Miraz Bezar, Türkiye'de çekilmiş ilk uzun metrajlı Kürtçe filmin yönetmeni. Filmi ulusal ve uluslararası birçok film festivalinden ödüllerle döndü ve şimdi vizyonda. Bezar'ın dileği çatışmalı ortamda anne ve babasını kaybeden iki çocuğun trajik öyküsünü anlatan 'Mın Dıt'ın, bu hikayelerden uzak insanlara ulaşması
Sinemayı çocukluğumdan beri sevdim. Ama büyüdüğüm Bremen'de sinema adına hiçbir şey üretilmiyordu. Dolayısıyla 1994'te Berlin Film Akademisi'nde Yönetmenlik Bölümü'nde okumaya başlamam sinemaya direkt bir geçiş oldu. Mezun olur olmaz da Diyarbakır'da bir süre yaşamama yetecek kadar para kazanmak için çalışmaya başladım.
Bir yönetmen olarak her ne kadar başarılı kısa filmleriniz olsa da uzun metrajlı bir film yapmadan sinemaya adım atmış sayılmazsınız. Bu düşünceyle zaten hep anlatmak istediğim faili meçhul cinayetler konusunda yoğunlaşmaya başladım. Diyarbakır da faili meçhul cinayetleri en ağır yaşayan şehir. Diyarbakır'a gelirken aklımda senaryo yoktu. Zaten senaryoyu Berlin'den yazmak yanlış olurdu. Kitaplardan okuduklarınızla film yapamazsınız. Ben sinema filmi yaptığım zaman çektiğim mekanı iyi bilmem, oralı olamam lazım. Bir sinemacı olarak bunu yapamazsam, onu hissetmezsem film çekemem. Tam da bu yüzden gitmek zorundaydım
Gördüm anlamına geliyor.
Filmin ismi başlangıçta Gure Bi Zıngıl (Zilli Kurt) olacaktı ama filmi kurgularken neyi anlattığınızı bazen yavaş yavaş keşfedersiniz. Bende de böyle oldu ve daha uygun bir isim aramaya başladım. Türkiye'de Kürtlerin yaşadıklarını bir kesim görüyor ama büyük bir kesim görmüyor. Filmin başına koyduğum yaşlı dedenin yüzüne baktım. O yaşlı adam olanları görmüştü ve gördükleri yüzüne yansımıştı. Ben de olanları onun yüzünde gördüm. Sonra Gülistan'ın yani yeni neslin hikayesi başladı. Ve filmin adı bu yüzden 'Mın Dıt' olarak değişti.
Diyarbakır'a gittiğimde filmle ilgili kesin karar verdiğim iki nokta, bir film Kürtçe olacak ve iki kendime otosansür uygulamayacağım. Otosansür yapmaya bir kere başlarsanız onun sonu gelmez ve bir şeyler anlatayım derken hiçbir şey anlatmamış olursunuz. Ve bunu hep söylüyorum ve tekrarlamak isterim. Sevdiğim benimsediğim bir sinema var. O da politik sinema. Bunu en iyi yapanlar, mesela Yılmaz Güney nasıl yaptıysa ben de öyle yapmak zorundayım.
Bugüne kadar oyuncuların ağzına bozuk kırık bir Türkçe yerleştirilerek yapılan filmleri sadece bir sinemacı olarak değil bir insan olarak da doğru bulmuyorum. Bu utanca ortak olmak istemedim.
Büyük oyuncular şehir tiyatrosunun oyuncuları genelde. Diğerleri de bir şekilde Diyarbakır'da benim tanıştığım tanıdığım insanlar. Çocuk kastı için çok fazla zamanım yoktu. Sokakta tanıştıklarım oldu. Diyarbakır'da çocuklarla ilgilenen kurumlara gittim. Çocuklarla beraber seyahatlere çıktım. Şenay'la Muhammed'i de bu gezilerden birinde tanıdım. Bu yüzden onlar beni yönetmen değil de Mıraz Abi'leri olarak, film setini de kendi bahçeleri gibi gördüler. Ama şunu söylemeliyim ki tıpkı profesyonel oyuncular gibi oynadıkları karaktere sahip çıktılar.
Kendime otosansür uygulamamak konusunda avantaj oldu. Çünkü burada insanlar temkinli olmayı o kadar içselleştirmişler ki kendilerini sansürlediklerini bile görmüyorlar. Eleştirel olarak bir şeyler anlatmak istediğiniz zaman dışarıdan bakış iyidir. Çünkü içinde yaşarken bazı şeyleri görmeyebilir, hatta kanıksayabilirsiniz. Mesela oradaki insanlar çektikleri acıları o kadar kanıksamışlar ki anlatmaya değer bile bulmuyorlar. Ama ben dışarıdan gelen bir insan olarak ince detayları görebiliyorum. O anlamda avantaj oldu.
Çok doğal bence. Bir filmle benim dünyamda bunlar yaşandı diyorsunuz. Ve bu sefer de öbür insanların dünyasını oluşturan sütunları kırıyorsunuz. Bu durumda karşı tarafın 'Gel sütunlarımı kır' demesini bekleyemezsiniz. Zaten bu film insanların tartışmasına yol açmak istiyor.
Ben biliyorum ki Kürtçe filme ödül vermek konusunda jüride de tartışmalar yaşandı. 'Antalya Film Festivali, ulusal yarışma, Türkiye'de sadece Türkçe konuşulur, Kürtçe bir film yarışma dışı gösterilsin' denildi. Ama onlar gibi düşünmeyen bir sürü insan da var. Burada Antalya'daki ön jüriye teşekkür etmek istiyorum. Çünkü orada insanlar 'Artık bir şeyler değişsin ve Kürtçe bir film yarışmada olsun' demiş. Ben aslında o ön jüriye ödül vermek istiyorum. Çünkü ben bazı riskleri göze alıp bu filmi yaptım. Ama benim arkamdan birileri gelip desteklemeseydi o adıma devam edemezdim. Bugün Antalya'da aldığımız ödül olmasaydı film vizyona girmekte zorlanabilirdi.
Gayet güzel geçti. Antalya'dan farklı olarak, daha iyi anlatabildik kendimizi. Üç tane de ödül aldık. Şenay Orak bugün 14 yaşında. Ama filmde oynadığı zaman 11 yaşındaydı. Ona en iyi kadın oyuncu ödülü, filmin müziklerini yapan Mustafa Biber'e en iyi müzik ödüllerinin verilmesi, yönetmen olarak bazı şeyleri doğru yaptığımı gösteriyor. O beni çok sevindirdi.
Türkiye'de bir ilk yaşandı ve anadili Kürtçe olan bir film ulusal yarışmada gösterildi. Bu çok önemli. Benim bundan 10 sene sonra Türkiye'ye ait ütopyam, bu ülkenin multikültürel, çoğulcu, demokratik, dünyaya örnek bir ülke olmasıdır. Bu ütopyayı gerçekleştirirsek, herkesin kıskanacağı bir ülke olacağız. Buna inanmayan insanları da yarın kazanacağız. Çünkü doğru her zaman parlar, ışıldar. Bu film doğruların ışıldaması için bir ilk adımdır.
İnanıyorum ki Mın Dıt öbür dilleri bilmemize, ötekinin dünyasını anlamamıza yardım edecek. O anlamda bu film sadece Kürtler için yapılmadı. Umduğum bu hikayelerin, bu hikayelerden uzak insanlara ulaşması ve onların seyretmesidir.
Miraz Bezar'ın ilk uzun metrajlı filmi olan "Min Dit" (Ben Gördüm) Diyarbakır'da çatışmaların yaşandığı günlerde anne ve babasını kaybeden iki çocuğun hikayesini anlatıyor.
29. İstanbul Film Festivali'nde En İyi Müzik Ödülü'nü Min Dît'in müziğiyle Mustafa Biber, En İyi Yönetmen Ödülü'nü Min Dît'in yönetmeni Miraz Bezar', En İyi Kadın Oyuncu ödülünü ise Min Dît'in küçük Gülistan'ı Şenay Orak aldı. 46. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Ulusal Uzun Metrajlı Film Yarışması'nda ilk kez bütün karakterlerin Kürtçe konuştuğu yerli yapım olarak gösterilen film, 'Behlül Dal Jüri Özel Ödülü'nü kazanmıştı. San Sebastian Film Festivali'nde "Gaztea Youth Award" ve Ghent Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülüne layık görülen film, Hamburg Film Festivali'nde de yönetmenine "Genç Yetenek" ödülünü getirdi. İlk Kürtçe film "Min Dit"(Ben gördüm), 17. Uluslararası Prag Film Festivali'nde büyük ödül 'Grand Prix'e layık görüldü.






