Postmodern darbe olarak tarihe geçen 28 Şubat davasında, sanık Hüsnü Dağ'ın avukatı Metin Yıldızhan, darbelere dayanak gösterilen değişikliği hatırlatarak, '35. maddenin kalkması bizim yeminimizden döndüğümüz anlamına gelmez. Bu yeminimizden, İç Hizmet Kanunu sonuna kadar kaldırılsın, vazgeçmeyeceğiz' diyerek darbe tehdidinde bulundu
28 Şubat postmodern darbe davasında gergin geçen birinci günün ardından sanık avukatlarının bir kısmının davanın usulsüz ve görevsiz olarak açıldığını iddia etmesi meslektaşlarıyla tartışmalara neden oldu. Sanık Hüsnü Dağ'ın avukatı Metin Yıldızhan'ın taleplerini sunmak için söz aldığı sırada sarf ettiği savunmaya ilişkin sözleri üzerine Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal, Yıldızhan'ı henüz iddianamenin okunmadığını ve savunma yapmaması gerektiği konusunda uyardı. Sanık avukatlarından Erol Aras'ın da Yıldızhan'a aynı uyarıyı yapması üzerine gerginlik yaşandı.
Yıldızhan 'buradaki herkesin cumhuriyeti koruma konusunda yemin ettiğini' belirterek açıkça darbe tehdidinde bulundu. Ülkenin birlik ve bütünlüğünün sağlanması görevinin Genelkurmay Başkanlığı ile Milli Güvenlik Kurulu'na (MGK) verildiğini savunan Yıldızhan, 'İç ve dış tehditleri tespit etmek MGK'nın görevi. O günkü milli güvenlik siyaset belgesine göre iç tehdidin birincisi bölücülük, ikincisi de irtica' diye konuştu. '35. maddenin kalkması bizim bu yeminimizden döndüğümüz anlamına gelmez' diyen Yıldızhan yeminlerinden hiçbir şekilde dönmeyeceklerini dile getirdi. Yıldızhan 'Askerin görevi cumhuriyeti korumaktır' dedi.
Dosyada usul üzerinde tartışılması gerektiğini belirten Avukat Erol Aras, mahkemenin Genelkurmay Başkanını yargılama yetkisine sahip olmadığını ve yargı yerinin Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğunu öne sürdü. Çevik Bir'in avukatı Atila Bingöl de 'Davanın, görevsizlik kararıyla Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekiyor' diye konuştu. Sanık Çetin Doğan'ın avukatı Celal Ülgen de iddianameden örnekler vererek, müvekkilinin, 28 Şubat'ta Genelkurmay Harekat Başkanı olduğunu, eğer bir suç varsa bunun görevi sırasında işlendiğini söyledi.
Önceki gün heyetle birlikte oturan, iddianameyi okuyacak TRT spikerlerine, dün kürsünün aşağı tarafında yer verildi. Duruşmayı, CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri de izledi. Sanık avukatlarının tahliye talebi istemeleri üzerine Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal, 'Arkadaşlar mahkemeye başlamadan tahliye istemeyelim' dedi.1309 sayfalık iddianame okunmaya başlandı. İddianameye bugün devam edilecek.
Mahkeme, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın da arasında bulunduğu bazı sanıklar veya avukatlarının, dosyanın görevsizlik kararıyla askeri yargıya veya Yüce Divan'a gönderilmesi taleplerinin reddine karar verdi. Buna ilişkin kararda, Anayasa'nın 145/1. maddesinin son cümlesinde devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların her halde adliye mahkemelerinde görüleceğinin hüküm altına alındığı belirtildi. Kararda, 2010'da yapılan anayasa değişikliğinin gerekçesinde getirilen düzenlemeyle askeri mahkemelerin görev alanının, askeri suçların yargılanmasıyla sınırlandırıldığı bildirildi. Dünkü duruşmada iddianamenin 66 sayfası okundu. Bugün de iddianamenin okunmasına devam edilecek.
28 Şubat sürecine ilişkin 'Özel' ibareli raporda, 'irticai faaliyet' sebebiyle gözlemlen personelin evlerindeki biblolarda bile irtica arandığı ortaya çıktı. Hava Muharebe Yüzbaşı Cengiz Bircan'ın 24 Haziran 2004'te hazırladığı 'Özel' ibareli raporda Üstçavuş Gülhan Tümay'ın evinde yapılan denetime ilişkin bilgilere yer verildi ve evdeki eşyalardan irtica tespiti yapılmaya çalıştığı anlaşıldı. q BEHLÜL ÇETİNKAYA - İSTANBUL
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nden, 'MGK tutanaklarının, devlet sırrı olduğu gerekçesiyle mahkemeye gönderilmediği' haberleri üzerine, 'Bahse konu tutanaklar yetkili mahkeme tarafından talep edilmemiştir. Yargılamanın ilerleyen safhalarında talep edilmesi halinde mahkemeye sunulacaktır' açıklaması yapıldı.
MGK açıklamasında, '28 Şubat 1997'de yapılan MGK toplantısına ait ses kayıtlarıyla tutulan tutanaklar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 9 Ekim 2012 tarihli yazıyla talep edilmiştir. Bahse konu tutanaklar yetkili mahkeme tarafından talep edilmemiştir.' denildi. Açıklamada, 'Tutanakların devlet sırrı olduğu gerekçesiyle gönderilmediğine dair haberler yayınlandığı ve açıklama zorunluluğu doğduğu hatırlatıldı.
Açıklamada, 'Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 125. maddesine göre 'Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler ancak mahkeme hakimi veya heyeti tarafından incelenebilir.' MGK Genel Sekreterliği Başsavcılığın bu talebini yerine getirmenin mümkün görünmediğini bildirmiştir. Bahse konu tutanaklar yetkili mahkeme tarafından talep edilmemiştir. Yargılamanın ilerleyen safhalarında talep edilmesi halinde mahkemeye sunulacaktır.'
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nin, tarihî kararların alındığı 28 Şubat 1997'deki toplantının tutanak ve ses kayıtlarının açıklanmasını isteyen davaya müdahil olan hukukçu kökenli eski milletvekili Şeref Malkoç, 'Son söz mahkemenindir ama mahkeme bunlara gerek görmeyebilir. Dosyadaki belgeleri yeterli görebilir. İstemekte ısrar etmeyebilir. Ama bunlar gönderilmelidir diye karar verdiğinde MGK Sekreterliği bunu göndermek zorundadır' dedi. Malkoç ayrıca duruşma salonundaki teknik eksiklikleri eleştirdi.
28 Şubat sürecinde görevinden atılan yüzlerce öğretmenden biri olan Ruhiye Düccar'ın 2000 yılında Beykoz Halk Eğitim Merkezi'nde görevine devam ederken başörtüsü yüzünden okulu ile ilişkisi kesilmiş. Darbecilerin mahkeme karşısına çıkmasının kendilerini umutlandırdığını belirten Düccar, 'Yaşadıklarımızı unutmamız mümkün değil. Ancak yaşadığımız acıların ortadan kalkması için darbecilerin mutlaka hak ettiği cezalara çarptırılması gerekmekte' dedi.
Bundan sonra gelecek nesillerin benzer darbe süreçleri ile karşılaşmaması için hukuk sürecinin iyi işletilmesi gerektiğini belirten Düccar, darbecilerin hak ettikleri cezaları almaması halinde çocuklarının darbe korkusu ile yaşamaya devam edeceklerini söyledi.
Darbelerin son bulmasının çıkacak kararla bağlantılı olduğunu kaydeden Düccar şunları söyledi: 'Yaşadıklarım hiçbir şekilde telafi edilemez. Bize kendi ülkemizde Amerika'da zencilerin yaşadıkları muameleyi gördük. Çocuklarımıza ülkenin bugün geldiği noktayı anlatırken zorlanıyoruz. Gençler özgürlük istiyor, eşit haklar istiyor. Şu anda bile başörtüsü ile ilgili pek çok alanda sıkıntı var.'
Postmodern darbe yargı sürecinin başlamasının ilk adımını verdiği suç duyurusuyla atan avukat Yunus Akyol, 'Daha önce Yargıtay'ın yapısı belliydi ve oradan sorumlulara yönelik bir ceza çıkması mümkün değildi. Artık daha cesur ve adil hâkimlerin sayısı artmaya başladı. Ergenekon sürecinin başlamasıyla hukuka olan inancımız daha da arttı' dedi.
1998'de Kırklareli Atatürk İlköğretim Okulu'nda stajer öğretmenken başını açmadığı için mesleğinden atılan Selma Yılmaz da 28 Şubat sürecine destek veren ve bu süreçte payı olan bütün aktörlerin mutlaka hak ettikleri cezaları almasını beklediklerini söyledi. Yılmaz şunları söyledi: '28 Şubat'ın askeri ayağı kadar sivil ayağı da çok önemli. O dönemde askeri darbeye zorlayan kurumlar oldu. Bankaların içini boşaltanlar, ekonomiyi çökertenler, darbeyle destek veren basın patronları da en az asker kadar sorumludurlar. İnşallah dava geçiştirilmez ve kamuoyunun beklediği şekilde sonuçlanır.'






