Ersin Çelik-İbrahim Ufuk Kaynak
Ersin Çelik ve İbrahim Ufuk Kaynak, Hafıza Büyük Resim’in 106. bölümünde; Venezuela lideri Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasıyla birlikte tescillenen yeni dünya kaosunu masaya yatırdı. İbrahim Ufuk Kaynak, bildiğimiz tüm sistemlerin çöktüğünü vurgulayarak, “Uluslararası hukuk çalışmaya gerek yok. Hukuk diye bir şey yoktur. Ekonomik kurallar diye de bir şey yoktur. Bu adamların işine ne geliyorsa onu uygulamak vardır. Saygı duyduğu ne var? Sadece güç” sözleriyle küresel haydutluk dönemini gözler önüne serdi.
Yeni Şafak’ın ses getiren serisi Hafıza Büyük Resim, 106. bölümüyle izleyiciyle buluştu. Yeni Şafak İnternet Yayın Yönetmeni Ersin Çelik ve AK Parti Ordu Milletvekili İbrahim Ufuk Kaynak, bu bölümde; Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun evinden kaçırılmasının ardındaki yeni dünya düzenini ve ABD’nin haydutluğunu ele aldı. Programda, uluslararası sistemi ve hukuku hiçe sayan bu hamlenin küresel siyasetteki örtülü mesajları tüm yönleriyle değerlendirildi. İbrahim Ufuk Kaynak, küresel sistemin bütünüyle değiştiğini belirterek, “Bu zamana kadar bildiğimiz her şeyi unutalım; dünya tarihi hakkında, bilim hakkında, üniversiteler hakkında. Çünkü bunlar şu anda bambaşka bir fikirle dünyaya yeni bir nizam getirmeye çalışıyorlar.” dedi.
Çelik ve Kaynak Hafıza Büyük Resim’in bu bölümünde şu başlıklara değindiler:
Dünya tarihinde olmamış bir mesele ile hemhal olduk iki gündür. Aslında biz Batı'nın işgal, yönetme, yok etme, liderlerin ayağını kaydırma hamlelerini çok fazla konuşmuştuk. Ve geride kalan yüzyılın ilk çeyreğini de tartışmıştık burada. Şimdi, yeni çeyrek yarısındaki süreçte neler olabileceğine kafa yoruyorduk ki Amerika bir devletin başkanını evinden alıp götürdü. Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu. Herkes şok içerisinde. Savaşın ötesinde, işgalin ötesinde bir durumla, siyasetle karşı karşıyayız. Tabii bu çağın insanları bunu anlamlandırmaya çalışıyorlar. Fakat tarihten baktığımızda anlamsız bir durumla karşı karşıya değiliz gibi. Zaten Batı hep böyleydi. Değil mi?
Ama yöntemler farklıydı. Biz başlığa o yüzden dedik "Vahşi Batı nasıl geri döndü?" Biraz bunu konuşmamız lazım.
Kimse bu kadarını tahmin etmiyordu.
Bir lideri evinden alıp götürmek.
Tabii ki bu dünyanın geri kalanına bir propaganda, bir enformasyon baskısı aynı zamanda. Bir korku pazarlıyorlar. Fakat bunu doğru okumak, doğru anlamlandırmak gerekiyor; ne ile karşı karşıya kaldığımızı. Sadece Latin Amerika ülkeleri değil, bugün Avrupa'daki hiçbir lider de rahat uyumamalı. Öyle konuşmamız gerekiyor.
VAHŞİ BATININ SİYONİST TERÖRİSTLERİ DEVREDE
Şu anda 106. bölümdeyiz Hafıza’da. Bu süre içerisinde aslında yoğunluklu olarak konuştuğumuz bütün konu buydu. Biz Güney Amerika'yı da konuştuk. Biz esas güç olan Amerika Birleşik Devletleri'ni konuştuk. Onun neler yapabileceğini, neler yapması gerektiğini kendisine göre. O öyle inanıyor. İlk çeyreğin bittiği gün her şey altüst oldu. Var olan dünya sistemi bitti. Uluslararası hukuk diye bir şeyin geçersiz olduğu kanıtlandı. Uluslararası ekonomik kuralların geçersiz olduğu, hiçbir işe yaramayacağı ortaya çıktı.
Yeni dünya düzeninin adı yeni dünya kaosu oldu.
Aynen öyle. Amerikan dolarının üzerinde yazıyor zaten "yeni dünya düzeni" diye. Uluslararası anlaşmalar da bitti. Geçerliliği kalmadı. Bir de barış söylemi vardı, Trump gelir gelmez "Hemen barış yaptım, yedi tane ülkede ben barışı sağladım." diye girdi. Anglosaksonlar ipi sonuna kadar gererler. Siz eğer onlarla 10 maddelik bir anlaşma yaparsanız 8'i zaten onların kârına.
Onların çıkarlarına dokunmuyorsa, çıkarına değilse barış da mümkündür.
O yüzden de ne demiştik? 4 aşamalı bir plan uyguladılar. Uygulayan da Amerika Birleşik Devletleri değil. Onun içerisindeki güçler dedik. Onları da belirtmiştik paranın sahipleri olduğunu. 1911'de Hollywood, yeni bir medeniyetin inşası için bir yola başladı. Ve 1916-17 yılında elbiseyle denize giren kadınlar Amerika Birleşik Devletleri'nde tutuklanıyordu ama 25'e gelindiğinde herkes soyulmuştu. Bilinçli bir strateji yürütüldü. Bu bir yeni medeniyet inşasıydı. Ona biz ne demiştik? İçerisinde tanrısal öğüdün yer almadığı bir şey. Bunun ikinci ayağı ekonomi demiştik. 1944'te Bretton Woods Anlaşması ile beraber o konuya girdiler. Hemen peşinden 1947-48 Birleşmiş Milletler'in kurulmasıyla siyasal alanı ellerine aldılar. Ve en sonunda 1950-52 NATO'nun kuruluşuyla askeri ayağı ele aldılar. Bu sistem şu anda çatırdıyor. Sistem çatırdadığı için küresel çapta oluşacak boşluğu Amerika Birleşik Devletleri hangi metotla dolduracağı konusunda yeniden bir tasarıma gitti. Donald Trump'ın bu hamlesi esasında bütün dünyaya böyle bir acayip korku saldı ilk başta. "Bak ben evinden de alırım." demek istedi. Ama aslında bu bir acziyetin de belirtisi. Seçmiş oldukları ülkeler pire ile deve misali. Vakti zamanında gitti Afganistan'ı seçti, Vietnam'ı seçti. Seçmiş olduğu ülkeler zaten sömürge sisteminden yeni kurtulup ayağa kalkmaya çalışan ama hiçbir şeyi olmayan Ruslardı.
89'da Panama'ya aynısını yaptılar. Biz John Perkins'in kitabını konuşmuştuk, "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" diye. Amerika'nın petrol için ne yaptığını, özellikle Güney Amerika ülkelerinde, Panama'da.
Söylemiştik, kaç ciltte açıkladık hepsini. Amerika Birleşik Devletleri'nin hatta biz daha derinlere girdik hatırlayın, doktrinlere girdik.
Evet, şimdi herkes Monroe Doktrini'ni konuşuyor.
MONROE DOKTRİNİ GERİ Mİ GELDİ?
Amerika Birleşik Devletleri herhangi bir strateji güdecekse, herkes temelinden alır ama Donald Trump "Monroe Doktrini'ni Trump Doktrini olarak değiştirdim." diyor. Yani yine aynı model ama "Ben çok daha ilerisine gidiyorum." diyor. "Evinden devlet başkanı alıyorum." diyor. Şimdi biz manifest destiny yaptık, kader bildirgesini. Kader bildirgesinde dedik ki; yeryüzündeki canlı, cansız, ülke, devlet, insan, taş, okyanus, uzay fark etmiyor, hepsinin kendi emrine verildiğine inanan bir felsefe geliştirdiler. Bir diğeri Monroe. Monroe aslında Amerika sömürgelikten kurtuldu, Avrupa'nın çaresizliğini anladı ve dedi ki: "Bundan sonra Amerika'nın bütün kıtası hem Kuzey Amerika hem Orta Amerika hem Güney Amerika sadece benimdir. Hiçbir Avrupalı güç buraya müdahale etmeyecek." Avrupalılar o zaman zaten II. Dünya Savaşı'ndan çıkmış, kıpırdayacak halleri yok. I. Dünya Savaşı sonucunda yine kıpırdayacak halleri yok. Bunları tam gerçekleştirecek zamanı buldular. Monroe Doktrini 1812'lerden, 13'lerden gelen bir fikir. Bu fikri 100 yıl sonra uygulayabilme fırsatı buldular. Şu anda ise olayın ikinci dönemi geçti. Bildiğimiz her şeyi unutalım.
Bu zamana kadar bildiğimiz her şeyi unutalım; dünya tarihi hakkında, bilim hakkında, üniversiteler hakkında. Çünkü bunlar şu anda üniversitelerde ayrı ayrı çalışmalar yapıyorlar. Bambaşka bir fikirle dünyaya yeni bir nizam getirmeye çalışıyorlar.
Peki o zaman savaşları da unutun. Eski hibrit savaşlar da geride kalıyor.
Artık gerek kalmadı. Artık asıl oyuncular çıktı ortaya. PKK'nın esas koruyucusu olarak İsrail çıktı ortaya. Artık esas oyuncular kendilerini gösteriyor. Biz bunları yumuşak güç ve sert güç kavramları, hatta Obama döneminde ortaya çıkartılan akıllı güç kavramıyla da açıklamıştık.
Hard power ve smart power. Akıllı güç demiştik. Özellikle bizim için uygulandı demiştik. Niye? İki gücün ortalaması, hangisi gerekli zamanda kullanılacaksa onu kullanacaklar.
“ULUSLARARASI HUKUK VE ANLAŞMALAR BİTTİ”
Şu anda var olan bütün bilgi, geliştirilmiş yol; yani bundan evvelki yönetimlerin getirmiş olduğu bütün bilgi kaynakları alt üst edildi Trump tarafından. Anlaşmalar geçersiz kılındı. Hiçbir şey yok. Herhangi bir uluslararası hukuka göre böyle bir şey var mı? Ülkesinden devlet başkanını alacaksın. Netanyahu'ya Uluslararası Ceza Mahkemesi gittiği yerde tutuklanması kararı çıkarttı, uygulanmıyor. Öyle bir uluslararası hukuk ki dalga geçer gibi ve hâlâ daha uluslararası. Bana göre hiç okumaya falan gerek yok. Uluslararası hukuk çalışmaya da gerek yok. Hukuk diye bir şey yoktur. Ekonomik kurallar diye de bir şey yoktur. Bizim anladığımız anlamda bilimsel kurallar da yoktur. Bu adamların işine ne geliyorsa onu uygulamak vardır. Bunun içerisinde milletleri aşağılamak vardır. Maduro'nun görüntüsü aslında aşağılanan Venezuela halkıydı. Kim bunlar? Katolikler. Trump ne demişti? "Ben Hristiyanların koruyucusuyum." Demek ki onun bahsettiği Hristiyanlık Katolikleri içermiyor. Demek ki bahsedilen Hristiyanlık sadece Siyonist bir Hristiyanlık.
ABD YENİ GÜVENLİK BELGESİ NEYİ İFADE EDİYOR?
Hepsi var. Ama biz yine de burada bir soru işareti bıraktık. Trump her hâlükarda onlara da geri dönecek. Şu işleri bitirdikten sonra onlara da geri dönecek. Trump'ın kafasındaki düşünce çok daha farklı. Önceki programlarımızda dedik ki o geldiği zaman bambaşka şeyler olacak. Ne olacak? Amerika'nın uluslararası kurum ve kuruluşlarla çalışmak gibi bir düşüncesi vardı, Trump'la bu yıkılacak. Niye? Çünkü Cumhuriyetçilerin esas kafası şudur: Amerika tek başınadır, hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Bu olayı NATO'yla beraber yapardı eski dönem olsaydı. Hiç karıştırmadı. Hiç kimseye bir şey söylemiyor. Kurmuş olduğu kurum, kuruluşların hiçbir değeri yok. Üstelik karşısına getirmiş olduğu, aciz bıraktığı bir Avrupa var. Amerika Birleşik Devletleri'nin açıkladığı yeni güvenlik belgesinde dünya insanları ancak bu kadar alçaltılabilir. Örnek: Avrupa'yı alalım. Avrupa'yla resmen dalga geçiyor. "Çürümüş, köhnemiş, kafası çok eskide kalmış, dişleri bile sökülmüş olan bir Avrupa var." diyor. "Ve bu Avrupa bana muhtaç." diyor. Dedikleri doğru mu? Evet, Avrupa kendisine muhtaç. Saygı duyduğu ne var? Sadece güç.
İngiltere'yi sahneden itti aşağıya.
İtti hepsini, hepsini bıraktı bütün Avrupa'yı.
Bütün sinir uçlarına dokunuyor. Mesela İngiltere'ye Kanada üzerinden sinir uçlarına dokunuyor. Avrupa'ya Grönland üzerinden dokunuyor. Danimarka'yı köşeye sıkıştırıp duruyor.
İbrahim Ufuk Kaynak: 1956'da Mısır'da Abdünnâsır yönetimi için böyle bir olay oldu. Körfez'e çıkartma yaptı İngiliz ile Fransız. Amerikan başkanı da bunları aşağılayarak çıkarttı. Hemen "3 gün içerisinde boşaltın, çıkın!" dedi. Rusya da tehdit etti, "Nükleer silahlarla Paris'i, Londra'yı vururum." dedi. O gün İngiliz ve Avrupa imparatorluklarının son kalıntılarını da bitirdi.
Peki bu bir güç zehirlenmesi değil mi? Bu bir delilik; siyaset yok, diplomasi yok.
İmparatorluklarda böyle bir hastalık vardı.
Evet, aynen öyle. Devlet aklı yok.
Gücün çok olduğu bir dönemde insan, onun geri dönebileceğine ve o gücün kaybolabileceğine inanmaz.
En güçsüz olduğu anı kestiremez mi?
Kestiremez. Güç zehirlenmesi dediniz, işte bu o. Niye kestiremez onu? Çünkü o anda aslında akış devam ediyordur. Sömürgelerden gelen gelir devam ediyordur. Bunun kesilebilme ihtimali hiç umurunda bile değildir. İngiltere'nin kasaları altın doluydu I. Dünya Savaşı'na girerken. Bir anda bitti. Bir yıl içerisinde bütün altınlarını götürdü ve en son Churchill'in Roosevelt'e yazmış olduğu bir mektup var yalvararak. Diyor ki: "Hiçbir şeyimiz yok." Biz bunu kendi Kurtuluş Savaşımız günlerine de alabiliriz, bütün dünyada nelerin olduğuna. Biz o zaman hep şöyle düşünürüz; Avrupa güçlü, hâlâ İngiliz İmparatorluğu. O kadar muhtaç durumda ki Roosevelt'e yalvarıyor. Roosevelt de diyor ki: "Gel görüşelim." Bu eski Anglosakson düşüncesiyle "Nasıl olsa o da benden" diye rahat gidiyor. Ama öyle bir şeyle karşılaşıyor ki işte bugünü getiren şeyler, her şeyi kendisine faiziyle borç vererek yapıyor ve İngiliz İmparatorluğu'nun bütün hazinesini boşaltıyor. "Sana yardım etmem başka türlü, yetmedi; dünyanın her yerindeki İngiliz firmalarına tek tek el koyacağım." diyor. İngiltere hepsini kabul ediyor. Hindistan'daki, denizaşırı ülkelerdeki, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki, İngiliz sömürgelerindeki bütün büyük tesisler Amerika'ya veriliyor. 50 tane eski Amerikan gemisi karşılığında. Çünkü okyanuslarda gemi bitti. 1915 Çanakkale'de bütün donanmasını kaybetti. Ve gücünü kaybetti. Tarihi hataydı, güç zehirlenmesi buydu. O zamanki Osmanlı Devleti'nin kendisine bir gün dahi direnemeyeceğine inanıyordu.
İkinci çayını İstanbul'da içeceklerdi.
Galata Köprüsü'nde, Galata Kulesi'nde. Amerika Birleşik Devletleri 1944 yılından itibaren dünyanın ekonomik olarak tek sahibiyim gibi davranıyor. Çok büyük oranda haklı olduğu yerler var. Çünkü II. Dünya Savaşı bittiğinde ve 1950'lere gelindiğinde dünya ekonomisinin yüzde 50'sinin kendilerinden oluştuğuna inanıyorlardı. Bu oran şimdi yüzde 25'lere kadar düştü. Ama düşmesi önemli değil. Niye? Avrupa'nın elinde bulunan yüzde 25'i de o kontrol ediyor.
Bunlar da sömürge uluslar. Onları anayasa maddeleri ile belirttik. Bildiğimiz her şey çöktü. 21. yüzyılın ilk çeyreği biterken şekillenme tamamlanmazsa, ikinci çeyreğe sarktığında çok daha ciddi savaş tehlikesi vardır. Savaş tehlikesi bildiğin gibi değil. Çünkü sadece Venezuela'ya saldırıp Maduro'yu almadı. Aynı anda Meksika "Kendine bakmak zorunda." diyor.
“TRUMP KATOLİK COĞRAFYASINI BİTİRİYOR”
Bütün Latin coğrafyasını bitiriyor.
Katolik coğrafyasını bitiriyor. Papa niye gelmişti Türkiye'ye? Papa Katoliklerin lideri. Biz hep Türkiye'de Hristiyanların lideri olarak görürüz. Papa Türkiye'ye yalvarıyor. Papa Türkiye'yi öne atmak için geldi. Çünkü kendisinin bütün eli kolu kırılmıştı ve inanın bana Latin Amerika'ya, yani Katolik Amerika'ya bunun geldiğini bal gibi görüyordu Papa. Amerika neye saygı duyar? Güce. Sadece güç. Türkiye'ye silahlar yaptı. Açıklaması durup dururken yapılmıyor. 2026'da hep kafaları oynayacak Türkiye'nin yaptığı şeylerden. Şimdi insanlar şöyle düşünüyorlar, Maduro alındı. Herkes ne tepki verecek?
Bir tepkisizlik de var bir tarafta.
Çünkü o ülkenin kendi içerisini takip ediyorsun. Kaç kişi sokağa çıkıp savunacak? Kaç kişi karşısına çıkacak?
Venezuela'da kimse çıkmadı.
Çok az bir grup çıktı. Bir de onun karşıt grupları çıktı. Devletler bir tek şeye dışarıdan bakarak hemen hareket etmezler. Akıllı devletler sahayı incelerler. Devletlerin sürekli dostu ve sürekli düşmanı olmaz. Bizim sürekli dostumuz kabul edebileceğimiz örnek Pakistan vardır, Azerbaycan vardır, bizimle beraber olduğuna inananlar vardır. Ama onun haricinde çıkarlar girdiğinde devreye dünyada her şey bir anda alt üst olduğu gibi bizim bölgemizde de olur.
Şu anda İran içeriden çok yoğun bir şekilde kaynatılıyor. Coğrafyada başka şeyler de oluyor bir taraftan.
“BÖLGENİN AYAKTA KALAN TEK ÜLKESİ TÜRKİYE”
Bütün bölgelerde oluyor. Biz dikkatimizi Türkiye olarak fazla dağıtmadan kendi bölgemize de çok dikkat etmek zorundayız. Çünkü bölgenin ayakta kalan tek ülkesi. Venezuela'da başa geçen hanımefendi var, Delcy Rodriguez. Aslında bu eski devrimcilerden bir tanesinin kızı. O eski devrim geleneğinden gelen. Şimdi bu kadıncağızın çok ilginç bir lafı var. Diyor ki: "Venezuela, Siyonist heveslerin elinde yok edilmeye çalışılıyor."
Ersin Çelik: Evet, hatırladım.
“MADURO’YU SİYONİST HAKİM YARGILAYACAK”
"Venezuela, Siyonizm’in alt tonları olan bu saldırının kurbanı olması utanç vericidir." diyor. Çok ilginç, Siyonizm’i araya katıyor.
Ve kurdukları tiyatro mahkemesinde Maduro'yu Siyonist bir hakim yargılayacak.
İlginç olan, adamın suçlaması ne? Diyor ki: “Terör, bir de uyuşturucu baronu.” Yan tarafta Kolombiya var, bunu yapanın esas merkezi oradaydı. İyi de bu Amerika'da olmuyor değil ki. Amerika'da adam bahçesinde yapıyor zaten bunu. Batı ülkelerinin çoğunda evlerinde yapıyorlar zaten. Uluslararası, “Böyle bir şey var.” diyor. Maduro dedi ki: “Ben her türlü anlaşmaya hazırım, gelin konuşalım. Eğer bu olayı durdurmak istiyorsak gelin konuşalım.” Amerika ben öyle bir şey istemiyorum.' dedi. “Petroller çok fazla sizde, 303 milyar varil.” diyor.
Maduro ne yapmıştı? Ekonomik olarak baskıladı Amerika. İzleyicilerimiz hatırlar; Guaidó diye bir karakter üretmişlerdi. Guaidó darbe yapacaktı. Amerikan destekçisi, genç, renkli bir arkadaş falan. Maduro da ne yaptı? Çin ve Rusya kartını kullandı petrol meselesinde. Onlarla yakınlaşarak bu Amerika'nın ekonomik yaptırımlarını, o nefessiz bırakmayı absorbe etti. Çin ve Rusya'ya kim yaklaşıyorsa Amerika geliyor ona bir şekilde çöküyor.
Bu olay karşısında Çin ve Rusya ne yapacak diye herkes bekledi. Hiç beklemediği, son derece cılız sesler çıktı. Hakikaten çok ilginçtir. Bizim içimizden bazen böyle çıkıntılar çıkıyor; Türkiye bu olaya da hemen karışsın. Devlet yönetimi bu kadar basit bir şey değil. Bu adamlar ilerisini gerisini hesap etmeden böyle bir şeye girmez. Bu işlerde en önemli şeylerden bir tanesi liderlerdir işi götürecek olanlar. Biz sizinle yaklaşık altı bölüm önce Alaska'yı konuşmuştuk. Amerika ve Rusya'nın Alaska'da birleşip arada Yalta Konferansı'ndan farklı olarak İngiltere yok demiştik.
Sahnede İngilizler yok, Churchill yok o masada.
VENEZUELA’DA HALK NEDEN SOKAĞA ÇIKMADI?
Çünkü bunlar asıl unsurdu, bir anda gereksiz eleman haline dönüştü. Menüde olanların bir tanesi de Güney Amerika. Güney Amerika'nın kaderi hep kötü. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Güney Amerika'daki bütün ülkeler tek tek, her birisi Almanya'daki SS subayları, işkenceci SS subayları. Bunlar özel eğitimli insanlar. Bunların hiçbirisi öldürülmedi, getirildi. Ve kendi başlarına rahat yaşayan ülkelerin hepsinin huzurunu bozmak üzere devrim yapıldı; diktatör birisi getirildi. Şili'de, Arjantin'de, Bolivya'da, Uruguay'da, Ekvador'da, Paraguay'da, her yerde. Şu anda aynısı tekrar yaşanıyor ama bu sefer çok daha farklı. Eskiden ekonomik tetikçilerle giderlerdi, şimdi 3-4 tane uçak gemisi ile beraber 300 tane uçakla gidiyor. 150 uçak ülkenin üstünde uçuyor. Hiçbir hava savunma sistemi devreye girmiyor. Rusların aldıkları S-300'ler falan vardı, hiçbirisi devreye girmiyor.
Çünkü içeriden de ihanet şebekesiyle iş birliği yapmışlar kesin. Halk niye sokağa çıkmadı?
Bu bölgelerdeki halklarda, Amerikalılar bu işi çok iyi inceliyorlar yıllardan beri. Hangi ülkede nasıl bir direnç olabileceğini. Mesela bundan evvel Küba'ya, biz bunun da örneğini vermiştik. Küba'da Fidel Castro döneminde yüzlerce suikast düzenlendi ve hatta Domuzlar Körfezi Çıkartması yapıldı. Domuzlar Körfezi Çıkartması'nda esas amaç bir anda baş şehre gelecek Fidel Castro'yu paketleyip götüreceklerdi. Orada ihanet şebekesi bulamadılar yeterince. Venezuela'da başta ne yaptılar biliyor musun? Vahşi Batı'nın kovboyları gibi 50 milyon dolar ödül verdiler. Daha sonra içeriden gelen taleplere göre ödül miktarını kimlere ne kadar verilecek.
Önce parayı ortaya koydular. Sonra da kim ne almak istiyorsa ona göre dağıttılar.
Onlar zaten bağlantı kurdular.
Vahşi Batı argümanı burada oturuyor.
O parayla beraber ülkenin içerisinde çok kolay. Beni üzen ne biliyor musunuz? Türkiye'de böyle insanları çok kolay bulurlar.
Ama 15 Temmuz'da biz o kadar haine rağmen...
Ve üstelik hiç para vermeden de bulabilirler.
Gönüllü olarak bu ülkeyi yıkmak isteyen. Ben şu lafları duydum; Putin'le aramız kötüleştiği zaman "Keşke Rusya Türkiye'ye bir tane atom bombası atsa da Cumhurbaşkanı ölsün." "Sen de öleceksin." dedim, "Olsun" diyor. Böyle bir mantık yapısına sahip olan ülkelerin içerisine o yüzden Türk ordusu çok dikkatli.
Ama bir şey var; yeri geldi söyleyeceğim. Maduro evinden kaçırıldı. Ülkesi fiilen aslında siyaseten, diplomatik yollarla işgal ediliyor. Türkiye'de de bazı böyle İslami camiada da varlar bu arada, onu da söyleyeyim; böyle eli kalem tutan bazı isimler bu Amerika'nın bu emperyalist işgalini eleştirirken önce Maduro'yu yerden yere vurup "halkına zulmediyordu, işkence yapıyordu, adaletsizdi, şuydu, buydu" deyip deyip ama "Amerika da yanlış yaptı" diyorlar. O bence aba altından sopa göstermek meselesi.
Emin ol bana, Maduro'nun bu işte suçu varsa yüzde 1'dir. Senin ülkenin her tarafını sarıyor, sana ticareti yasaklatıyor. Elinde dünyanın en büyük rezervleri var, kullanmanı yasaklıyor, onları satmanı yasaklıyor, ambargo koyuyor. İlişkide bulunan her ülkeyi tehdit ediyor. Ondan sonra sana diyor ki: "Halkın senin ülkenden niye kaçıyor?" Venezuela’da çok var kaçak, 8-9 milyon insan. Kolombiya'ya kaçanlar var, Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçanlar var, Meksika'ya kaçanlar var. Bunu nasıl yiyorlar? Koca koca adamlar televizyonda bu işi tartışıyor ama "O da şunu yaptı." diyor. O adam onu hiç yapmasa bile kafasına koymuş "Sen suyu bulandırıyorsun." diyor sana. Bütün dünyada böyle yapıyorlar. Türkiye'nin başına gelenler herhangi bir ülkenin başına gelse ayağa kalkma ihtimali hiç yok.
Alamaz. Şu bizdeki enflasyon Amerika Birleşik Devletleri'nde bir yıl olsun; şu anda yüzde 30 enflasyon. Emin olun bütün sistem çöküyor. Bunu nasıl durduruyorlar? Sadece para basarak. Parayı Amerika kendisi basmıyor, FED basıyor. FED kimin? Amerika Birleşik Devletleri'nin değil. 1913'ün yılbaşı gecesinde başkan ağlaya ağlaya söyledi; "Ben ne yaptım, ülkemi bir grup tefecinin eline bıraktım." İşte o grup şu anda onun adına para basıyor. Amerikan ordusu gözleri dönmüş bir vaziyette. Başkan yardımcısı bu olaya hiç başlamadan iki hafta evvel dedi ki: "Petrol orada bizim petrol şirketlerimiz açısından çok önemli. Bizim her şeyimizi kurtarabilecek petrol var orada." dedi.
Hatta İran'ı bir denklemden çıkaracak bir rezervden bahsediyorlar.
“YENİ GİDİŞAT ULUS DEVLETLERİN ÇÖZÜLMESİ”
İran'dan çok fazla. Rezerv inanılmaz boyutlarda hakikaten Venezuela'da. Bu da açıklanmış rezerv, yenisi de bulunabilir. Biz var olandan bahsediyoruz; 303 milyar varil falan diyorlar. O da yaklaşık 17 trilyon dolar tutuyor. Adamın bütün iştahını kabartıyor. Düşün şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nin 38,5 trilyon dolar borcu var, 31 trilyon dolar geliri var. Ve bu aradaki fark 7,5 trilyon dolar. "Oradan alırız, bu işi kapatırız." diye düşünüyor. Halbuki o onu kapatmaz. Borcun yüzde 100'e düşse bile bu onun kurtuluşu değil. Dünyadaki yeni gidişatı görmemiz lazım.
Yeni gidişat ulus devletlerinin tek tek çözülmeye başlaması. Ulus devletler bir büyük yapı altında toplanma ihtiyacı duyacaklar. Mecbur bir veya birkaç büyük yapı. Yeni bir dünya düzeni kurulana kadar bu devam edecek. Yoksa aksi halde Vahşi Batı'nın kovboyları eğer karşısında herhangi bir grup görmezlerse bunu sonsuza kadar devam ettirecekler. Ama ben kötü olanı söyleyeyim aklıma gelen; eğer bunlar Alaska'da şöyle bir şey yaptılarsa: Rusya'ya "Ukrayna'yı sen hallet ama Güney Amerika'ya karışma orayı ben halledeceğim." Çin'e de dediyse; "Hiç sen petroller konusunda korkma, biz Venezuela'yı aldığımızda senin petrolünü sağlayacağız." Bunu dedikten sonra karşıdaki devlet ne yapar? Çin ne kokar ne bulaşır. Hiçbir kriteri yoktur Çin'in. Dünyada hiçbir olay karşısında. Birileri kalkıp Türkiye'nin bir şeyler söylemesini isterken dünyanın iri yarı adamları buradan geçen Çin petrol gemileri geliyordu. Türkiye bambaşka bir yol izliyor. Bu devir öyle bir devir ki yeni dünya düzeni kuruluyor ve bu yeni kurulan dünya düzeninin içerisinde biz kendimize en güzel yeri yapmak zorundayız; çevremize diğer devletleri toplayarak. İran'ın durumu; kendisine çok güveniyordu ama hiçbir işe yaramayan bir hava ve İsrail uçakları, helikopterleri sabaha kadar dolaşıp ülkeyi bombaladı. Bunu yapamayacakları tek ülke Türkiye şu anda biliyor musunuz? Bunu İngiltere'de yaparlar.
Bize yapamayacaklarının garantisi ne?
Çok fazla kayıp verirler. O ise sistemi bozar, var olan bütün sistemlerini bozar. Direniş her şey. Maduro'nun Venezuela'daki bütün o görüntülerinde arkada ayakta duran bir tane adam resmi var; o adamın adı Simón Bolívar.
Bütün o devrimlerin babası.
O bölgedeki o antiemperyalist mücadelenin sembol ismi. Bu ruhun ben ölmediğine inanıyorum. Bu ancak Amerika karaya çıktığında ortaya çıkar. Yoksa havadan gelmekle beraber adamın zaten havadan bir gücü yok, belli. Veya Güney Amerika'nın, Latin Amerika'nın insanlarının Che Guevara'yı unutması mümkün değil. Biz de üniversitelerdeyken bize de çok öğrettiler bunları da o yüzden diyorum. Bizimle alakası yoktu olayın belki ama aslında antiemperyalist olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla da direkt bağlantısı vardı. Bize saldıran aslında Yunanlı değildi, İngiliz'in arkasında desteği vardı. Ama İngiliz bütün parayı Amerikalılardan aldı. Bunların hepsinin içerisindeki o zamanki fon sağlayıcıların en büyüğü de Rockefeller ailesi. New York'taki Birleşmiş Milletler binasının sahibi bile Rockefeller, orada kiracı oturuyor. Böyle bir sistemde bu zamana kadar insanlara biz 4 yıldır bağırıyoruz. Dedik ki böyle bir dünyada bir sistem yok. Ekonomi de yok, yalan. Bize öğretilenlerin hepsi yalan. Bu adamların ekonominin belirli bir kuralı falan yok dedik. Olsaydı adam kendi ekonomisini kurtarırdı. Türkiye'nin şu anda 1 trilyon 600 milyar doları aştı geliri. Recep Tayyip Erdoğan iktidara geldiği zaman bu miktar 220 milyar dolardı. Şu anda 1.6 trilyon dolar. Ben bunu söylediğimde bazıları diyor ki: "Bizim şunlara şurada oldu da bak şuna bile şu kadar veremedik." Bu böyle ölçülmüyor baylar. Amerika Birleşik Devletleri'nde veya Avrupa'da sokakta yatan yüz binlerce, milyonlarca insan var. Gireceğin bir iş yerinin kapısında battaniyesini sermiş yatan bir ton insan var. Bana buraya dışından heyetler geldiğinde dediler ki: "Biz bu ülkede caddelerde hiç sokakta yatan kimse görmüyoruz." Dedim: "Vallahi bizde çok azdır."
Şu mevsimde İstanbul Valiliği ya da diğer şehirlerin valilikleri sokakta kalanları ikna ederek korunaklı bir yere taşırlar.
Kesinlikle. Vahşi Batı'nın teröristleri piyasaya çıktı.
Sizin bir lafınız vardı: "Biz vicdan medeniyetiyiz." Tam olarak bu.
Yapmak zorundayız. Dünyanın bütün düzeni bitti. Avrupa'dan herhangi bir umut beklemeyi bütünüyle unutalım. Muhalefetin o liderinin İngiltere'ye gidip basit konuşmayı yapması, dünya düzeninden neyin olduğundan hiç haberdar olmadığını gösteriyor.
O Jön Türklerde kalmış, İttihat’ın tortusu olarak kalmışlar. Hâlâ İngilizlere bel bağlamış durumdalar.
Akıl alır gibi değil biliyor musun? Çünkü İngiliz diyor ki "Ben bu adama ne cevap vereyim? Amerika verdiğim cevaptan hoşlanır mı?" Hayır, hoşlanmaz.
İngiltere o İngiltere değil. Özgür Özel’in zihnindeki İngiltere değil.
Hasta bir devlet yapısı var bütün Avrupa'da böyle. Çünkü Amerika ellerinden her şeyi aldı, "Siz sadece çalışın" dedi. 11 ay çalışacak, bir ay tatil yapacak, bütün program buna göre yapıldı. Şimdi bunun içerisinde karşı çıkanların hepsini elimine ediyorlar.
#Hafıza
#Hafıza Büyük Resim
#Ersin Çelik
#İbrahim Ufuk Kaynak
#Venezuela
#Maduro
#ABD