğunluklu şehirlerden zaten bu eyleme katılanları görmezsin. İkincisi şöyle bir sıkıntı var: Siz dışarıdan gelen bir dış baskı yoluyla eğer rejime isyan ederseniz rejim en büyük intikamını etnik unsurlardan alır; Kürtlerden alır, Azerilerden alır, Türkmenlerden alır, Beluçlerden alır. Çünkü psikolojik bir savaşın eşiğinde olduğunu bu savaş kapanmamış, ortada hâlâ devam eden bir savaş var ve bu savaşta sizin onların piyonu olduğunuzu düşünür. Bir de bir protestoya başladınız, bence çok iyi niyetle başlayan bir protesto; ekonomik sıkıntıları var ve ekonomik sıkıntılarını dile getiriyorlar. Siz bir protestoyu başlattığınızda ne kadar iyi niyetli olursanız olun başka aktörler girer; kundakçılar girer işin içine, protestocu yağmacısı girer.
Ersin Çelik:
Protestonun ruhunda olan bir şeyden bahsediyor.
Muhammed Berdibek:
Tabii ki. Ve şöyle bir şey düşünün: Şimdi Devrim Muhafızları dediğiniz yapının içinde ben her zaman çok vurguluyorum da en önemli yapı Besic yapısı. Besic rejime gönüllü militan sağlayan şey, bir espionaj ağı. Bu espionaj ağında gelir protesto içindeki seni ilgili kişileri tekrar afişe eder. Artı Mısır örneğinde de Baltacıları hatırlıyor musun? Baltacılar nasıl Tahrir'de millete saldırdıysa İran'da da Ensar-ül Hizbullah diye bir yapılanma var.
Ersin Çelik:
Silahları alınmamış tek örgüt değil mi?
Muhammed Berdibek:
Evet evet. Bunlar istediği halka, istediği şekilde protestocuların içine girip kafa göz yarabilirler. Dolayısıyla rejim burada bir yaptığını tasvip etmiyorum ama hayatta kalma mekanizmasıyla hareket ediyor.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Kitabınızın bir bölümünde karşılaştım, o zannediyorum sonlardaydı. Ayetullahlardan bir tanesinin o sözünü söylüyorsunuz ki Farsî aynı zamanda temel, yeni rejimin temeli.
Muhammed Berdibek:
Tabii tabii yeni rejimin temeli. Bir rejim kuracaksın Velayet-i Fakih'e dayalı rejimin temel kimliği Şii-Fars. Buradan şu örneğini vereceğim. Normalde hep şu savunulur değil mi; Azerbaycan'la Ermenistan kavga ediyor İran niye Ermenistan'ı destekliyor diye ve tutarsızlık olarak anlatılır. Muhtemelen belki sen de öyle düşünüyorsun. Bence hiç tutarsız değil.
Ersin Çelik:
Niye?
Muhammed Berdibek:
Çünkü Azeriler Şii evet Şiilik bağlamında İran rejimine entegre, hatta Farslardan daha dindarlar.
Ersin Çelik:
Ama Fars değiller.

İRAN NEDEN ERMENİSTAN’I DESTEKLİYOR?

Muhammed Berdibek:
Bunların rejim içinde oluşturabileceği tehdit Ermenilerin oluşturabileceği tehditten daha büyük. Esas mesele Şii-Fars kimliğini korumak olduğu için bu kimlikten ikisine uyan bir şey varsa zaten harika. Ama ikisinden birine uymayan bir şey her zaman rejime tehdit oluşturur. Yani İran'ın mekanizmanın nasıl çalıştığını anlatmaya çalışıyorum. İran'ın kritik dönemeçlerinde iki tane fetvanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Birinci fetva Mehdi Bazargan'ı başbakan atarken kullandığı fetva. Diyor ki: "Ben peygamberden aldığım velayet yetkisiyle başbakan olarak Mehdi Bazargan'ı atıyorum. Mehdi’yi peygamberden aldığım velayet yetkisiyle atadığım için kabul etmemek Allah'a küfretmektir, Allah'a baş kaldırmaktır, Allah'a baş kaldırmak da küfürdür." Bu 1979'daki.
Ersin Çelik:
Aslında dini bütün temellerinin üzerine bir şey kuruyor.

İRAN’DA DEVLET İÇİN DİN İKİNCİ PLANA ATILMIŞTIR

Muhammed Berdibek:
Tabii, daha üstünde bir şey kuruyor. Bir de 1989'da ikinci fetvasını veriyor. Normalde Ehl-i Sünnet geleneğinde can, mal, nesep güvenliğini koruyan beş maslahat vardır. Beş maslahat devlete düşen roldür. İmam Humeyni diyor ki: "Bu maslahatların korunması için devlete ihtiyaç var. Dolayısıyla bu devletin korunması için namaz, hac, oruç gibi görevler ikincildir. Gerekirse bu görevler de rejimin, Velayet-i Fakih dâhil sistemin korunması için askıya alınabilir."
Ersin Çelik:
Devlet için dini ikinci plana itebilirsiniz.
Muhammed Berdibek:
Ve aynı zamanda dini yine merkeze alıyorsunuz. Fıkıh sekülerleştiriliyor. Ama bildiğimiz dünyadaki bütün realist sistemler gibi bir realist sistem nasıl işliyorsa dünyada İran'da da aynı şekil işliyor. Dolayısıyla böyle İran'ın sırf ideolojik temellerle hareket eden bir yapı olduğunu söyleyemeyiz. O ideolojiler evet çok önemlidir, mesela anti-emperyalizm önemlidir, anti-Amerikancılık önemlidir, anti-Siyonizm önemlidir, üçüncü dünyacılık önemlidir, mezhepçilik önemlidir, İslamcılık önemlidir; belki hepsinde belli yerlerde samimidirler ama bu ilkelerden veya bu ideolojilerden herhangi biri ana ilke ile çelişirse ana ilke tercih edilir. Nedir ana ilke? Şii-Fars kimliğini korumak.
Ersin Çelik:
Bütün kavga Şii-Fars kimliği için.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Bu sefer de tabii ki fakirleşme başlıyor. Şöyle söyleyeyim sana: Birincil öncelik o olunca ekonomi son sıraya düşüyor. Ve sonuçta 2026 yılına geldiğimiz şu zamanda İran'ın gayrisafi milli hasılası 350 milyar dolar. Türkiye'nin yedide biri. Şu anda biz 1.7 trilyon, 1 trilyon 700 milyar lirayız. Halbuki İran nüfusu bizden daha fazla. Ama işte öncelik sırasını bozduğun anda ekonomi bir diğer tarafta kalıyor. Bu halkın şikâyetini, sonuçta da ayaklanmaları getiriyor. Bu ayaklanmalar her seferinde devleti daha fazla güçten düşürüyor, bunların da maliyeti var. Bugünkü olayların maliyeti önümüzdeki yıllara yayılacak. Ve o hem büyüme hızından alacak hem insanların umutsuzluğunu daha artıracak hem ambargonun etkisinin daha fazla olmasına yol açacak. Ve bu aynı şekilde de İsrail'in işini tekrar kolaylaştıracak. Öncelik sırasını devlet neye verecek? İşte o yüzden diyorum ki biraz önce sağ olsun Muhammed Bey'in o söylemiş olduğu devlet diyor şunları şunları öncelik yaptı. Öncelik yaparken ekonomiyi unuttu. Aslında bizim tahmin ettiğimizin üzerinde bir gücü olduğunu zannediyorduk, İran ordusunun bir hiç olduğu çıktı ortaya.
Ersin Çelik:
Kağıttan kaplan olduğu göründü.
Muhammed Berdibek:
Ya da İsrail'in ne kadar güçlü olduğu.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Aslında ben pek öyle demiyorum. Hava gücü açısından İsrail güçlü ama bu zamana kadar İran bunu görmüyor muydu? Mesela örnek veriyorum Türkiye en büyük gelişmeyi nerede yaptı? Radar teknolojilerinde yaptı. İnsansız sistemlerin yapısı baştan ayağa yapay zekâ. Demek ki devlet bunu önceden öngörüp; "Karşımızdaki şu devletin ne özelliği var? Hava üstünlüğü." İsrail'in başka hiçbir şeyi yoktur, hava üstünlüğü de Amerika'nın hava üstünlüğüdür. Çünkü esas emperyal güç yine Amerika Birleşik Devletleri'ni kontrol eden Anglo-Sakson yapıdır. Oradan hiçbir şey değişmedi ki. 1956-57'ye kadar Anglo-Sakson yapının içerisinde Amerika artı İngiltere ortaktı, şu anda Trump döneminde bütünüyle Amerika tek başına kontrol ediyor. Ve bu ambargonun, İran olsun bir başka ülke olsun ama devlet kendi içerisinde bir iki ufak hata yaparsa -örneğin siyasi hata, örneğin bir dini radikalizm- kalkıyor diyor ki mesela “Şii yapıyı her şeyin önceliği budur" diyor. Bunu sen yaptığın zaman halkın bu rahatsızlıktan kurtulabilmesi mümkün değil. Ekonomik ambargoların gelme sebebi de bu. Halk şu anda şöyle bir duruma getiriliyor o rejim içinde en büyük tehlikelerden bir tanesi: "Yeter artık ne olacaksa olsun" diye. Halbuki ben buna haklı veya haksız diye yorum yapmıyorum sadece şunu söylüyorum: Bu işin sonucu ne biliyor musunuz? Ben sıkıntı çekiyorum diye sokağa çıkan insanlar kurşun yemeye başlayacaklar ekmek yerine. Daha sonra bomba yemeye başlayacaklar. Ve peşinden devlet kendini korumak için harekete geçerse de Amerika ve İsrail için yeniden gün doğmuş olacak.
Ersin Çelik:
Trump diyecek ki: "Ben müdahale ediyorum orada sivilleri katlediyorlar."
Muhammed Berdibek:
Trump sonrası dünyadan bahsediyoruz. Egemen oldukları için her kuralı istisna haline getiriyorlar.
Ersin Çelik:
İran'ın petrolü var. Lanetli petrol diyorum ben. Petrolün varsa başına bela geliyor.

“ZENGİNLİĞİNİ KORUYAMIYORSAN BAŞINA BELADIR”

İbrahim Ufuk Kaynak:
Biz onu hep programlarımızda belirttik. Bir zenginliğin varsa eğer bir ordun yoksa ve korumasını bilmiyorsan başına bela aldın. Suudi Arabistan'da kimse bir şey yapmıyor niye; gerek yok çünkü hepsini onlar alıyorlar. Önemli olan benim parama dokunma diyor. Biz bir şeyi anlamak zorunda değiliz: Batı'nın insani, vicdani hiçbir değeri yoktur. Trump; "Bana ders vermeye kalkmayın. Benim kendime uygun bir ahlakım var." dedi. O bize göre ahlaksızlık olabilir ama ona göre şu: "Benim faydam" İran'ın toprağının altına Tanrı petrolü koymuş ama petrol Amerika'nın hakkı, oraya niye koydu? Şimdi gel "Amerikalılar almasın" diyor, adamın mantığı bu. Ben aslında İran'ın ilk devrim yıllarında, sene 1980 Hacettepe Üniversitesi'ndeydim. Bizim okulda yaklaşık yüzde 15 civarında İranlı öğrenci vardı. Hepsi ülkelerine geri gittiler. Onlarla o zamanlar bir şeyler anlayabilmeye çalışıyorduk, hepsi Şah düşmanıydı. Şimdi Şah'ın oğlu tekrar piyasaya çıkartılmaya çalışılıyor. Aslında onu Amerika da yapmaz, İngiltere de getirmez çünkü halkta hiçbir karşılığı yok.
Ersin Çelik:
Onu soracaktım; Muhammed Berdibek, torun Pehlevi mi oluyor?
Muhammed Berdibek:
Oğul Pehlevi.
Ersin Çelik:
Damadı da Yahudi.
Muhammed Berdibek:
Senin daha çok takipçin var, ciddi söylüyorum.
Ersin Çelik:
Gerçekten takipçisi olsaydı yalvarmazdı diye düşünüyorum.

DEVRİK ŞAH’IN OĞLU NEDEN YENİDEN ORTAYA ÇIKTI?

Muhammed Berdibek:
Adam kurnaz bir adam sistemi okuyor. Sanki insanlar onun mesajıyla toplanmış gibi algı yaratmaya çalışıyor. Gerçekten herhangi bir gücün olduğunu zannetmiyorum. Bir de şimdi elbette enflasyon işi önemli ama sistemin kendini reforme edecek kapasitesi yok. Sübvansiyon sistemi. Petrol laneti burada başlıyor. İran’daki hemen hemen her şey sübvansiyon üzerinden işliyor. Sübvansiyonların devlete maliyetini şu anda hesaplayamam ama çok ciddi. Artı denetim mekanizması diye bir şey yok. Mesela İslami vakıflar diye vakıflar var. Bunlara gelen bütün bağışların ve paraların aktarıldığı yerleri düşünün, ne kadar büyük paradan bahsettiğimi hesaplayın. Bu vakıflar aynı zamanda holding gibi çalışıyor; yol da yapıyorlar, petrol de satıyorlar. Bunların İmam Mehdi'nin denetiminde. İmam Mehdi'nin denetimi demek hiç kimsenin bunu denetleyememesi demek. Bunu ancak Hamaney'i denetler. Kapitalist sisteme entegre olduğunuz gün bütün şeyler denetime açılır, şeffaflaşır. Ve bu denetimden en çok zarar gelecek kesim Devrim Muhafızları olur. 2004'te bir havaalanı yapıldı orada. Havaalanını bizim bir firma aldı ve hemen Devrim Muhafızları olaya el koydu. Havaalanının denetimini tekrar ele geçirdiler çünkü havaalanı bütün ticaretin döndüğü ağ. O ağı Devrim Muhafızları herhangi bir insana bırakmaz.

İRAN EKONOMİSİ DEVRİM MUHAFIZLARININ ELİNDE Mİ?

Ersin Çelik:
Yani aslında İran ekonomisini Devrim Muhafızları yönetiyor.
Muhammed Berdibek:
Bir de şöyle bir şey; SWIFT kodu ne demek biliyor musun?
Ersin Çelik:
Uluslararası para transferi.
Muhammed Berdibek:
İran'ın sistemde bir kodu yok. Biri tuşa basmış, silmiş onu.
Ersin Çelik:
O zaman kara parayı aklama mekanizması.
Muhammed Berdibek:
2019'a kadar ticaret yapamıyor, 1000 yıl önceki mekanizmaya geçiyor; Barter'a geçiyor yani takas. Sistemi bunun üzerinden çevirmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla bu ambargonun yanında bir de içteki dengeler ekonominin elverişsiz olmasına sebep oluyor ve bütün protestolar aslında sadece dış ambargolardan kaynaklı değil, bir de sistemin kendi kendini yenileyememesinden kaynaklı. Reza Zarrab gibi o dönem 100 tane adam vardı.
Ersin Çelik:
Sonra da adamlar kaçıp gitti.
Muhammed Berdibek:
Çoğunu idam ettiler.

İRAN’DAKİ KAOS BÖLGEYİ NASIL ETKİLER?

İbrahim Ufuk Kaynak:
2025 boyunca tam bir şey bitmedi, hâlâ çalkalanma var. İkinci çeyreğe sarkarsa olay daha şiddete geçer. Korkarım kötüye doğru gidiyor. Ekonomik olarak bu kadar sıkışan ülkeler eninde sonunda kendilerini bunu yapana karşı çok büyük sertlik gösterecekler. Polar Project açılabilmiş olsaydı -10 sene geciktirdiler şu anda- bir Ukrayna Savaşı çıkarttırdılar, Rusya oyalandı. Öbür yandan bir anda Trump geldi ve Grönland'ı istemeye başladı. Normalde Buz Denizi’nin yüzde 82’si Rusya’ya ait. Amerika’nın çok küçük bir alanı var. Amerika ticaret yollarını vermemek için her şeyi yapacaktır. Deniz ticaret yolları kutuplardan geçecekse bunu ele geçirmeye çalışıyor. İran mesela; biz İran'a deseydik ki "Hadi gel şu işi biz yapalım, biz sana da pay veririz." deseydik asla izin vermezdi. İşte siyasi radikallik aynı zamanda ekonomik radikalliğe de geçiyor. Kendi ülkesinin umurunda bile değil bu işin sonucunun kendisinin zararına olacağı. Ama bütünü gitti Amerika'ya. Yarın öbür gün Amerika bunu Çin'den veya Hindistan'dan gelecek olan ticaret yolunun bir bölümünü daha onun eline verdik.
Ersin Çelik:
"Bana yaramıyorsa Türklere de yaramasın." dedi gibi bir şey yani aslında. Biraz politik olarak da böyle bakıyorlar değil mi?
İbrahim Ufuk Kaynak:
Tabii. Ama orada kendilerinin hatası stratejik olarak da inanılmaz bir boşluk doğuruyor. İran'ın karışması çok daha büyük bir boşluk doğuracak. Olay düzelse bile bundan sonra o içerideki devinim durmaz çünkü ekonomi yine düzelmeyecek. Yüzde 1 milyon söylüyorum; buna asla müsaade etmez bugünkü yapı. O yüzden bu yapı değişmek zorunda.
Ersin Çelik:
Ama bu bir emperyalist darbe ile değişmemeli tabii.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Kesinlikle. Ben İran’ın içindeki yapıdan söz etmiyorum. Dünyanın sisteminin değişmesi gerekiyor. Kapitalizm beladır, bela. Kapitalin birilerinin ellerinde toplanması değil; kapitalizm, gerçek anlamda dünyaya musallat olmuş bir beladır. Tıpkı komünizm gibi o da dünyanın başına beladır. O yüzden de önce o sistem yıkıldı, şimdi kapitalist sistem yıkılmak zorunda. Dünyanın en büyük nadir toprak elementleri kaynağının ikincisi Eskişehir'de, Türkiye'de. Eğer Trump yarın öbür gün buna hazırlık yapmıyorsa ben de adam değilim. 'Gelin buraları birlikte kullanalım.' diyecek. Yarın öbür gün 'Ben Montrö'yü tanımıyorum.' derse ne yapacaksınız? Biz şimdi bunları düşünmek zorundayız. Olay yalnız İran derdi değil; İran'ın petrolü var, bizim nadir toprak elementlerimiz var. Biz bunları kendimiz çıkarmaya çalışıyoruz. Sıfır teknolojiyle geliştirilmiş bir şeye sıfırdan başlıyorsunuz; tıpkı insansız sistemlere başladığımız gibi. Yirmi sene evvel Türkiye gemiler yapacak, insansız hava araçları yapacak dese herkes gülerdi. Biz de aynı ambargolardan geçtik, biz başardık. Bizim sistemimiz başarmamıza müsaade etti; İran sistemi buna müsaade etmiyor. Ve dediğim gibi öylesine bir radikalleşme var ki bu dini radikalleşme aslında... Ben bunu Pers ideolojisi artı Hasan Sabbah laneti olarak da görüyorum. O bölgenin kendisinde vakti zamanında Haçlılarla iş birliği yapan Hasan Sabbah örgütü, bir ölçüde bizim FETÖ diyelim; aynı yapı bu coğrafyada daima bela olmuş." Hülâgû Han’ın Alamut Kalesi’ni alana kadar. Ama olay bitmez. İran’ın içerisindeki o hareket, sadece ideolojik ve dini söylem olarak bir başka söyleme evrilir ama devam eder.
Ersin Çelik:
Muhammed Berdibek sen ne diyorsun?
Muhammed Berdibek:
Günün sonunda rejimin bir şekilde buradan güçlü çıkacağını, en azından sistemin tasfiye olmayacağını düşünüyorum. Topyekûn bir işgal dışında içeriden böyle bir dönüşümün mümkün olmadığını düşünüyorum.
İbrahim Ufuk Kaynak:
Çünkü siyasi kadro herhangi bir olaydan ibret alacak durumda değil. Adam kendisini Papa gibi görüyor, Papa günahsız ya. Öyle olduğunda da hata yapmaz. Muhammed Berdibek: Kıyamet gününde İmam Mehdi geldiğinde ve Hazreti İsa geldiğinde ön safta kim olacak biliyor musun? Kim olacak? İmam Mehdi.



#İran
#Amerika
#İsrail
#protesto
#Ersin Çelik
#İbrahim Ufuk Kaynak
#Muhammed Berdibek
#Trump