Akvaryumda yaşamaktan hoşlanıyorum

Kübra&Büşra
00:0015/11/2009, الأحد
G: 14/11/2009, السبت
Yeni Şafak
Akvaryumda yaşamaktan hoşlanıyorum
Akvaryumda yaşamaktan hoşlanıyorum

Doğan Hızlan'ın nev-i şahsına münhasır biri olduğunu bilenleriniz vardır. Hatta öyle ki Kürşat Başar onun için 'bir roman kahramanı' adı altında kitap yazdı. Doğan Hızlan'la geçen hafta düzenlenen Tüyap Kitap fuarında buluştuk. Onunla hediye ettiği kütüphaneyi, koleksiyonlarını, neden dikme kıyafetten başka birşey giymediğini, kaç adet kitabı olduğunu, neden evlenmediğini ve çocuk sahibi olmadığını, alışkanlıklarını, şikayetlerini, zayıf, güçlü yanlarını, insanlara bakışını, kısaca kendisini konuştuk. İşte karşınızda bir roman kahramanı; Doğan Hızlan.

Kürşat Başar size 'Bir roman kahramanı' diyor. Bu 'orjinalliğin' sizi yetiştiren kadınlarla bir ilgisi var mı?

Tabii ki teyzelerim, annem, anneannemin çabalarının bir etkisi var. Ama bu tek çocuk olma özelliğinden kaynaklanıyor. Bilirsiniz, tek çocukların her istedikleri yapılır. İstediğim birşey karşısında 'sen şöyle ya da böyle yap' gibi baskı altında kalmadım. İsteklerim konusunda ailemden hep destek gördüm. Mesela annem İngiltere'den benim için röprodüksiyon, yabancı eleştiri kitapları getirirdi...

Farkınız çevrenizden geliyor…

Yaptığınız kabul edilerek desteklenirse, bir süre sonra her seçiminizin doğru olduğuna inanmaya başlarsınız.

Hiç yönlendirilmediniz mi?

Hem de hiç! Her istediğimi yaptım ve onlar da istediklerime destek verdiler.

Hayatınızda hiç futbol oynamadığınızı, yaşıtlarınız oyun oynarken hep kitap okuduğunuzu, kol düğmeli gömlekler ve dikme kıyafetler giydiğinizi biliyoruz. Kimi zaman kendinizi diğer insanlar içinde 'öteki' gibi hissettiğiniz olur mu?

Evet. Ama ben bu 'öteki'yi olumsuz anlamda hissetmiyorum. Başkaları bu durumu negatif yorumlayabilir. Elbette bana karşı eleştiriler de oldu. Farklı gözle bakarlardı bana…

Bu size rahatsızlık vermiyor mu?

Tam aksine hoşuma giderdi.

Niye?

'Demek ki diğer insanlardan farklı birşey yapıyorum' diye düşünürüm. Tabiatım gereği, 'Çevrem hakkımda ne der?' diye hiç düşünmedim. Daima kendi fikrimi önemsedim. O yüzden birilerinin bana 'öteki' gibi bakması beni rahatsız etmedi.

Yalnızlaştırmadı mı?

Niye yalnız kalayım? Ailem ve beni seven arkadaşlarım var. Hiç böyle bir yalnızlık hissetmedim. İnanın, insanlar değişik olanı daha çok severler ve peşinden giderler. Çünkü 'fark' insanların dikkatini çeker. O yüzden hiç yalnızlık yaşamadım.

Peki ya çocukluğunuz?

Ben çocukların arasında büyümedim. Ama ailem ev toplantıları düzenlerdi. İleri yaşlara kadar arkadaşlarımı evime yemek yemeye davet ettim.

Giyim tarzınız?

Hâlâ gömleklerimi diktiririm. Sportif bir bedene sahip olmadığım için hiç hazır elbisem olmadı. Hep kilolu bir insandım, o yüzden de dikme elbise giyerdim. Bir süre sonra alışkanlık kazanıyorsunuz.

Uzun yıllar annenizle aynı evi paylaşmışsınız. Bu iyi birşey mi?

Annem çok özel bir kadındır. Daima maddi ve manevi isteklerimin iyi olması ve gerçekleşmesi için çalıştı. Annemle yaşayan biri olmama rağmen on yedi yaşımdan itibaren kendime ait bir evim vardı. Canımın istediği zaman o evlerden birinde gidip kalıyordum.

Türkiye'de sizin muadiliniz yok. Annenizin de tek çocuğuymuşsunuz. Hayatın belli alanlarında tek olmanın insanı zorlayıcı, yıpratıcı tarafları yok mu?

İnanın hiç yıpratıcı taraflarını yaşamadım. Çünkü çevremde hep benim gibi düşünen arkadaşlarım oldu. Hayat tarzımı onayan ve destekleyen insanlar hep vardı.

Sıkıcı değil mi?

Değil. Çünkü, kitap okuyor, müzik dinliyorum. İstediğim yerde yemek yiyebiliyorum. Başka bir hayat yaşamamışsanız mukayese edemezsiniz. O yüzden içinde yaşadığım hayat bana güzel geliyor. Her zaman seçtiğiniz hayatı değil, kimi zaman ailenizin size bahşettiği hayatı da keyifle yaşarsınız. Benim maceracı bir bünyem yok. Akvaryumda yaşamaktan hoşlanıyorum.

Rakibiniz oldu mu hiç?

Kimseyi kendime rakip olarak görmüyorum. Aynı işi yaptığım diğer insanların, güzel şeyler yapmasını diliyorum. Polemik adamı değilim. Bunca yıldır kimseye hücum etmedim. Eğer birini eleştiriyorsam, alanı içinde yaparım bunu. Emeğe karşı saygım vardır. En kötü kitaba bile verilen emeği, maddi desteği, sıkıntıları bildiğimden satırla doğramıyorum. Bunun doğru olduğuna da inanmıyorum.

Sizdeki bu naif duruş, eleştirinin doğasına aykırı değil mi?

Ben hayatımda var etmenin zorluğunu seçtim. Bir insanı var etmek zordur. Çünkü var etmek emek ister, yok etmek ise çok kolaydır. Bir cümleyle 'İyi bir yazar değildir' dersiniz. Böyle bir şey söylemeye kimsenin hakkı yok.

Çelişkili bir durum… Çünkü karakter olarak titiz ve mükemmeliyetçisiniz.

Mükemmeli aramak öyle bir işlemdir ki; bir tür bilinmeyen sırrı keşfetmek gibidir. Mükemmeli bilir ve onlardan bahsederim. Ama herşeyin koşulları ve şartları içinde yapıldığını da gözönüne alırım. Yazarların da zirveleri var ama onları kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor. Mükemmellik bir soyut gidiş ve hedeftir.

Kitapların dünyasında zaman zaman reel ve sürreel arasında sıkışıp kaldığınızı hissetiğiniz olur mu?

Kitaplar dışında bir hayatım olmadığı için dışındaki dünya nasıldır bilmiyorum. Ben okumaktan ve müzik dinlemekten hoşlanıyorum. O yüzden hayatta en güzel şeyler bunlardır diye düşünüyorum. Dışında kalan güzellikleri deneme gereği duymadığım için, böyle bir duygu yok. Okuma insana disiplin kazandırdığı için yan sapmalar olmuyor.

İltimas geçiyor musunuz?

Hayır. Ama herkesin bir kuşağı vardır. Ben elli kuşağının insanıyım ve o kuşağın yazarlarına biraz daha sevgim var bunu itiraf ediyorum. Onlarla ilgili yazıları daha aşk ve şevkle yazıyorum. Onun dışında iltimas geçmiyorum. Zaten yazarlardan çok az dostum var. Bunun bir şans olduğunu düşünüyorum. Dostlarım da iyi edebiyatçıdır.

Siz kitap koleksiyoncususunuz. Kitaplarınızı da çok iyi muhafaza edermişsiniz. O kitapların bir kısımını TÜYAP'a hediye ettiniz. Bunca sene emek verip, titizlikle muhafaza ettiğiniz kitapları verirken içiniz yanmadı mı?

TÜYAP özel bir kurum, oraya her zaman ulaşabiliyorum. Kitaplarımı başka yerlerden isteyenler oldu, ama vermedim. Çünkü burası aynı zamanda çalışabildiğim bir kütüphane. Hem bu şekilde kitaplar elimin atında oluyor. Ayrıca bir çok yerde de kütüphanem var.

Kaçta kaçını verdiniz?

Ondört bin kitap verdim. Bu dörtte birine denk geliyor. Daha önce de Anadolu'ya kendi ofisimden ve evimden kitap gönderdiklerim oldu.

Kitaplarınıza özel bakım yapıyor musunuz?

Yapmıyorum ama zaten yaşanılan evde oldukları için sıcak ortamda muhafaza ediliyorlar. TÜYAP'ı kabul etmemin sebeplerinden biri de budur. Kitaplarım için özel iki salon yapıldı. Başında kütüphane alanında ihtisaslaşmış iki görevli var. Lazım olan kitapları istediğimde yarım saat sonra yanımda oluyor.

Onlarla duygusal bir bağınız var mı?

Tabii ki. Adıma imzalı olanlar ve dostlarımın kitaplarına karşı bir bağım var. Hatta öyle ki kendimi kaptırıp objektif değerlendirmeden uzaklaştığım zamanlar da olmuştur. O zaman da 'Ben bunu eleştirmeliyim' deyip kendime geliyorum. Kendimi kontrolsüz hissettiğimde kitabı yeniden okuyorum. Eğer kitap ile arama mesafe koymasaydım, roman yazardım.

Kontrolünüzü 'ihlal' ettiğiniz olmadı mı hiç?

Kontrol edilmesi gereken optimal noktalar vardır. Bu iş hayatınızda da özel hayatınız için de geçerlidir. Bir işi yaparken diğerini de düşünürüm, çünkü o benim için diğer işin kontrolüdür.

Yani…

Gece bir davete gitmişsem, yarın kaçta kalkmam gerektiğini düşünürüm. Bazı arkadaşlarım der ki; 'O gecenin keyfini' çıkar. Benim zevk çıkarma yöntemim de bu… İçinde denetim olan herşey bana keyif veriyor.

Peki Doğan Hızlan markasının sizi frenlediği olmuş mudur?

Hayatımın hiç bir döneminde taşkın davranan biri olmadım. Ama bir kurumu temsil ettiğimin de farkındayım. Denetimsiz insanlardan haz etmiyorum.

Yani hayatınızda hiç film kopmadı. Öyle mi…

Hiç. İçki içmeyen bir insan değilim. Ama beni devreden çıkarmasına izin vermem. Kontrol ederek birşey yapıyorsam daha çok zevk alıyorum.

Siz aşkta da kontrolsüz değilmişsiniz. Nasıl başarıyorsunuz?

Onun sırrını bilemiyeceğim. Denetim tabiatı diye birşey var. 'Kendimi fazla mı kaptırdım ya da herşeyi ihmal mi ediyorum?' düşüncesi beni rahatsız ediyor.

Siz gerçekten aşık olmamış olabilir misiniz?

Aşık oldum. Ama sevdiğim insanlara kendi hayat tarzımı dayattım. Onları kendime göre yönlendirmek istedim. Maalesef…

Hiç yönlendirilmez misiniz siz? Bu kadar 'ben'i merkeze almak kötü değil mi?

Karşımdaki kişi beni ikna ederse yönlendirilirim. Hoşuma giden birşeyi arkadaşım yönlendirmiş gibi de davranabilirim. Çok sevdiğim bir insan 'şunu yap' dese, ondan etkilenirim. Ama ne yazık ki, etki de çabuk geçer bende. 'Bunu yapma' denilmesine tahammülüm yoktur. Ama biri bana 'Oraya gidersen sıkılırsın' derse, bende 'Hakikaten sıkılırım' derim ve gitmem.

Değişime ne kadar açıksınız peki?

Değişen dünyayı takip ederim, ayak uydururum. Mesela gazeteye bilgisayar geldi ben orada yazmaya başladım. Evimde pikap çalarım da var, son model cd çalarım da... Teknolojiye karşı düşkünlüğüm vardır. Yani birşeyin çeşitliliğinden, zenginleşmesinden yanayım. Edebiyat, sanat, müzik bunun içine giriyor. Ama insanın bazı özel zevkleri de var. Mesela; ben rock değil, klasik müzik dinlerim. Dinlediğim müziğin yeni icracılarını da takip ediyorum.


Hayatı zorlaştıran her şey bende

Hayatınızda nelerin önceliği var? Aile, edebiyat, müzik, dost….

Benim bütün ailem İstanbullu ama görüştüğüm akrabam çok az. Aile bağlarım zayıftır...

Neden?

Çünkü yapmak istediklerime zaman ayıramam. En nefret ettiğim şey yaptığım programın bozulmasıdır. Bir program bozulacaksa başkası değil, ancak ben bozarım. İki üç tane görüştüğüm yeğenlerim var, diğer akrabalarımı görsem tanımam. Benim için önce edebiyat, müzik, dost, sonra aile gelir. Çünkü aileyi seçme lüksümüz yok. Ama dostları kendimiz seçebiliyoruz.

Koleksiyonlarınız kime kalacak?

Vakfım var, oraya bırakacağım.

Kaç papyonunuz, CD'niz, kaleminiz, kitabınız var, biliyor musunuz?

Saymam. 'Sayarsanız bereketi kaçar' diye bir laf vardır biliyorsunuz. Ama sürekli artar. Hayatı zorlaştıran ne varsa hepsi ben de var.

Sizin gibi seçici, okumuş, eleştirel bakan, özel zevkleri olan 'nev-i şahsına münhasır' birinin çocuğu olsa nasıl olurdu? Onu nasıl yetiştirirdiniz?

Ya yirmidört saat kitap okuyacak, ya da tam tersi heavy metal dinleyecekti. Kızım olsa erkenden sevgiliye kaçacaktı. Belki böyle olmaması için despot bir baba olabilirdim. Aksi değil, ama isteklerinin doğrultusunda yetişmeleri için bazı maddi manevi fedakarlıklara girerdim. Ama kontrol ederdim.

Siz bu konuda hiç keşke demezmişsiniz…

Niye diyeyim?

Evlilik konusunda da mı öyle…

'Keşke' lafı tuhaf gelir bana. 'Keşke bunu yapsaydım' derler mesela. Bende sonradan muhasebe yoktur. Yapmak istersem onu yaparım zaten.

Peki ya nostalji…

Nostaljiyi severim. Eski objelere ve mekanlara karşı ilgim vardır. Ama şunu düşünürüm; hiç bir yeni, eskiden kötü olamaz. Bu sosyoloji, toplum bilim yasalarına da aykırı. Bazı arkadaşlarım; 'Ah eski gazetecilik' diyerek hayıflanırlar. O zamanlar bir yazıyı yazar, şoför ile gönderirdiniz. Şimdi herşey çok daha rahat. Yeni insanlar da öyle. Şimdiki gençler daha yenilikçi.

Sizin jenerasyon tam tersi eskiyi kutsar…

Ben öyle değilim. Aslında her yeni kuşak, bir önceki kuşağa muhtaç olmadan doğuyor. Burada danıştığım birçok genç arkadaşım var. Çünkü onlar bana başka bir kuşağın yeniliklerini gösterirler ben de kendimi yenilemiş olurum.

Kaçırdığınız trenler var mı?

Yok. Trenlere koşmuyorum çünkü. O trenler kaçmışsa kaçırmak istediğimdendir. Yapmak istediğim şeyleri ne ahlaki, ne edebi, ne de iktisadi, hiç birinin denetimden geçirmedim. Her istediğimi yaptığım için keşkelerim yok.


İnsanların kötü yanlarını görme eğilimim var

Papyon, kitap ve plak koleksiyonunuz var. Bu objelerin sembolize ettiği değerlere gelirsek, onlara neden bu kadar tutkun olduğunuzu sorguladınız mı?

Hayır. Hayatın akışı içinde birçok şeyi sorgulamam. Bunları sevip biriktirme gerekçesi bana yeter. 'Kalem tutkum nereden kaynaklanıyor, neden ben müziği seviyorum?' sorusu çok bilimsel kalıyor. Ayrıca bunların yanıtı da basit. Annem küçüklüğümde bana çok iyi kalemler aldığı için. O, herkes tükenmez kalemle yazarken bana en pahalı dolmakalemleri alırdı. Müziğe olan tutkum, ailemin müzik sevgisinden geliyor. Bu zamanla bende fetiş gibi bir etki yarattı. Güzeli görünce ona ulaşmak ve sürdürmek istiyorsunuz

'Biriktirme', yani eşyanın birden fazlasını isteme hangi duygunun somutlaşmış halidir? Çokluk arzusunun sizin tek çocuk olmanızla bir alakası var mı?

Onu bilmiyorum ama biriktirme arzum herşeyde var. Bir tek arkadaşlarımda yok.

İnsan koleksiyoncusu değilsiniz yani…

Değilim. Sevdiğim insanlar azdır ve aşağı yukarı hergün konuşurum onlarla... Stalin'in kızının anılarından bir bölümü hatırlarım hep. Diyor ki; 'Babam her akşam aynı insanlarla buluşur, aynı hikayeleri anlatır, kahkalarla gülerdi' Benim de çevremle münasebetim öyle. Onun için herşeyi bilen ve anlayabilen insanlarla konuşuyorum. Çünkü çok anlatmayı sevmiyorum. Birşey söylediğimde arkadaşlarım anlıyor ve kahkahalarla gülüyoruz. Hem herkesle neyi bölüşebilirsiniz ki? İnsan seçerken ne yazık ki 'kötü yanlarını görme' eğilimim var.

Yazılarınızda gösterdiğiniz anlayışı insanlara göstermiyorsunuz belki de…

İnsan konusunda iyimser değilim. Evvela 'Ne hataları vardır' diye düşünürüm.

Canınızı mı yaktılar?

Yoo. Belki eleştiri mizacındandır.

Peki sıra kendinizi eleştirmeye geldiğinde, negatiften mi başlarsınız yoksa pozitiften mi?

Negatiften eleştirmeye başlarım. Çok titiz, mükemmeliyetçi olmam, belli yerlere ve insanlara düşkünlüğüm, istediğim şeylerin mutlaka olsun gibi isteklerim aslında kötü şeylerdir.

Kendinizden yakınıyorsunuz…

Yakındığım doğru. Çünkü bunları sağlamak için çok emek ve zaman harcarsınız. Ama ne kadar değiştirebiliyorum, tartışılır. Eleştirirken sadece karşımdaki insana değil, kendime de acımasız oluyorum. Bir dolmakalemin kartuşunu saatlerce aramak, gülünç gelir, ama yaparım. Arkadaşlarım bu halimle çok eğlenirler.

Sizin gibi eşyalarla arasında duygusal bağ kurmuş biri seyahate çıkarken yanına ne almaz?

Almadığım birşey varsa orada alır bir bavul daha ekler dönerim. Kalemlerimi, Cd'lerimi, kitaplarımı hepsini alırım. Bir kaç takım elbise alırım. O yüzden seyahat bana eziyet olur ve tek başıma seyahat etmem. Yanımdaki kişi bavullarımı kontrol eder bende uçağa rahat rahat binerim.