
İlk şiir kitabını okurla buluşturan Yunus Emre Aklıbaşında, kitabını eline aldığında hissettiklerini “Fani dünyada benim de dikili bir ağacım var, dedim” cümlesiyle açıklıyor.
Ölümden dönen bazı insanlar, «Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti.» der. Ben de eserim yayımlandığında benzer bir his yaşadım. Kitabımın bütünlüğüne ulaşana kadar geçtiğim yollar, biriktirdiğim anılar, önünde dirsek çürüttüğüm ve beni etkileyen kitaplar… Hepsi gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti desem abartmış olmam. Buna rağmen sakindim, topu göğsünde ustaca yumuşatan futbolcular gibi kontrol bendeydi. Ölüm, varlığımızı pekiştiren bir yaşantıyken, ölümden dönmek ise hayatta kalan insanın varlığı için yeni bir eşiktir, bu eşiği olgunlukla karşıladım. İlk şiir kitabımın çıkması yepyeni bir başlangıcın ilk adımıydı çünkü. Fani dünyada benim de dikili bir ağacım var, dedim.
nKitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?
Hastanede geçirdiğim zorlu bir gecenin ardından, evde hasta yatarken sabah saatlerinde kitabım elime ulaştı. Sağlığın ve zamanın kıymetini düşündüm. Hayat boyu okuma ve yazma gücü bulmak için dua ettim.
İlk imzayı sevgili eşime ayırdım.
Kulağım şiire aşinaydı
Yazmaya başlamadan önce, sözlü kültür içinde geçen çocukluğum, şiire dair kültürel hafızamın boş bir levha olmadığını gösteriyordu. Dedem, (Hafız Murteza Bey) Âşık Sümmani hayranıydı. Özel günlerde ev ahalisine divan ve halk edebiyatından şiirler okur, rahmetli babaannem ise ona maniler ve ilahilerle eşlik ederdi. Hatta tıpkı halk ozanları gibi birbirleriyle tatlı bir atışmaya girerlerdi. Bu sayede, daha okuma yazma bilmezken kulağım şiire aşinaydı.
İlk şiirimi, ilkokul öğretmenim Ferial Balakbabalar’ın teşvikiyle yazdım. Sınıftaki “şair” unvanımın yükünü yıllar içinde idrak edene kadar, yazdıklarım okul dergilerinde ve kürsülerde birer anı olarak kaldı. Yani ortaokulda ve lisede yazmaya devam ettiysem de okuduğum iyi kitaplar, zihnimi daha çok meşgul ediyordu o dönem.
İstanbul’da, üniversitenin birinci sınıfında ise dergilerle ve günümüz şairleriyle bizzat tanışarak yazarlık serüvenimi bilinçli bir şekilde sürdürmeye başladım esasen. Günümüz şairliğinin asıl anlamını o atmosferde kavradım.
Yazma konusunda katı kurallarım yok, yazmak gibi organik bir süreci belli kalıplara ve zamana hapsetmek kayıp olur. Fakat temiz bir uykudan sonra kelimelerle uğraşmayı seviyorum. Bilincimin en açık olduğu, metne yoğunlaşabileceğim zaman dilimlerinin de hakkını yemek istemem.
Küçükken el yazısıyla tuttuğum şiir defterlerim vardı. Geçenlerde o defterlerden birini okumaya çalıştım ama işi, paleograflara bıraktım. Daha iyisi gelene kadar, tabii ki bilgisayar.







