Hayat Cudi dağından gelen ses

Cudi dağından gelen ses

İbrahim Baz’ın romanı Cudi, tarihten, kutsal kitaplardan, efsanelerden, şiirlerden ilhamla kaleme alınmış bir roman. Nuh Peygamberin gemisinin bulunduğu rivayet edilen Cudi dağına doğru okuru bir yolculuğa çıkaran roman ayrı zamanda içsel bir yolculuğa da ayna tutuyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Cudi dağından gelen ses
Yazarın üslubundaki manevi yolculuk lezzeti veren söyleyişler bizi alıp götürmekte.

KAMİL EŞFAK BERKİ

İbrahim Baz’dan Cudî dağının Tufandan bugüne romanı. Ömer ve Halil Darülfünûn’da tanışırlar. 1920’de Millî Mücadele başlayınca son sınıf yarıda kalmıştır. Kırk yıl birbirlerini görmüyorlar. Çoban Halil Cudi’de Sefine Festivali’ne davet eder Ömer’i (1960). Sefine gemi demektir ve Nuh’un Gemisi’ne bir göndermedir. Halil mektuplarında Cudi’yi bir sevgili gibi anlatır Ömer’e. Uzun soluklu bir anlatı akışı görüyoruz bu kitapta.

RUH HALLERİ / MEKÂNLAR

Cudi, İbrahim Baz, Ketebe Yayınları 2021, 248 sayfa
Cudi, İbrahim Baz, Ketebe Yayınları 2021, 248 sayfa

“Şeyh Şeyda’nın adı geçince Hamid heyecanlanacak; kamyon da sevinecek. Cudi, sırt üstü yatmış bir insan gibi. Anlatıda bir mantık örgüsü başlatan cümle: “Bilesiniz ki Cudi dağı, Hz. Nuh’un duasının cevabıdır.”

Heştan köyü, Nuh’la birlikte inen 80 kişinin yeni vatanları. Yeni hayat oradan başlayacaktır.

Tevrat’ta “Gemi Ararat dağına oturdu” denmişken, Kur’an’da “dağların en cömerdi olan Cudi’ye oturdu” bilgisi bulunuyor. Elmalı tefsiri gayet ayrıntılıdır. Anlarız ki, Son Vahiy yanlışlığı önlemek için, Cudi’nin adını vermiş nitekim. Türkiye’de yüz yıldan beri Nuh’un Gemisi’nin Ağrı Dağı’na oturduğu, Batı ülkelerince iddia edilip duruyor. Kur’an’da bir metafor var ama; “Dağların en cömerdi olan” Cudi. Cud Arapça cömert anlamındadır. Bu, Gemi’yi delecek bir çıkıntısı olmayacak bir düzlük demektir. Cizre, Silopi ve Şırnak arasında; çıkılsın Cudi’ye hele. Roman da bunun derdini yüklenmiş işte. Kitapta anlatıcı ben coşkulu bir akış sağlamıştır.

AĞRI DAĞI – CUDÎ DAĞI

Bilim insanları ayrıntılı incelemeler ortaya koymuşlardır. Özellikle Prof. Hikmet Tanyu Diyanet İslâm Ansiklopedisi’nde okur karşısına zengin malzeme çıkarmıştır.

İlk olarak sürpriz bir karşılaştırma: “Bu dağa, Ermeniler ‘Massis’ veya ‘Masik’ derken, sadece Avrupa ve Amerika coğrafyacıları Ararat demektedirler” (DİA, Ağrı Dağı). Yaklaşık yüz yıldır Ermeniler arasında da Ararat denilmektedir.

Prof. Hikmet Tanyu’nun konu bağlamında daha ileri bir tarihî realiteyi bakışlara sunuşu da var. Ararat isminin günümüzde Ağrı ismine dönüşmesi de bir serüven içerir. Bu dağın geleneklerde farklı adlandırılmaları bulunmalıdır. Yakut dilinde “Ağr”, Selçuklu Türklerinde “Eğri”, bazen de “Ağır Dağ” denilmekteydi. Araplarda ise Büyük Ağrı’ya Cebelü’l-hâris, Küçük Ağrı’ya Cebelü’l-huveyris diye ad koymuşlardır.

Hikmet Tanyu dinler tarihi profesörü olarak tarihî coğrafya verilerini de ihmal etmez, zengin bir serimleme sunar.

Babil’li bilgin rahip Berassos’un tarihinde Gemi’nin Urmiye [Urumiah] cihetinde Musul’un kuzeydoğusundaki Kurt dağı üzerine oturduğu yazılıdır (Jewish Encyclopedia, II, 74.C.F.K). Öte yandan, Tekvin 8/4’ün Ârâmice ve Süryânice tercümelerinde: Gemi’nin üzerine oturduğu yer için Ture Kardu (Ture: dağ) olarak zikredilir ki burası Van gölünün güneydoğusundaki dağlardır. (Tikva S. Fryme Ejd, III, 290). Tanyu, Süryani yorumcuların görüşlerini de verir: “Ture Kardu, Kur’an’da da Gemi’nin indiği dağ olarak gösterilen (bk. Hûd sûresi, 11/14) Cûdi dağıdır. Tanyu bu bilgiyi Süryani ruhbanlarından Aziz Günel’in Türk Süryaniler Tarihi eserinden (Diyarbakır, 1970) almıştır.

Cûdi dağı hakkında daha geniş bilgi Prof. Tanyu’nun (Cûdi dağı, DİA) maddesindedir. Şaşırtıcı kaynaklar veren bu yazı buraya sığmayacak kadar uzundur. Ülke çapında ve ruhunda müthiş değerli bir konu yerli ilgiyi hak eder. Amerikalılar ilgileniyorlar, ancak tarih ve Hakikat açısından bir hassasiyete ulaşamadılar bir türlü.

1937’DEKİ İNCELEMELER

Tanyu: “1937’de Binbaşı Cevdet Sunay, on beş subay ve elli erle birlikte Ağrı dağının zirvesine ulaşmıştır. Bu heyet, iddiaların aksine, Nuh’un gemisinin enkazına rastlamamıştır.”

ROMANIN BOYUTLARI

Cudî tarihî roman niteliğini aşan coşkun bir anlatıdır. İç içe dönüşlerle, modern bir roman diyebiliriz ona. Dramatik bir metin; tarihî bir zemini, bir de şimdiki zaman duyarlıklarıyla yoğun, sürükleyici bir ses, dahası Tufan ve Hz. Nuh’a odaklanan bir kalp çarpıyor: Bu kalbin manevî odağı demek olan Süveyda, romana ayrı bir buut kazandırmış. Yazarın üslubundaki manevi yolculuk lezzeti veren söyleyişler bizi alıp götürmekte.

Evliya Çelebi’de, Gemi’den kereste parçaları gözlemini okuruz. On yıl kadar önce, yolculukta söyleştiğimiz genç bir Cizreli de “hâlâ bulunabiliyor” demişti. Ne dersiniz: Karbon 14 testinde geç kalınmasa! Tufan’dan bugüne geçen asırların sayısı malûm olur. Bu da bir arkeoloji değil mi efendiler?

Tanyu’nun dediği gibi: “Yabancıların Nuh’un gemisinin Ağrı dağında olduğuna dair ısrarlı iddiaları, turistik ve sportif görünümlü de olsa onlarca gerçekleştirilen bazı tırmanışların Ağrı dağına yönelik birtakım siyasi, stratejik ve dinî emellerle bağlantılı olduğunu düşündürmektedir.”

İlmi veriler ışığında yabancıların konuyu, özüne saygı ile görmeleri beklenir. Nitekim, son Noah filminde, senaryoda Kur’an’da mevcut ayrıntılardan yararlanıldığını gördük. Senarist İbrahim Hakkı, Elmalı’nın Kur’an tefsirinden yararlanmıştı.

Bu roman yerel duyarlık ile Tufan gibi bütün insanlığın malı bir mucizeyi sorumluluk duygusu içinde taşıyan bir roman olmuş. Sayın İbrahim Baz’ı kutluyoruz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.